İkinci Şans: Bir Akşamın Sessizliğinde
“Zeynep, eve gidiyor musun?” diye sordu Elif, masamın başında sabırsızca parmaklarını masama vururken. Gözlerimi bilgisayar ekranından ayırmadan, “Yok, biraz daha kalacağım. Eşim gelip beni alacak,” dedim; yalanım dudaklarımda acı bir tat bıraktı. Elif omuz silkti, “Nasıl istersen. Yarın görüşürüz.” dedi ve topuklarının sesiyle ofisten çıkıp gitti. Birer birer herkes ofisi terk etti, koridorlarda yankılanan ayak sesleri yavaşça sustu.
Koca binada yalnız kalınca, içimdeki sessizlik daha da büyüdü. Ekrana bakıyordum ama harfler birbirine karışıyordu. Eşim Engin’in beni almaya gelmeyeceğini biliyordum; çünkü o saatlerde çoktan başka bir kadının yanında oluyordu. Bunu ilk kez geçen ay, telefonuna gelen bir mesajı yanlışlıkla gördüğümde anlamıştım. O günden beri her gün biraz daha eksiliyordum.
Telefonumu elime aldım, annemden gelen mesajı okudum: “Kızım, Engin’le aranız nasıl? Yarın akşam yemeğe gelin, baban özledi.” Annemin beklentileri, evliliğimin üzerindeki görünmez bir yük gibiydi. Onlara asla gerçekleri anlatamazdım. Onlar için Engin mükemmel bir damattı; saygılı, işinde başarılı, ailesine düşkün… Oysa ben her gece yalnız uyuyordum.
Birden kapı açıldı, temizlik görevlisi Hatice abla içeri girdi. “Zeynep kızım, hâlâ burada mısın? Geç oldu, korkmaz mısın?” dedi. Gülümsedim, “Biraz daha çalışmam lazım abla,” dedim. O da başını sallayıp çıktı. O an içimde bir şey koptu; gözyaşlarımı tutamadım. Masamda sessizce ağlarken, kendime kızdım: Neden bu kadar güçsüzdüm? Neden Engin’e hesap soramıyordum?
Birden telefonum çaldı. Arayan Engin’di. Titreyen ellerimle açtım: “Alo?”
“Zeynep, bu akşam geç geleceğim. Toplantı uzadı,” dedi soğuk bir sesle.
Birkaç saniye sustum, sonra “Tamam,” diyebildim sadece. Telefonu kapattıktan sonra içimdeki öfke büyüdü. Yeterdi artık! O an karar verdim; bu gece eve dönmeyecektim.
Ceketimi alıp dışarı çıktım. İstanbul’un soğuk gecesinde yürürken, kafamda binlerce düşünce vardı. Annemlerin evine gitmek istedim ama onlara hiçbir şey anlatamazdım. Bir kafeye oturdum, çay söyledim. Yan masada iki kadın hararetle konuşuyordu:
“Bak Ayşe, ben olsam asla affetmezdim!”
“Çocuklar için katlanıyorum Zeynep…”
İsimleri bile tanıdıktı; sanki kendi hikâyemi dinliyordum. Bir an göz göze geldik; kadınlardan biri bana gülümsedi. İçimde bir sıcaklık hissettim ama konuşacak gücüm yoktu.
Çayımı bitirip dışarı çıktım. Eve dönmekten başka çarem yoktu. Apartmanın kapısından girerken komşumuz Emine teyze ile karşılaştım.
“Zeynep kızım, yüzün solmuş… Her şey yolunda mı?”
Yutkundum, “İyiyim Emine teyze, biraz yorgunum,” dedim.
Eve girdiğimde Engin hâlâ yoktu. Salonda oturup bekledim. Saat gece yarısını geçtiğinde anahtar sesi duydum. Engin içeri girdi; göz göze geldik.
“Neredeydin?” diye sordum sessizce.
“İş dedim ya! Ne bu sorgu?” dedi öfkeyle.
“Engin… Beni kandırma artık. Her şeyi biliyorum.”
Bir an durdu, yüzünde şaşkınlık ve öfke karışımı bir ifade belirdi.
“Neyi biliyorsun?”
“Başka bir kadın olduğunu biliyorum.”
O an odada bir sessizlik oldu; sadece kalbimin atışını duyuyordum.
Engin başını öne eğdi, “Bak Zeynep… Her evlilikte olur böyle şeyler. Sen de abartma artık!” dedi umursamazca.
O an içimdeki bütün sevgi öldü. “Ben abartmıyorum Engin. Ben bitiyorum!” dedim ve ağlamaya başladım.
Ertesi sabah annem aradı: “Kızım, dün çok yorgun duydun telefonda… Bir sorun yok değil mi?”
Yutkundum, “Her şey yolunda anne,” dedim ama sesim titriyordu.
O gün işe gitmedim; bütün gün evde düşündüm. Boşanmayı göze almak kolay değildi; ailem ne derdi? Babam kalp hastasıydı… Annem ise ‘elalem ne der’ korkusuyla yaşıyordu.
Akşam Engin eve geldiğinde valizimi hazırlamıştım.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu şaşkınlıkla.
“Bilmiyorum… Ama burada kalamam artık.”
Engin ilk kez sessiz kaldı; hiçbir şey demedi.
Annemlere gitmeye cesaret edemedim; üniversiteden arkadaşım Derya’nın evine sığındım. Derya bana sarıldı: “Zeynep, ne olursa olsun yanındayım,” dedi.
Günler geçtikçe ailem gerçeği öğrendi. Annem günlerce ağladı: “Kızım, insanlar ne der? Boşanmış kadın olmak kolay mı?” Babam ise sessizliğe gömüldü.
Ama ben ilk kez kendim için bir şey yapmıştım. Korkularımla yüzleşmiştim.
Aylar sonra boşandık Engin’le. Kolay olmadı; ailemin bakışları değişti, komşular fısıldaştı… Ama ben her sabah aynaya bakıp kendime şunu sordum:
“Mutlu musun Zeynep?”
Şimdi yeni bir hayat kuruyorum; kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğreniyorum. Bazen hâlâ yalnız hissediyorum ama en azından artık kendime yalan söylemiyorum.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizin baskısına rağmen kendi yolunuzu çizebilir miydiniz? Yoksa susup her şeye katlanır mıydınız?