Bir Yastıkta Kocamak Hayali: Annem, Ben ve O Adam

“Beni gerçekten seviyor musun, yoksa annemi mi düşünüyorsun?” diye sordum, gözlerim dolu dolu. O an odamda, annemin sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Biliyor musun, o sana nasıl bakıyor? Sevgiyle, hayranlıkla…” Annemin gururla söylediği bu cümle, içimi yakıp geçmişti. Oysa bilmiyordu; aynı adam bana da öyle bakıyordu.

O akşam, annem mutfakta çay demlerken ben salonda oturuyordum. Kapı çaldı. Baran geldiğinde, annem hemen kapıya koştu. Yüzünde genç bir kızın heyecanı vardı. Baran’ın gözleri ise bir anlığına bana kaydı; o bakışta hem suçluluk hem de bir davet vardı. Annem, “Baran, hoş geldin oğlum!” dediğinde içimde bir şeyler koptu. O an, annemin mutluluğu ile kendi kalbimin çırpınışı arasında sıkışıp kaldım.

Baran’la ilk kez üniversitede tanışmıştım. O zamanlar annemle babam yeni boşanmıştı ve ben eve her döndüğümde annemin yalnızlığına şahit oluyordum. Baran’ı bir gün tesadüfen mahallede gördüm; annemin eski arkadaşı Mehtap Teyze’nin oğluymuş. Annemle çabucak kaynaştılar. Baran sık sık bize gelmeye başladı. Annem ona yemekler yapıyor, birlikte eski günlerden konuşuyorlardı. Ben ise köşede sessizce onları izliyordum.

Bir akşam, annem yorgunluktan erkenden uyuyunca Baran’la mutfakta baş başa kaldık. “Seninle konuşmak istiyorum,” dedi Baran, sesi titrekti. “Biliyorum, yanlış… Ama sana karşı bir şeyler hissediyorum.” O an ne yapacağımı bilemedim. Annemle Baran’ın arasındaki yakınlığı görüyordum ama Baran’ın bana olan ilgisini de inkâr edemezdim. O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi gün annem bana kahvaltıda, “Baran çok iyi bir çocuk, değil mi? Belki de hayatımda yeni bir sayfa açmalıyım,” dedi. Gözlerinde umut vardı. İçimden bir çığlık koptu ama sustum. Annemin mutluluğu için kendi duygularımı bastırmaya çalıştım.

Ama Baran pes etmedi. Bir gün bana mesaj attı: “Seni görmek istiyorum.” Buluşmaya gittim. Parkta oturduk, saatlerce konuştuk. Baran elimi tuttuğunda kalbim hızla atmaya başladı. “Bunu annene nasıl yaparız?” diye sordum. Baran sustu, gözleri yere indi.

O günden sonra her şey daha da karmaşıklaştı. Annem Baran’a daha çok bağlandı; birlikte alışverişe gidiyorlar, akşamları film izliyorlardı. Ben ise her geçen gün daha çok içime kapanıyordum. Bir gece annem bana sarılıp, “Kızım, senin de mutlu olmanı istiyorum,” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım.

Bir sabah Baran’ı evde yalnız yakaladım. “Baran, bu böyle gitmez,” dedim. “Annem seni seviyor.” Baran çaresizce başını salladı: “Ama ben seni seviyorum.” O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Baran’a sarıldım ama hemen ardından suçluluk duygusu boğazıma düğümlendi.

Günler geçtikçe annemle aramda görünmez bir duvar örüldü. Annem ne zaman Baran’dan bahsetse yüzümü başka yöne çevirdim. Bir gün annem bana heyecanla yüzüğünü gösterdi: “Baran bana evlenme teklif etti!” O an dünya başıma yıkıldı.

O gece Baran’ı aradım: “Bunu yapamazsın!” dedim hıçkırarak. “Annemle evlenemezsin!” Baran sessiz kaldı, sonra sadece “Özür dilerim,” diyebildi.

Düğün hazırlıkları başladı. Annem gelinlik bakarken ben aynada kendime bakamıyordum artık. Herkes annemin ikinci baharını kutlarken ben kendi gençliğimi toprağa gömüyordum sanki.

Düğün günü geldiğinde annem odama girdi ve elimi tuttu: “Kızım, senin de mutlu olmanı istiyorum. Hayat kısa… Belki de ben bencilimdir.” Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Baran’la son kez göz göze geldik düğün salonunda. O bakışta binlerce pişmanlık vardı ama artık çok geçti.

Şimdi geceleri uykusuz kalıyorum; annemin mutluluğu için kendi kalbimi feda ettim mi? Yoksa sadece korkak mıydım? Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz adamı annenize bırakabilir miydiniz?