Kendi Ellerimle Teslim Ettim: Bir Dostluğun Çöküşü
“Elif, neden böyle bir şey yaptın? Neden bana söylemedin?” diye bağırdı Zeynep, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek çay bardağını masaya bırakırken, içimdeki fırtına dışarı taşmak üzereydi. Annemin eski dantel örtüsüyle kaplı masa, sanki aramızdaki mesafeyi daha da büyütüyordu.
Bir hafta önceye kadar, Zeynep benim en yakın arkadaşımdı. Çocukluğumuzdan beri her sırrımı onunla paylaşırdım. Ama şimdi, ona en büyük sırrımı saklamıştım. Ve bu sır, hayatımın en değerli insanını, sevgilim Emre’yi, kendi ellerimle ona teslim etmemle sonuçlandı.
Her şey geçen ay başladı. Emre’yle ilişkimizde bir süredir sorunlar vardı. Babam işsiz kalmıştı, annem sürekli hasta oluyordu. Evdeki huzursuzluk, Emre’yle aramıza da girmişti. Bir akşam, Emre’yle tartıştıktan sonra Zeynep’i aradım. “Gel de biraz dertleşelim,” dedim. O gece Zeynep bana sarıldı, “Her şey düzelecek,” dedi. Ama bilmiyordum ki o sarılış, aramızdaki son samimi andı.
Bir hafta sonra Emre’nin telefonunda Zeynep’ten gelen bir mesaj gördüm: “Dün gece için teşekkür ederim. Senin yanında kendimi çok iyi hissettim.” O an içimde bir şeyler koptu. Ama Emre’ye de Zeynep’e de hiçbir şey belli etmedim. Sadece sustum. Kendi içimde boğuldum.
O günden sonra Zeynep’le arama mesafe koydum. Ama o fark etmedi bile. Hâlâ bana gelip dert yanıyor, Emre’den bahsediyordu. Bir gün cesaretimi topladım ve onu evime çağırdım. Annem mutfakta börek yapıyordu, ben de Zeynep’i salona aldım.
“Zeynep, sana bir şey sormam lazım,” dedim titrek bir sesle.
“Ne oldu Elif? Korkuttun beni,” dedi.
“Emre’yle aranızda bir şey mi var?”
Bir an durdu, gözlerini kaçırdı. Sonra başını öne eğdi. “Elif… Ben de bilmiyorum nasıl oldu. Seninle tartıştığınız gece… Bana çok kötü görünüyordun. Emre de öyleydi. Birlikte dertleştik… Sonra… Her şey çok hızlı gelişti.”
O an içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama başaramadım. “Ben sana en zor zamanımda güvendim! Sen ise…”
Zeynep’in gözleri doldu. “Biliyorum, haklısın. Ama ben de kendime engel olamadım.”
O gün Zeynep evden çıktıktan sonra saatlerce ağladım. Annem kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde gözlerimin şiştiğini görünce hiçbir şey sormadı. Sadece yanımda oturdu ve saçımı okşadı.
Ertesi gün Emre’yle buluştum. Ona her şeyi bildiğimi söyledim. O da başını öne eğdi ve “Affet beni Elif,” dedi. Ama affedemedim.
Günler geçtikçe yalnızlığım arttı. Evde babam hâlâ işsizdi, annem hastaydı ve ben artık en yakın arkadaşımı da kaybetmiştim. Mahallede herkesin dilindeydik. Komşular fısıldaşıyor, annem üzülmesin diye hiçbir şey söylemiyordu ama bakışlarından her şeyi anlıyordum.
Bir akşam babamla sofrada otururken sessizlik dayanılmaz hale geldi.
“Elif, kızım… Herkes hata yapar,” dedi babam usulca.
“Baba, ben ona güvenmiştim…”
“İnsan bazen en güvendiğinden en büyük darbeyi yer,” dedi ve başını önüne eğdi.
O gece uyuyamadım. Zeynep’in bana yazdığı uzun mesajı defalarca okudum: “Sana ne desem haklı çıkamam Elif… Ama bil ki seni asla unutmayacağım.”
Bir sabah annem yanıma geldi ve elime bir zarf tutuşturdu.
“Zeynep bırakmış kapıya,” dedi sessizce.
Zarfı açtığımda içinden küçük bir not çıktı: “Sana kendimi affettiremeyeceğimi biliyorum ama bil ki seni kaybetmek bana da çok ağır geldi.”
O an düşündüm: Acaba ben de mi hata yaptım? Belki de sorun sadece Zeynep’te ya da Emre’de değildi… Belki de biz üçümüz de hayatın yükü altında ezilmiş ve yanlış kararlar vermiştik.
Aylar geçti. Zeynep’le yollarımız tamamen ayrıldı. Emre başka bir şehre taşındı. Ben ise ailemin yanında kalıp üniversiteye hazırlandım. Ama içimde hâlâ o günlerin acısı vardı.
Bir gün mahallede eski bir arkadaşımızla karşılaştım.
“Elif, seni eskisi gibi gülerken görmek istiyoruz,” dedi.
Gülümsedim ama içimde bir boşluk vardı.
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: İnsan en yakın dostunu affedebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Siz olsanız ne yapardınız?