Bir Gecede Altı Çocuğun Annesi Oldum: Korkunun Gölgelerinde Yükselen Sevgi
O gece, saat daha üç bile olmamıştı. Evde derin bir sessizlik vardı, çocuklarım uyuyordu. Artık büyüdüler, benden çok şey beklemezler, ama anne uykusu bölünür ya… Ben yine de gözüm açık uyurdum. Birden telefonun sesi o geceyi yırtan bir çığlık gibi yükseldi. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Gece vakti telefona yanıt vermek… Hiç iyi haber gelmezdi bu saatlerde. Bir an tereddüt ettim, görünürde bir numara yoktu ama ekranda “Komşu Kadriye” yazıyordu. Nefesimi tutarak açtım.
“Fatma abla… N’olur kalk, hemen gel!” dedi telefondaki Kadriye’nin sesi titreyerek. “Mehmet abi… galiba…” Devamını getirmedi, dondum kaldım. Kulağımda hala çınlayan cümle: “Altı çocuk ortada kaldı…”
Mehmet abi bizim üst kattaki komşumuzdu; eşi Hatice abla üç yıl önce kansere yenilmişti. Altı çocuğuyla köhne dairesinde bir başına mücadele ederdi. Ben bile Fatma olarak bazen sabrına şaşardım. Şimdi onun çocuklarının başlarına gelenler…
Kalbim kaburgalarımı parçalıyordu. Gecelik üstümde, saçlarım darmadağın, ne yapacağımı düşünemeden kendimi sokağa attım. Binanın girişindeki kalabalık, ambulansın kırmızı ışığı, çocukların panik içindeki hâlleri gözümün önünden gitmiyor. Küçük Hüseyin, mahallenin maskotu; “Abla, babam uyanmayacak mı?” dediğinde dizlerimin bağı çözüldü. Yalnızlığı, korkuyu düşünmeyeli yıllar olmuştu. Şimdi, altı tane koca göz beni izliyor, hepsinin ifadesinde ‘Şimdi ne olacak?’ sorusu…
Mahallede muhtar geldi, komşular toplandı. Herkes konuşuyor ama ortada kimse yok. Herkes çocukların halinden bahsediyor ama hiç kimse gerçek anlamda sahip çıkmaya cesaret edemiyor. “Devlet sahip çıkar,” diyenlerin soğuk cümleleri ve bana dönen bakışları… Sanki o anda herkes, sorumluluğu sessizce bana yükledi. Çünkü ben de iki çocuk büyütmüş, mahallede herkesin yardımına koşan Fatma’ydım. Hep güçlü görünmeye alışmıştım ama kendi içimde ne fırtınalar koptuğunu kimse bilmiyordu.
Çocuklar bir köşeye oturmuş, gözleri şişmiş, ellerini sıkı sıkı kavramıştı. Hepsinin yaşı birbirinden farklı ama acısı aynıydı. Ortaokuldaki Elif, ısrarla kardeşlerini toplamak, onları koruyormuş gibi davranıyordu. Ama bir noktada o da sırf çocuktu. Küçük Zeynep sessizce ağlıyordu. Onlara yaklaşmak, diz çöküp yanlarında durmak istedim, ama acaba doğru muydu?
Kadriye kulağıma eğilip fısıldadı: “Fatma abla, başka gidecekleri kimse yok. Sen el uzatmazsan bu çocuklara ne olacak?” Cevap vermedim; kanım donmuştu. Kendi iki oğlumun gözleri aklıma geldi. Bir yanda kendi ailem, bir yanda altı başı okşanacak evlat… Bir gecede, tek bir kararla altı çocuğun hayatını değiştirmek… Korktum! Bu kadar büyük bir sorumluluğun, yükün altından nasıl kalkılır?
Gecenin sonunda, sosyal hizmetlerden görevliler gelmişti. Soru soruyorlardı: “Akrabası yok mu?” Vardı; Aksaray’da dayıları, ama onlarla hiç görüşmemişler. Çocuklar “Fatma abladan ayrılmak istemiyoruz!” diye elimi bırakmıyor. O an içimde boğazıma bir yumru düğümlendi. Kaçamayacağımı biliyordum. O gece, iki oğlumu uyandırıp çocuklarla birlikte eve getirdim. O minik eller, kollarıma sarılırken titrediler. Altı küçük kalp, benim evimin sıcaklığını kendine siper etti.
Ertesi gün ortalık daha da karışmıştı. Kocam Cemal, başta şaşkınlıkla karşıladı. “Fatma, bu kadar yükün altına nasıl gireceğiz? Kendi çocuklarımız var,” dedi. Haklıydı. Ben de korkuyordum. “Ama onlar da birer çocuk, üstelik senden başka kimsesi yok,” diye fısıldadım. Karı-koca göz göze geldik. Ailemi dağıtacak mıyım, yoksa altı yetimi koruyacak mıyım?
Mahallede, haber hızla yayıldı. Herkes konuşuyor, kimisi arkamdan dua ediyor, kimisi ise “İşleri büyütecek, perişan olacak,” diye dedikodu yapıyordu. Ama bir kere olur ya; insanın yüreği gözünden önce karar verir. Ben gözümle görmeden evlat yüreğimi koymaya razı oldum. O ilk gündeki şüpheli gözlerle, ürkek bakışlarla, çekingen hareketlerle altı çocukla yeniden hayat öğrenmeye başladık. Sofrada tabak çoğaldı, evde gürültü arttı. Ama sevgide eksiklik olmadı. Birbirimizden destek aldıkça, korkularımın yerini umut aldı.
Buna rağmen, zorluklar her gün biraz daha büyüdü. Kızlar kendi elbiselerini Elif’le paylaşmaya başladılar. Kış geldi, ayakkabıları eksik. Okula yazdırmak için evrak topluyorum, sosyal hizmetlerden her hafta geldiler; “Fatma Hanım, bu sizin için çok ağır olmaz mı?” Onların yüzünde bile şüphe vardı. Belki kendi ailem bile bu yükten korktu; annem, “Kendi çocuklarını unutma, Fatma, altı çocuğun sorumluluğu çok ağır,” dediğinde içim burkuldu. Ne annelikten ne vicdanımdan vazgeçebilirdim.
Cemal bazen sinirlenirdi. Özellikle market masrafları, yeni gelen faturalar, artan sorumluluklar… Bir gün tartıştık:
“Fatma, bizim gücümüz belli! Yarın öbür gün bunlara yetemezsek rezil olacağız,” dedi. Ben gözlerimi yere indirdim. “Ben de bilmiyorum Cemal, ama bu çocuklar başka kime gidecek? Eğer ben de korkup kaçarsam…” Omzumdan tuttu: “Sana güveniyorum, ama kolay olmayacak.”
Zaman geçtikçe, çocukların bana alıştığını gördükçe gözyaşlarım sel oldu. Küçük Zeynep ilk kez “Anne” dediğinde, benim içimdeki kırıklar yeşerdi. Hiç doğurmadığım bir evlattı ama kalbim ona ana oldu. Elif, bazen geceleri gelip “Fatma abla, korkuyorum, ya yarın da giderseniz?” diye sordu. “Elif, ben buradayım; gitmem,” dedim. O zaman gülümsedi, ilk defa.
Ama dışarısı daha acımasızdı. Mahallede, “Koca karı ne karışıyor, yazık çocuklara,” diyenler oldu. Komşu kadınlar alayla “Her yere bunlar mı gelecek şimdi?” dediler. Bir gün Hüseyin okulda dayak yemiş, “Senin annen yok,” demiş bir çocuk. Ben bu kadar acıyla, kötülükle nasıl baş edeceğimi bilemedim. O gece hepsi bir arada bana sarıldığında, gözyaşlarım karıştı onlarınkine. Bazen umut, en karanlık anlarda doğar ya…
Aylar geçti. Artık sofralarımız kalabalık, evimiz daha sıcak oldu. Bazen yoruldum, bazen ağladım, bazen de güldüm. Çocuklar bazen kavga etti, bazen de birbirini teselli etti. Kendi oğullarım bile önce kıskandılar, sonra onların abisi olup sırtlarını sıvadılar. Ben bir günde altı çocuğun annesi olmuştum ama aslında en başta kendi korkularımla yüzleşmiştim. Hiç bilmediğim bir gücüm ortaya çıktı; sevgimin sınırı olmadığını gördüm. Mehmet abinin çocukları artık benim de evlatlarım olmuştu. Çocuklarıma ve onlara bakarken bazen düşünüyorum; insan bir gecede hayatını değiştiren kararlarla başa çıkabilir mi? Ya da, her şeye rağmen insanın kalbi ne kadar büyüyebilir?
Siz olsaydınız, altı küçük çocuğun sorumluluğunu bir gecede sırtlamaya hazır olur muydunuz? Yorumlarınızı bekliyorum…