İki Gece ve Bir Gün: Bir Türk Kadınının Sessiz Çığlığı

— Elif, yine saate bakıyorsun. Bir yere mi yetişeceksin?

Başımı kaldırmadan, bilgisayar ekranına yapışmış gözlerimi kaçırarak cevap verdim:

— Yok, abla… Sadece bugün biraz yorgunum galiba.

Ama yalan söylüyordum. İçimdeki huzursuzluk, göğsümde bir yumru gibi büyüyordu. Saatin tik takları, sanki kalbimin atışlarını bastırmaya çalışıyordu. Ofisteki floresan ışıkları gözlerimi yakıyor, başımda hafif bir ağrı hissediyordum. Bir saat daha… Sadece bir saat daha dayanmalıydım.

Pelin abla, başmuhasebecimiz, bana şüpheyle baktı. Onun bakışlarından hiçbir şey kaçmazdı.

— Elif, bak kızım… Gençsin, güzelsin. Hayatını böyle masa başında çürütme. Akşamları gez, eğlen biraz. Yoksa annen yine arayıp bana dert yanacak, biliyorum.

İçimden bir kahkaha atmak geçti ama dudaklarımda acı bir tebessümle yetindim. Annem… Yine annem. Her akşam eve geç kalırsam arar, “Kızım neredesin? Kimlerle berabersin?” diye sorar. Sanki 28 yaşında değilim de hâlâ liseye giden bir çocuğum.

Telefonum titredi. Ekranda “Baba” yazıyordu. Kalbim hızlandı. Açmaya korktum ama açmazsam daha kötü olacaktı.

— Efendim baba?

— Elif, işin ne zaman bitecek? Akşam yemeğine misafirlerimiz var. Sakın geç kalma.

— Tamam baba, işim bitince hemen gelirim.

Telefonu kapattım. Ellerim titriyordu. Misafirler… Yine mi? İçimde bir öfke kabardı. Son iki aydır her hafta sonu başka bir “misafir” geliyordu. Annemle babam, evlenmem için uygun birini bulmaya çalışıyorlardı. Her defasında başka bir “iyi aile çocuğu”, başka bir “mühendis”, başka bir “doktor”… Ben ise her defasında daha da küçülüyordum.

Ofisten çıkarken Pelin abla koluma girdi:

— Kızım, bak… Aileni üzmek istemiyorsun biliyorum ama kendini de üzme. Hayat senin hayatın.

Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece başımı salladım ve asansöre bindim. Eve giden yol her zamankinden daha uzun geldi o akşam.

Kapıyı açtığımda annem mutfakta telaşla yemek hazırlıyordu. Babam ise salonda oturmuş, televizyonun sesini kısmıştı.

— Hoş geldin kızım! Hadi hemen üstünü değiştir, misafirler birazdan gelir.

Üstümü değiştirirken aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmıştı, yüzüm solgundu. “Bu ben miyim?” diye sordum kendime. Hayallerim vardı benim; üniversitede psikoloji okumak istemiştim ama babam “Kız kısmı psikolog mu olurmuş?” deyip izin vermemişti. Muhasebe okudum, çünkü ailem öyle istedi. Şimdi ise evlenmemi istiyorlar…

Zil çaldı. Annem hemen kapıya koştu. Gelenler; babamın eski iş arkadaşı Mehmet Bey ve eşiyle oğulları Burak’tı. Burak… Klasik takım elbise, jöleli saçlar, yüzünde yapmacık bir gülümseme.

Yemek boyunca Burak bana sorular sordu:

— Hobilerin neler Elif?
— Kitap okumayı seviyorum…
— Hangi tür kitaplar?
— Roman genelde…
— Spor yapıyor musun?
— Yürüyüş bazen…

Her cevabımda annemin gözleri bana “Daha canlı ol!” der gibi bakıyordu. Babam ise Burak’ın babasıyla iş konuşuyordu bile.

Yemekten sonra Burak’la balkona çıktık. Hava serindi ama içimdeki ateş daha da büyüdü.

— Elif, ben açık konuşayım; ailelerimiz uygun görüyor diye tanışıyoruz ama ben de senin gibi mecbur bırakıldım bu buluşmaya.

Şaşırdım. İlk defa biri bu kadar dürüst davranıyordu.

— Ben de… dedim sessizce.

Burak sigarasını yaktı:

— Ben aslında yurtdışında yaşamak istiyorum ama ailem izin vermiyor. Sen ne istiyorsun?

Bir an sustum. Sonra içimdeki her şeyi dökmek istedim:

— Ben de kendi hayatımı yaşamak istiyorum aslında… Ama ailem izin vermiyor.

Burak başını salladı:

— Belki de birbirimize yardım edebiliriz…

O gece yatağımda dönüp durdum. Annem kapımı tıklattı:

— Kızım, Burak seni beğenmiş. Ne düşünüyorsun?

Gözlerimi kapattım:

— Anne, ben evlenmek istemiyorum…

Annem sustu, sonra sesi titreyerek konuştu:

— Kızım, biz senin iyiliğin için uğraşıyoruz. Yalnız kalmanı istemiyoruz.

Ağlamak istedim ama sesim çıkmadı.

Ertesi gün işe giderken otobüste camdan dışarı baktım. Herkesin yüzü asık, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor… Ben de onlardan biriyim işte; başkalarının hayallerine yetişmeye çalışanlardan.

Ofiste Pelin abla yanıma geldi:

— Ne oldu dün akşam?

Başımı eğdim:

— Yine aynı şeyler abla…

Pelin abla elimi tuttu:

— Elif, bak… Hayat kısa kızım. Kendi yolunu çizmezsen hep başkalarının yolunda yürürsün.

O an karar verdim; bu böyle gitmezdi. Akşam eve gidince annemle babamı karşıma aldım:

— Anne, baba… Ben evlenmek istemiyorum! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Lütfen bana izin verin!

Babam öfkeyle bağırdı:

— Ne demek istemiyorsun? Biz senin iyiliğin için uğraşıyoruz!

Annem ağlamaya başladı:

— Elif, bizi utandırma! Komşular ne der?

İçimdeki korkuya rağmen kararlıydım:

— Artık kendi kararlarımı kendim almak istiyorum!

O gece evde kıyamet koptu ama ben ilk defa kendim için bir adım attım.

Şimdi pencereden dışarı bakıyorum ve düşünüyorum: Acaba doğru mu yaptım? Kendi yolumu seçmek bencillik mi? Siz olsanız ne yapardınız?