Başımda Bir Ses: Yardım Çağrısı
“Hemen yardım iste!” O an beynimde yankılanan o sesi, anlatmam imkânsız. Gözlerimi açtım, odanın loşluğunda tavana baktım; tavan sıvasının çatlakları arasında bir anlam aramaya çalışır gibi. “Ahmet, uyan oğlum, iş görüşmen var bugün,” diye annemin sesi koridordan bana çarpıyor. O anda, içimdeki panik büyüyor, midemde bir düğüm, kalbimde ise deli gibi atan bir çekiç var. Hemen telefona sarıldım, nedenini bilmeden. Ekrana, babamın eski bir mesajı yansıyor: “Oğlum, hayatta bazen yardım istemesini bilmek gerekir.”
Ben Ahmet, yirmi sekiz yaşındayım ve hayatı hep mantıkla yaşayan biri oldum. İnanmazdım mucizelere, ne melekler ilgimi çekerdi ne kadere inanırdım. İstanbul’da, annemin Fatih’teki eski apartman dairesinde, ağabeyim Murat’la beraber yaşıyorum. Babam bizi çocukken terk ettiğinden beri annem Zeynep Hanım, hem babamız hem annemiz olmaya çalıştı ama elindekiyle ancak bu kadarını başarabiliyordu. Benim tüm inancım; alın teri, sabır ve çalışmanın sonucuydu. Bu yüzden o sabah başımda yankılanan sesi bir türlü anlamlandıramadım.
“Anne, ben bugün görüşmeye gitmesem mi?” diye sordum, gözlerim hâlâ korkudan büyümüş. Annem şaşırdı, “İşe ihtiyacın var oğlum. Şimdi bu şansı da kaçırırsan yarın ne olacak?”
Çaresizce giyindim. O sırada ağabeyim Murat içeri girdi; bakışları uykulu, üstü başı yine dağınık. “Ne oluyor Ahmet, niye böyle gerildin?” dedi. Ona anlatamadım, ‘burada bir şey var, içimde bir korku, bir sıkışma’ diyemedim. “Uykumda kötü bir şey gördüm galiba,” demekle yetindim.
Ama kapıdan çıkarken, apartmanın eski asansörüne bindiğimde ve aşağılara inerken, o ses tekrar yankılandı: “Yardım çağır!” O an, üçüncü katta asansör aniden durdu, elektrik gitti ve karanlıkta yalnız kaldım. Tüm vücudum titredi, avuçlarımda ter patladı. Cebimdeki telefonun ışığıyla çevreme bakındım ama sinyal yoktu. O karanlıkta, hayatımda ilk defa dua etmeye başladım. Neye inandığımı ya da inandığım bir şey olup olmadığını bilmiyordum ama, “Allah’ım, ne olur yardım et,” diye fısıldadım.
İşte tam o anda, asansörün kapısını birinin dürttüğünü duydum. Karşı komşumuz Şule Teyze’nin sesi, “İyi misin Ahmet?” diye seslendi. Kapı aralandı, kafamı uzattım. “Abla, lütfen yardım edin!” dedim, sesim titriyordu. O anda, “Polisi ara!” diye tekrar, o sesi duydum. Şule Teyze panik yaptı, komşular yardıma koştu. Bir anda, apartman merdivenlerinde bir gürültü başladı. Apartmanın asansörü yıllardır arızalıydı ama bu kez, elektrik panosunda bir kıvılcım çıkmaya başladı.
Birden, alt kattan yükselen dumanı gördüm. Yangın! Annem evde tek başınaydı. O an panikledim, “Annem!” diye bağırdım. Komşular panikle aşağıya koşarken, ben asansörden çıkmak için kapıya abanıyordum. O gürültüde, Murat’ın sesi uzaktan geldi, “Ahmet! Kapıyı kırmaya çalışıyorlar, dayanmaya çalış!”
Dakikalar saat gibi geçti, her nefes alışımda yangının isini soluyordum. Nihayet bir komşu levye buldu, kapıyı kırdılar. Nefes nefese çıkıp merdivenden yukarı, tam bizim kata koştum. Eve vardığımda annemi mutfağın camından dışarıya bağırırken buldum, kapımızı alevler sarmıştı. Murat balkon penceresinden annemi aşağıya seslenip cesaretlendirdi, komşular yorgan sererek annemi atlamaya çağırdılar. Annem gözyaşlarıyla, “Ahmet, Allah’ım sizi bana bağışlasın,” diye ağlayarak kendini boşluğa bıraktı. O an bende dünya durdu, bir mucize gibi annem yorganların üstüne düştü ve yalnızca birkaç sıyrıkla kurtuldu.
O günden sonra, içimdeki o sesi nasıl sustururum bilemedim. Polis olayın prizlerden çıkan bir elektrik kaçağıyla başladığını, asansörde mahsur kalmamış olsaydım belki de anneme yetişemeyeceğimi söyledi. Annem dualar etti, Şule Teyze komşulara şerbet dağıttı, ben ise kafamın içindeki sorulara cevap aradım. ‘Mucizeye mi şahit oldum, yoksa hepsi tesadüften ibaret miydi?’ Murat ise kendi kafasına takılanlarla baş başaydı. O gece salonda oturmuş, sessizce çayımızı yudumlarken bana dönüp sordu:
“Ahmet, hayatımızı değiştiren şey nedir sence; aldığımız kararlar mı, yoksa görünmez bir el mi?”
Gözüm anneme takıldı. O anda onu kaybetmenin eşiğinden dönmüş biri olarak, “Bilmiyorum abi… Belki de bazen, en mantıklı olanı bırakıp, kalbimizin ve hislerimizin fısıltısına kulak vermeliyiz,” dedim.
Aradan geçen haftalarda hayatımız yine sıradan akmaya başladı ama içimdeki ses, arada sırada tekrar ortaya çıkıyor. Her duyduğumda, başka birisinin yardıma ihtiyacı olduğunu anlıyorum; sokakta düşen bir çocuk, kavga eden komşular, iş yerinde hayal kırıklığı yaşayan bir arkadaşım… İçimde garip bir huzurla, sanki başkalarının hayatında minicik mucizeler yaratabilirim gibi yaşıyorum.
Peki siz olsanız, başınızın içinde bir ses duysanız, ona inanır mıydınız yoksa görmezden gelmeyi mi tercih ederdiniz? Yoksa hayatımızı değiştiren bu görünmez elleri, aklın süzgecinden geçirip küçümsemeye devam mı ederdiniz?