Hesabı Bölelim, Lütfen: Bir Akşam Yemeğinde Kırmızı Bayraklar
“Hesabı bölelim mi?” dedi Baran, gözlerini benden kaçırarak. O an, garsonun elinde tuttuğu küçük siyah deri cüzdanın içindeki fişten daha ağır bir sessizlik masaya çöktü. Sanki bütün restoran sustu, sadece bizim masamızda bir fırtına koptu. Oysa birkaç dakika önce gülüşmeler, hafif dokunuşlar, hatta belki bir umut vardı aramızda. Şimdi ise, içimde bir şeyler çatırdadı.
Baran’ı iki hafta önce bir uygulamada tanımıştım. Profilinde kitap okuyan bir fotoğrafı, bir de Boğaziçi Köprüsü’nün önünde çekilmiş bir selfie’si vardı. Mesajlaşmalarımızda hep nazikti, espriliydi. “Gerçekten böyle biri mi?” diye düşünmüştüm. Annem, “Kızım, dikkat et, internetten kimseyle buluşma,” demişti ama ben, 29 yaşında, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olarak, artık kendi kararlarımı vermek istiyordum.
O akşam, Kadıköy’de küçük, samimi bir restoranda buluştuk. Baran, ilk başta biraz çekingen görünüyordu ama zaman geçtikçe açıldı. Babasının memur olduğunu, annesinin ise ev hanımı olduğunu anlattı. Ben de kendi ailemden, avukat olan babamdan ve emekli öğretmen annemden bahsettim. Sohbet ilerledikçe, Baran’ın gözlerinde bir ışık gördüm; sanki beni gerçekten dinliyordu. Ama şimdi, o ışık sönmüştü.
“Hesabı bölelim mi?” cümlesi, bana sadece bir ödeme önerisi gibi gelmedi. Sanki, “Seninle ilgilenmiyorum,” ya da “Senin değerini bilmiyorum,” demekti. Belki de fazla hassastım, belki de bu kadar büyütmemeliydim. Ama içimde, çocukluğumdan beri taşıdığım bir yara vardı: Değer görme ihtiyacı. Babam, anneme her zaman küçük jestler yapardı. Annem de ona. Ama babam, ilk buluşmalarında anneme çiçek almış, yemeğin hesabını ödemiş, ona değerli hissettirmişti. Annem bana hep, “Bir erkek, sana değer verirse bunu hissettirir,” derdi.
Baran’ın gözlerine baktım. O an, içimde bir ses, “Sakın sesini çıkarma, modern kadınsın, hesabı paylaşmak normal,” dedi. Ama başka bir ses, “Senin değerini bilmeyen biriyle ne işin var?” diye bağırıyordu.
“Tabii, bölelim,” dedim, gülümsemeye çalışarak. Garson, fişi ikiye böldü. Kredi kartımı uzatırken ellerim titredi. Baran, cüzdanını çıkardı, kartını verdi. O an, aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Yemekten sonra Moda’da yürüdük. Baran, “Güzel bir akşamdı,” dedi. Ben de başımı salladım. İçimde bir burukluk vardı. “Sana ulaşırım,” dedi, vedalaştık. Eve dönerken, vapurda camdan dışarı bakarken, gözlerim doldu. Kendime kızdım. Neden bu kadar büyütmüştüm ki? Sonuçta, kadın-erkek eşitliği bu değil miydi? Ama içimdeki küçük kız, “Biraz ilgi, biraz değer görmek istemek suç mu?” diye fısıldıyordu.
Eve vardığımda annem salonda televizyon izliyordu. Yüzüme baktı, “Ne oldu, iyi misin?” dedi. “İyiyim anne, sadece biraz yorgunum,” dedim. O an, annemin gözlerinde endişeyi gördüm. “Bak kızım, kimseye kendini ezdirme. Ama kimseyi de hemen silme. Herkesin bir hikayesi vardır,” dedi. Annemin bu sözleri, kafamı daha da karıştırdı.
Ertesi gün, Baran’dan bir mesaj geldi: “Dün için teşekkürler. Umarım tekrar görüşürüz.” Cevap yazmak için telefona baktım. Parmaklarım tuşların üzerinde durdu. Ne yazmalıydım? “Benim için de güzeldi,” mi demeliydim, yoksa “Bence biz pek uyuşmuyoruz,” mu?
O gün iş yerinde de aklım hep Baran’daydı. Arkadaşım Elif’e anlattım. Elif, “Kızım, bu devirde kimse kimseye bedava yemek ısmarlamıyor. Hem belki maddi durumu iyi değildir,” dedi. Ama başka bir arkadaşım, Zeynep, “Hayır, ilk buluşmada hesabı paylaşmak kırmızı bayraktır. Değer vermiyor demektir,” dedi. Herkesin bir fikri vardı ama benim kafam daha da karıştı.
Akşam eve döndüğümde, eski ilişkilerimi düşündüm. Üniversitede tanıştığım Emre, bana hep küçük sürprizler yapardı. Ama sonra, bana yalan söylediğini öğrenmiştim. O zaman da, “Küçük jestler önemli ama asıl önemli olan dürüstlük,” demiştim kendime. Peki ya şimdi? Baran dürüst müydü, yoksa sadece ilgisiz miydi?
Bir hafta geçti, Baran’dan bir daha mesaj gelmedi. Ben de yazmadım. Ama içimde bir eksiklik, bir burukluk kaldı. Annem, “Kısmet değilmiş,” dedi. Babam ise, “Kızım, kimseye muhtaç olma. Ama kendini de değersiz hissettirme,” dedi.
Bir akşam, eski günlüğümü açtım. Lise yıllarında yazdığım bir sayfada, “Bir gün biri beni gerçekten sevecek mi?” diye yazmışım. O an, gözlerim doldu. Yıllar geçmiş, ben büyümüşüm, iş güç sahibi olmuşum ama içimdeki o küçük kız hâlâ değer görmek istiyor.
Bir sabah, işe giderken aynada kendime baktım. “Sen değerlisin,” dedim kendi kendime. Belki Baran’la olmadı, belki başka biriyle de olmayacak. Ama önemli olan, kendi değerimi bilmekti.
Şimdi size soruyorum: Bir ilişkide küçük jestler, ilk buluşmada hesabı ödemek ya da paylaşmak gerçekten bu kadar önemli mi? Yoksa asıl önemli olan, karşımızdakinin bize hissettirdikleri mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?