Dönüş Yolunda Kaybolan Güven: Bir Akşamın Hikayesi
“Nerede kaldın Wiktor? Telefonun neden kapalıydı?” Tamara’nın sesi, kapıdan içeri adımımı attığım anda, gecenin sessizliğini yırtarcasına yükseldi. Yorgunluktan gözlerim yanıyordu, ama onun gözlerindeki korku ve öfke, bana bir anda bütün uykumu unutturdu. Oğlumuz Kaan, pijamalarıyla koridorda durmuş, gözleriyle beni arıyordu. “Baba, neredeydin? Neden gelmedin?” diye sordu titrek bir sesle. İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sadece bir uçak rötarıydı, ama eve geç kalmam, ailemin huzurunu alt üst etmişti.
Sabah İstanbul’dan Ankara’ya iş seyahatine gitmiştim. Her şey yolunda gitmişti, ama dönüşte havaalanında yaşanan bir teknik arıza yüzünden uçağımız iki saat rötar yaptı. Telefonumun şarjı bitmişti, Tamara’ya haber veremedim. Eve vardığımda saat gece yarısını geçmişti. Apartmanın önünde, iki büyük far ışığı bahçemizi aydınlatırken, Kaan’ın sesiyle irkildim: “Baba! Baba geldi!” Koşarak bana sarıldı, ama Tamara kapının eşiğinde hâlâ öfkeliydi.
“Bir kere de haber ver, Wiktor! Kaan bütün akşam seni bekledi, ben de aklımı kaybedecektim neredeyse. Ya başına bir şey gelseydi?” dedi. Sesinde hem öfke hem de korku vardı. “Telefonumun şarjı bitti, Tamara. Uçak da rötar yaptı. Elimden bir şey gelmedi,” dedim, ama bu açıklama onu yatıştırmaya yetmedi. “Her zaman bir bahanen var. Senin için işin, ailenin önünde mi?”
O an, içimde bir suçluluk duygusu kabardı. Gerçekten de son zamanlarda işim yüzünden aileme yeterince vakit ayıramıyordum. Kaan’ın gözlerindeki korku, Tamara’nın endişesi… Hepsi benim yüzümden miydi? “Baba, bir daha geç kalma olur mu?” dedi Kaan, gözleri dolu dolu. Eğilip onu kucağıma aldım. “Söz veriyorum, oğlum. Bir daha seni böyle bekletmeyeceğim.”
Tamara mutfağa geçti, elleriyle bardakları tezgaha vururken, içindeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordu. “Seninle konuşmamız lazım,” dedi. “Kaan’ı yatır, sonra gel.” Oğlumu odasına götürdüm, üstünü örttüm. “Baba, annem neden üzgün?” diye sordu. “Bazen insanlar endişelenir, oğlum. Ama her şey yoluna girecek,” dedim, ama kendi içimde de bir huzursuzluk vardı.
Mutfakta Tamara beni bekliyordu. Gözleri kızarmış, elleri titriyordu. “Wiktor, ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Her seferinde bir şey olacak diye korkuyorum. Senin işin, seyahatlerin… Ben burada Kaan’la tek başıma kalıyorum. Ya sana bir şey olursa? Ya bir gün gerçekten dönmezsen?”
Sözleri içimi dağladı. “Tamara, ben de kolay bir hayat yaşamıyorum. İşim gereği seyahat etmek zorundayım. Ama seni ve Kaan’ı her şeyden çok seviyorum. Sadece… Bazen hayat istediğimiz gibi gitmiyor.”
“Ben senden mucize istemiyorum, Wiktor. Sadece biraz güven, biraz huzur istiyorum. Kaan’ın gözlerindeki korkuyu gördün mü? O daha çocuk. Her gece babasının eve dönüp dönmeyeceğini düşünmemeli.”
Bir süre sessiz kaldık. Mutfakta sadece saat tıkırtısı duyuluyordu. Sonra Tamara, gözlerinden yaşlar süzülerek, “Beni anlıyor musun?” diye sordu. “Evet, anlıyorum,” dedim, ama içimde bir boşluk vardı. Gerçekten anlıyor muydum? Yoksa sadece öyle mi sanıyordum?
O gece, yatakta Tamara bana sırtını döndü. Ben de tavana bakarak, hayatımın nereye gittiğini düşündüm. İşim mi önemliydi, yoksa ailem mi? Türkiye’de bir baba olarak, aileme bakmak zorundaydım. Ama ya onları kaybedersem? Ya Tamara bir gün gerçekten dayanamazsa?
Ertesi sabah, kahvaltı masasında sessizlik hakimdi. Kaan, gözlerini tabağından kaldırmadan ekmeğini kemiriyordu. Tamara ise çayını karıştırıyor, bana bakmıyordu. “Bugün işten izin alacağım,” dedim. “Kaan’la parka gideceğim.” Tamara şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Gerçekten mi?” “Evet. Belki de biraz dinlenmeye ihtiyacımız var.”
Kaan’ın yüzünde ilk defa bir gülümseme belirdi. “Baba, salıncağa binebilir miyiz?” “Tabii ki, oğlum.” O gün, parkta Kaan’la oynarken, Tamara uzaktan bizi izledi. Gözlerinde bir nebze olsun huzur gördüm. Ama biliyordum ki, bu sadece bir başlangıçtı. Aile olmak, sadece aynı evde yaşamak değildi. Birbirimize güvenmek, korkularımızı paylaşmak ve birlikte iyileşmek gerekiyordu.
Akşam eve döndüğümüzde, Tamara bana yaklaştı. “Teşekkür ederim, Wiktor. Bugün Kaan çok mutlu oldu.” “Ben de mutlu oldum, Tamara. Belki de bazen hayatı yavaşlatmak gerekiyor.”
Ama içimde hâlâ bir korku vardı. Ya bir gün yine geç kalırsam? Ya ailemin güvenini bir daha kaybedersem? Hayat, bazen en çok sevdiklerimizi en çok incittiğimiz yerden sınar bizi. Sizce, bir baba ne kadar fedakârlık yapmalı? Aileyi bir arada tutmak için ne kadar çaba yeterli olur?