Oğlumun Gözlerinde Kaybolmak: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, artık seni sevmiyorum.”
Bu cümle, oğlum Emir’in dudaklarından döküldüğünde, mutfağın ortasında ellerimden tabak kayıp yere düştü. Camın kırılma sesiyle birlikte içimde de bir şeyler paramparça oldu. O an, zaman durdu sanki. Emir’in gözlerinde bana yabancı bir soğukluk, bir mesafe vardı. Oğlum, benim canım, bana böyle bir şey nasıl söyleyebilirdi? Dizlerimin bağı çözüldü, sandalyeye oturup gözlerimi ona diktim. “Emir, ne diyorsun oğlum? Bir şey mi oldu?” dedim titrek bir sesle. O ise gözlerini kaçırdı, başını öne eğdi. “Baba haklıymış. Sen hep bana yalan söyledin,” dedi.
İki yıl önce, eşim Murat’la boşandığımızda her şeyin medeni bir şekilde ilerlediğini düşünmüştüm. Ne kavga ettik, ne bağırdık. Sadece artık birlikte mutlu olamayacağımızı anladık ve yollarımızı ayırdık. Emir o zaman sekiz yaşındaydı. Ona her zaman babasını görmesi gerektiğini söyledim, asla engel olmadım. Hatta Murat’ı arayıp, “Emir seni özlüyor, istersen bu hafta sonu birlikte vakit geçirin,” dediğim çok olmuştur. Ama şimdi, oğlumun bana bakışındaki o yabancılığı görünce, içimde bir şeylerin yanlış gittiğini anladım.
O akşam Emir odasına kapandı. Ben ise mutfakta, kırık tabağın parçalarını toplarken gözyaşlarımı tutamadım. Annem aradı, sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım, ne oldu?” dedi. “Anne, Emir bana artık beni sevmediğini söyledi,” dedim. Annem sustu, sonra “Çocuklar bazen öyle şeyler söyler, büyütme,” dedi. Ama ben biliyordum, bu öyle sıradan bir çocuk öfkesi değildi. Emir’in gözlerinde bir başkasının sözleri vardı. Murat’ın sesi, düşünceleri oğlumun zihnine sızmıştı sanki.
Ertesi gün Emir’i okula bırakırken, arabada sessizlik hakimdi. Normalde bana okulda ne yaptığını, hangi arkadaşlarıyla oynadığını anlatırdı. Şimdi ise camdan dışarı bakıyor, göz göze gelmemeye çalışıyordu. Okulun kapısında ona sarılmak istedim, ama kollarımı itip hızla içeri girdi. O an, anneliğimin ellerimden kayıp gittiğini hissettim.
O gün işyerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Sürekli aklımda Emir’in sözleri, Murat’ın ona neler anlattığı vardı. Akşam Murat’ı aradım. “Murat, Emir bana çok kırıcı bir şey söyledi. Seninle konuşmuş galiba. Ne oldu, bir şey mi anlattın?” dedim. Murat önce sustu, sonra “Ben sadece gerçekleri söyledim. Onun iyiliği için. Seninle ilgili bir şey demedim,” dedi. Ama sesinde bir şeyler vardı. “Ne gerçekleri Murat? Benim oğluma karşı sevgimi sorgulatacak ne söyledin?” diye üsteledim. “Bak, çocuk büyüyor. Her şeyi bilmeye hakkı var. Senin onu benden uzaklaştırdığını düşünüyor. Ben de ona, babasını seven bir annenin böyle davranmayacağını söyledim,” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. “Ben oğlumu senden asla uzaklaştırmadım! Hep seninle görüşmesini istedim!” diye bağırdım. Murat ise soğukkanlı bir şekilde, “Bunu ona anlatman lazım,” dedi ve telefonu kapattı.
O gece uyuyamadım. Yatağımda dönüp durdum. Emir’in bebekliğini, ilk adımlarını, bana sarılışını düşündüm. Oğlumun sevgisini kaybetmekten korkuyordum. Sabah olduğunda, Emir’in odasına gittim. Kapıyı tıklattım. “Emir, kahvaltı hazır,” dedim. Cevap vermedi. İçeri girdim, yatağında oturuyordu. Yanına oturdum. “Oğlum, dün bana söylediklerin çok canımı acıttı. Ben seni her şeyden çok seviyorum. Bunu biliyorsun, değil mi?” dedim. Emir gözlerini yere indirdi. “Baba, senin bana yalan söylediğini söyledi. Onunla yaşamak istiyorum,” dedi. Kalbim sıkıştı. “Neden böyle düşünüyorsun? Ben sana hiç yalan söylemedim,” dedim. “Ama babam öyle dedi. Sen onunla görüşmemi istemiyormuşsun. Hep onunla vakit geçirmemi engelliyormuşsun,” dedi. Gözlerim doldu. “Emir, ben seni asla babandan ayırmak istemedim. Hatta her zaman onunla görüşmeni ben sağladım. Ama bazen büyükler arasında yanlış anlaşılmalar olur. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyorum,” dedim. Emir sessizce başını salladı, ama gözlerindeki o mesafe hâlâ oradaydı.
O hafta sonu Emir’i babasına götürdüm. Kapıda Murat’la karşılaştık. “Emir, içeri geç,” dedi Murat. Sonra bana döndü. “Bak, bu çocuk artık büyüyor. Onunla ilgili kararları birlikte almalıyız. Onu bana karşı doldurma,” dedi. “Ben asla öyle bir şey yapmadım!” dedim. “Seninle tartışmak istemiyorum,” dedi Murat ve kapıyı yüzüme kapattı. Arabaya dönerken gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
Bir hafta boyunca Emir’den haber alamadım. Murat telefonlarıma cevap vermedi. Okuldan da aramadı. Endişeyle bekledim. Sonunda Emir’i almaya gittiğimde, oğlum bana soğuk bir şekilde baktı. Arabada sessizlik vardı. Eve gelince odasına kapandı. Akşam yemeğinde, “Anne, ben babamla yaşamak istiyorum,” dedi. “Neden?” dedim. “Çünkü babam bana daha iyi bakıyor. Sen hep çalışıyorsun, benimle ilgilenmiyorsun,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Emir, ben senin için çalışıyorum. Sana güzel bir hayat sunmak için. Ama seninle vakit geçirmekten de asla vazgeçmedim,” dedim. “Ama babam öyle demiyor,” dedi.
O gece annemi aradım. “Anne, oğlumu kaybediyorum. Ne yapacağım?” dedim. Annem, “Kızım, sabret. Çocuklar büyüdükçe her şeyi anlar. Sen doğru bildiğini yapmaya devam et,” dedi. Ama ben sabredemiyordum. Oğlumun sevgisini kaybetmek, hayatımın en büyük korkusuydu.
Bir gün okuldan aradılar. Emir’in derslerinde düşüş varmış, içine kapanmış. Okul psikoloğu ile görüşmemi istediler. Okula gittim, psikolog Hanife Hanım’la konuştum. “Emir çok üzgün. Anne-baba arasında kaldığını hissediyor. Sizinle ve babasıyla birlikte bir görüşme yapmamız iyi olur,” dedi. Murat’ı aradım, ama gelmek istemedi. “Senin oyunlarına gelmem,” dedi. Yalnız gittim. Hanife Hanım, “Emir’in en çok ihtiyacı olan şey, anne ve babasının onu sevdiğini hissetmesi. Aranızdaki sorunları ona yansıtmamanız lazım,” dedi. Gözlerim doldu. “Ben elimden geleni yapıyorum, ama Murat sürekli beni kötü gösteriyor,” dedim. “O zaman siz daha çok sabırlı olacaksınız. Emir’in yanında güçlü durun. Onunla daha çok vakit geçirin, birlikte güzel anılar biriktirin,” dedi.
O günden sonra Emir’le daha çok ilgilenmeye başladım. Onunla parka gittik, sinemaya gittik, birlikte yemek yaptık. Ama aramızdaki o mesafe kolay kolay kapanmadı. Bazen bana sarılıyordu, bazen de “Babam olsa böyle yapmazdı,” diyordu. Her seferinde içim acıyordu. Ama vazgeçmedim. Ona sevgimi göstermeye devam ettim. Bir gün, Emir yanıma geldi. “Anne, sen beni gerçekten seviyor musun?” dedi. Gözlerim doldu. “Oğlum, seni her şeyden çok seviyorum. Sen benim canımsın,” dedim. O an bana sarıldı. “Ben de seni seviyorum, ama bazen kafam çok karışıyor,” dedi. “Biliyorum oğlum, büyümek bazen zor. Ama ben hep yanında olacağım,” dedim.
Şimdi hâlâ her şey tam olarak düzelmedi. Ama oğlumun gözlerinde yeniden bana ait bir sıcaklık görüyorum. Bazen düşünüyorum, acaba çocuklarımızı kendi kavgalarımızın ortasında bırakmak ne kadar doğru? Onların kalbinde açtığımız yaraları nasıl onarabiliriz? Siz olsanız ne yapardınız?