Artık Herkese Mükemmel Olmak İstemiyorum: İstanbul’da Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Yeter artık, Defne! Bir gün de hata yap, bir gün de insan ol!” Annemin sesi mutfağın fayanslarında yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde yıllardır biriken her şeyin çatladığını hissettim. 27 yaşındayım, İstanbul’un göbeğinde, herkesin gıpta ettiği bir hayatım var: iyi bir iş, iyi bir eş, güzel bir ev. Ama içimde, kimsenin göremediği bir boşluk var.

Adım Defne Yılmaz. Bir reklam ajansında marka yöneticisiyim. Eşim Baran, yazılım mühendisi. Üç yıldır evliyiz. Annem, babam, hatta komşular bile bizim evliliğimizi örnek gösterir. “Defne gibi kız bulmak zor artık,” derler. Ama kimse bilmiyor ki, ben her sabah aynada kendime bakarken, “Bugün de rol yapabilecek misin?” diye soruyorum.

O sabah, annemle tartışmamızdan sonra, işe gitmek için evden çıktım. Metroya bindiğimde, kalabalığın arasında nefes almakta zorlandım. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor, kimse kimseye bakmıyor. Ben de onlardan biriyim. Ama içimde, bağırmak istiyorum: “Ben iyi değilim! Kimse iyi olmak zorunda değil!”

Ajansa vardığımda, patronum Serkan Bey, her zamanki gibi gülümseyerek, “Defne Hanım, yeni kampanya sunumunu hazırlar mısınız?” dedi. Tabii ki hazırlarım. Çünkü Defne Yılmaz asla hata yapmaz. Herkesin yükünü sırtlar, kimseye hayır demez. O gün, toplantı odasında sunum yaparken, sesim titredi. Kimse fark etmedi. Ama ben, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Öğle arasında, en yakın arkadaşım Elif’le kafede buluştuk. Elif, beni yıllardır tanır. Ama ona bile gerçek duygularımı anlatamıyorum. “Defne, yine harikasın! Her şeye nasıl yetişiyorsun?” dedi. Gülümsedim. “Alıştım artık,” dedim. Ama içimden, “Alışmak zorunda mıyım?” diye geçirdim.

Akşam eve döndüğümde, Baran bilgisayar başındaydı. “Bugün nasıldı?” diye sordu. “İyiydi,” dedim. O da başını salladı, kodlarına döndü. Bizim evliliğimizde duygular konuşulmaz. Her şey yolunda görünür. Ama ben, bazen Baran’a sarılıp, “Ben iyi değilim,” demek istiyorum. Cesaret edemiyorum. Çünkü o da beni hep güçlü, hep neşeli görmek istiyor.

Bir gece, uykum kaçtı. Salona geçtim, pencerenin önüne oturdum. İstanbul’un ışıkları gözlerimi kamaştırıyordu. O an, içimdeki yalnızlığı iliklerime kadar hissettim. Annemin, “Kızım, kadın dediğin güçlü olur, kimseye yük olmaz,” sözleri kulaklarımda çınladı. Ama ben, yük olmak istiyorum. Birinin omzunda ağlamak, hata yapmak, yorulmak istiyorum. Neden hep ben toparlamak zorundayım?

Bir hafta sonra, işte büyük bir hata yaptım. Yanlış bir dosya gönderdim ve müşteri çok kızdı. Patronum Serkan Bey, odasına çağırdı. “Defne Hanım, sizden beklemezdim,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ben de kendimden beklemezdim,” dedim. İlk defa, zayıf yanımı gösterdim. Serkan Bey şaşırdı, sustu. O an, içimde bir şeyler değişti.

O akşam, eve gittiğimde Baran’a her şeyi anlattım. “Bugün hata yaptım, herkes bana kızdı. Çok yoruldum Baran,” dedim. Baran önce şaşırdı, sonra yanıma oturdu. “Defne, sen de insansın. Bunu unutmuşuz galiba,” dedi. O an, ilk defa ağladım. Baran’ın omzunda, yıllardır biriktirdiğim gözyaşlarını döktüm.

Ertesi gün, annemi aradım. “Anne, ben artık mükemmel olmak istemiyorum,” dedim. Annem sustu. “Kızım, biz seni hep güçlü bildik. Ama sen de insansın tabii,” dedi. O an, annemin de yükünü hissettim. Belki o da yıllarca güçlü olmaya çalıştı, kimseye göstermediği yaraları vardı.

Hayatım değişmedi belki, ama ben değişmeye başladım. Artık hata yapmaktan korkmuyorum. Bazen yorulduğumu, bazen mutsuz olduğumu söylüyorum. İnsanlar şaşırıyor, ama ben hafifliyorum. Elif’e de anlattım. “Defne, ben de bazen çok yoruluyorum,” dedi. O an, dostluğumuz daha gerçek oldu.

Şimdi, İstanbul’un kalabalığında yürürken, kendime daha dürüstüm. Herkesin gözünde mükemmel olmanın ne kadar yorucu olduğunu biliyorum. Ama artık kendim için yaşıyorum. Bazen ağlıyorum, bazen gülüyorum. Hayat böyle bir şeymiş.

Siz hiç, herkesin gözünde mükemmel olmaktan yorulmadınız mı? Kendi sesinizi bulmak için nelerden vazgeçtiniz?