Torun Gözden Kayboluyor: Bir Kızın Sessiz Çığlığı
“Yine mi senin yüzünden tartışıyoruz, Elif?” Annemin sesi mutfakta yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını masaya bıraktım. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Kardeşim Mert, annemin hemen yanında, gözlerinde zaferle bana bakıyordu. Annem ona dönüp gülümsedi, saçlarını okşadı. Oysa ben, annemin gözünde hep fazlalık gibi hissediyordum. Sanki bu evde bana ait bir yer yoktu.
Çocukluğumdan beri annemin sevgisini kazanmak için uğraştım. Babam erken yaşta vefat ettiğinde, annem bütün ilgisini Mert’e yöneltti. “O daha küçük, anlamıyor,” derdi hep. Ben ise her şeyi anlıyordum. Annem bana bir bakış bile atmadan, Mert’in ödevlerine yardım eder, onun sevdiği yemekleri yapar, ona sarılırdı. Ben ise kendi başıma büyüdüm. Okuldan döndüğümde kimse bana “Günün nasıl geçti?” diye sormazdı. Bir gün, ilkokulda bir yarışmada birinci olmuştum. Eve koşarak geldim, madalyamı anneme göstermek için. Ama o, Mert’in ateşi çıktığı için hastaneye gitmişti. Madalyamı kimse görmedi, kimse kutlamadı. O gün, içimde bir boşluk oluştu.
Yıllar geçti, ben büyüdüm. Lise yıllarımda annemle aramda görünmez bir duvar vardı. Mert ise her zaman onun gözbebeğiydi. Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, annem Mert’in futbol takımına seçilmesini kutlamak için evde küçük bir parti yaptı. Benim sınav stresim, kaygılarım kimsenin umurunda değildi. Annem bana, “Sen zaten çalışkansın, halledersin,” dedi. Oysa ben de bir kez olsun, “Seninle gurur duyuyorum,” demesini istedim. O cümle hiç gelmedi.
Üniversiteyi kazandığımda, annem sadece başını salladı. “İyi, güzel. Ama Mert’in durumu ne olacak?” dedi. O an, içimdeki kırgınlık büyüdü. İstanbul’a okumaya gittiğimde, annem haftada bir Mert’i arar, ona para gönderirdi. Bana ise sadece bayramlarda mesaj atardı. Ben de zamanla aramayı bıraktım. Kendi başıma ayakta durmayı öğrendim. Ama içimdeki o sevgi açlığı hiç geçmedi.
Mezun olduktan sonra eve döndüğümde, her şey aynıydı. Annem yaşlanmıştı, ama Mert hâlâ onun gözünde küçük bir çocuktu. Bir akşam sofrada, annem Mert’e yeni aldığı arabadan bahsediyordu. Ben ise iş bulmak için mücadele ediyordum. Annem bana dönüp, “Sen de bir iş bulursun, kızım. Ama Mert’in işleri daha önemli, ona destek olmalıyız,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ben de senin çocuğunum, anne. Neden beni hiç görmüyorsun?” diye bağırmak istedim. Ama sustum. Çünkü biliyordum, annem duymayacaktı.
Bir gün, işten eve dönerken yağmur başladı. Otobüs durağında ıslanırken, annemi aradım. “Anne, eve geç geleceğim, anahtarı kapının altına bırakır mısın?” dedim. “Mert’in anahtarı var, ona sor,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Eve geldiğimde Mert yoktu, kapıda saatlerce bekledim. O gece, annemle ilk kez ciddi bir tartışma yaşadık. “Ben de bu evin kızıyım! Neden hep Mert? Neden ben yokum?” diye bağırdım. Annem sustu, gözlerini kaçırdı. “Sen güçlü kızsın, Elif. Mert daha hassas,” dedi. O an, annemin sevgisini asla kazanamayacağımı anladım.
Yıllar geçti, ben kendi hayatımı kurdum. Evlenmedim, çünkü kimseye güvenemedim. Annemin sevgisizliği, içimde derin yaralar açtı. Mert evlendi, çocukları oldu. Annem torunlarına düşkün, ama bana hâlâ mesafeli. Bir gün, annem hastalandı. Hastanede başında ben vardım. Mert işlerinden dolayı gelemedi. Annem bana bakıp, “Sen hep yanımda oldun, Elif,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ama sen hiç yanımda olmadın, anne,” demek istedim. Yutkundum, sustum. Çünkü artık söylemenin bir anlamı yoktu.
Şimdi, annem vefat etti. Evde yalnızım. Mert ailesiyle mutlu, ben ise annemin gölgesinde kaybolmuş bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Annemin bana hiç vermediği sevgiyi, kendi içimde arıyorum. Bazen aynaya bakıp, “Ben de değerli miyim?” diye soruyorum. Annemin sevgisini kazanmak için yıllarımı harcadım, ama asla başaramadım. Şimdi, kendi değerimi bulmak için mücadele ediyorum. Sizce, bir anne çocuklarını gerçekten eşit sevebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla iyileşmez mi?