Kıskançlık ve Bir Kedi: Bir Günlüğün Dramı

“Anne, lütfen aç şu telefonu!” diye içimden haykırırken, ekrana bakakaldım. İki gündür anneme ulaşamıyorum. Sabahları kahvaltıdan önce, akşamları ise işten eve dönerken mutlaka konuşurduk. Hatta bazen gün içinde de arar, “Ne yaptın, iyi misin?” diye sorardı. Ama şimdi… Şimdi telefonumun ekranında sürekli ‘Arama sonlandırıldı’ yazısı beliriyor. Bir yandan endişe, bir yandan da içimde büyüyen bir huzursuzluk var. Annem, Ayşe Hanım, kolay kolay böyle davranmaz. Bir şey mi oldu, yoksa bana mı kızgın?

O sabah, işyerinde masamda otururken, elimdeki çay bardağına bakıp dalıp gitmişim. Arkadaşım Elif, “Ne oldu, yine annenle mi tartıştınız?” diye sordu. “Hayır, tartışmadık. Hatta konuşamıyoruz bile. İki gündür telefonlarıma bakmıyor,” dedim. Elif, “Belki bir şey olmuştur, git bir bak istersen,” dedi. İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Öğle arasında hemen annemin evine gitmeye karar verdim.

Apartmanın kapısına vardığımda, içimden bir ses, “Belki de gereksiz yere panik yapıyorsun,” diyordu. Ama anahtarımla kapıyı açıp içeri girdiğimde, annemi salonda, koltukta oturmuş, kucağında bizim Minnoş’la konuşurken buldum. Minnoş, annemin kedisi. Aslında, bir zamanlar benim kedimdi. Üniversiteyi bitirip İstanbul’a taşındığımda, Minnoş’u anneme bırakmak zorunda kalmıştım. O günden beri, Minnoş annemin evinin prensesi oldu.

“Anne, iyi misin? Neden telefonlarıma bakmıyorsun?” dedim, sesim titreyerek. Annem başını kaldırdı, gözlerinde bir kırgınlık vardı. “Seninle konuşmak istemedim,” dedi. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. “Neden?” diye sordum. Annem, Minnoş’u okşarken, “Senin yüzünden Minnoş iki gündür yemek yemiyor. O gün telefonda bana, ‘Keşke Minnoş’u yanıma alsam, burada yalnızım,’ dedin ya… O günden beri Minnoş bana küstü. Senin sesini duyunca miyavladı, sonra da mama yemedi. Ben de düşündüm ki, belki de Minnoş seni özlüyor, ben de seni özlüyorum. Ama sen, Minnoş’u benden almak istiyorsun,” dedi.

O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Anne, ben öylesine söyledim. Sadece yalnız hissediyordum. Minnoş’u senden almak gibi bir niyetim yoktu. Hem seninle konuşmak, dertleşmek istedim. Neden böyle düşündün?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı. “Bazen, senin bana ihtiyacın yokmuş gibi hissediyorum. Hep kendi hayatın, kendi işin… Minnoş bile seni özlüyor, ben de özlüyorum. Ama sen, sadece arıyorsun, konuşup kapatıyorsun. Burada, bu evde, ikimiz kaldık. Sen de Minnoş’u istiyorsun, ben de seni istiyorum. Ama ikimiz de yalnızız,” dedi.

Bir anda, çocukluğumdan beri annemle aramızda olan o görünmez duvarı hissettim. Babamı kaybettiğimizden beri, annem bana hem anne hem baba olmuştu. Ama ben büyüdükçe, kendi hayatıma daldıkça, annemi yalnız bırakmıştım. Şimdi, bir kedi yüzünden aramızda kıskançlık çıkmıştı. Minnoş, annemin hayatındaki tek neşe kaynağı olmuştu. Ben ise, annemin yalnızlığını fark etmeden, sadece kendi yalnızlığımı düşünmüştüm.

“Anne, özür dilerim. Gerçekten, seni yalnız bıraktım. Ama inan, ben de yalnızım. İstanbul’da, o kalabalığın içinde, bazen nefes alamıyorum. Sadece senin sesini duymak, bana iyi geliyor. Minnoş’u istemem, sadece seni daha çok görmek istememden. Bunu nasıl anlatabilirim ki?” dedim. Annem, gözleri dolu dolu bana baktı. “Biliyorum kızım. Ama bazen, insan en çok sevdiklerinden kıskanıyor. Minnoş’u senden bile kıskanıyorum. Çünkü o, burada benimle. Sen ise, uzaktasın. Telefonun ucundasın. Keşke daha çok yanında olsan,” dedi.

O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, Minnoş’a ne kadar bağlandığını anladım. Bir kedi, iki insanın arasındaki bağı hem güçlendirmiş, hem de zayıflatmıştı. Annemle uzun uzun konuştuk o gün. Geçmişten, babamdan, çocukluğumdan, annemin gençliğinden… Her şeyden konuştuk. Minnoş ise, aramızda dolaşıp durdu. Bazen annemin kucağına, bazen benim yanıma geldi. Sanki, bizi barıştırmak ister gibi.

Akşam olurken, annem bana sarıldı. “Kızım, ne olursa olsun, sen benim her şeyimsin. Ama bazen, bir kedi bile insanın kalbini kıskandırabiliyor. Sen de beni, Minnoş’u, bu evi unutma olur mu?” dedi. Gözlerim doldu. “Unutmak ne mümkün anne. Seninle daha çok vakit geçireceğim. Söz veriyorum,” dedim.

O günden sonra, annemi daha sık ziyaret etmeye başladım. Minnoş da, artık bana küsmüyor. Annemle aramızdaki o görünmez duvar, biraz olsun inceldi. Ama hâlâ düşünüyorum: Bir kedi, iki insanın hayatını bu kadar etkileyebilir mi? Yoksa, asıl mesele yalnızlık mıydı? Sizce, bir kedi kıskanılır mı gerçekten?