Bir Kız Çocuğunun Sessiz Çığlığı: Polis Köpeği Müzayedesinde Bir Gün

“Elif, nereye gidiyorsun kızım? Bak, baban birazdan gelir, yalnız çıkma!” diye bağırdı babaannem, ama ben çoktan kapıdan çıkmıştım. O sabah, içimde bir şeyler kıpır kıpırdı; sanki annemin sesi kulağımda yankılanıyordu: “Korkma Elif, sen güçlüsün.” Annemi kaybettiğimden beri konuşmuyordum. Sanki kelimeler boğazımda düğümlenmişti. Babam işe gidiyor, babaannem ise kendi acısıyla baş etmeye çalışıyordu. Evde herkes sessizdi, ama benim sessizliğim bambaşkaydı.

O gün Zeytinburnu’ndaki polis köpeği müzayedesi vardı. Annem hayattayken her yıl giderdik; köpekleri sever, annemin meslektaşlarıyla sohbet ederdik. Şimdi ise annem yoktu ve ben ilk defa yalnız gidiyordum. Cebimde annemin eski rozeti vardı; bana güç versin diye yanımdan ayırmıyordum.

Müzayede alanına vardığımda kalabalık ve gürültü beni ürküttü. Herkes birbiriyle konuşuyor, köpekler havlıyor, satıcılar bağırıyordu. Bir an geri dönmek istedim ama annemin rozeti avucumda sımsıkıydı. “Elif, korkma,” dedim içimden.

Bir köşede, diğerlerinden daha yaşlı görünen bir Alman kurdu dikkatimi çekti. Adı Pars’tı. Kimse ona bakmıyor, herkes genç ve enerjik köpeklerle ilgileniyordu. Pars’ın gözlerinde bir hüzün vardı; sanki o da birini kaybetmişti. Yanına yaklaştım, bana usulca baktı ve başını dizime koydu. O an gözlerim doldu; ilk defa annemi kaybettiğimden beri ağladım.

“Sen de mi yalnızsın?” diye fısıldadım ona. Pars kuyruğunu hafifçe salladı. O sırada arkamdan bir ses duydum: “Küçük hanım, Pars’ı mı beğendin?” Döndüm, annemin eski arkadaşı Komiser Murat’tı. Beni görünce gözleri doldu. “Elif… Senin burada ne işin var? Baban biliyor mu?”

Cevap veremedim; sadece başımı salladım. Murat amca diz çöktü, göz hizama indi. “Biliyorum, çok zor… Hepimiz onu özlüyoruz. Ama Pars da senin gibi; eski sahibi şehit oldu.”

O an Pars’ın gözlerinde kendimi gördüm. İkimiz de sevdiklerimizi kaybetmiştik ve ikimiz de sessizdik. Murat amca bana baktı: “İstersen Pars’ı sahiplenebilirsin ama babanla konuşmamız gerek.”

Tam o sırada babam aradı; Murat amca telefonu açtı ve olanları anlattı. Babam hemen geldi; yüzünde hem öfke hem de endişe vardı. “Elif! Neden tek başına geldin? Çok korktum!” dedi, ama sesinde bir kırgınlık vardı.

Ona sarıldım; ilk defa aylar sonra babama sarılıyordum. Gözyaşlarım aktı; babam da ağladı. Murat amca sessizce yanımızda durdu.

Babam Pars’a baktı, sonra bana döndü: “Gerçekten istiyor musun Elif?” Başımı salladım; kelimeler hâlâ çıkmıyordu ama gözlerim her şeyi anlatıyordu.

O gün Pars’la eve döndük. Babaannem önce karşı çıktı: “Evde zaten zor geçiniyoruz, bir de köpek mi bakacağız?” dedi ama Pars’ın bana nasıl sarıldığını görünce yumuşadı.

Günler geçti; Pars’la birlikte yeniden gülmeye başladım. Okulda hâlâ konuşmuyordum ama Pars’la her şeyi paylaşıyordum. Bir gün okulda bir çocuk bana zorbalık yaptı; Pars okul çıkışında beni bekliyordu ve onun yanında kendimi güvende hissettim.

Bir akşam babamla otururken bana defter uzattı: “İstersen hislerini yazabilirsin,” dedi. Yazmaya başladım: “Anne, seni çok özlüyorum. Pars da seni özlüyor.” O gece ilk defa rüyamda annemi gördüm; bana gülümsüyordu.

Bir gün Pars hastalandı; veteriner masrafları için paramız yetmedi. Babam gece gündüz çalıştı, babaannem altınlarını bozdurdu. Komşularımız yardım etti; mahallede küçük bir kampanya başlatıldı. Herkes Pars’ın bana ne kadar iyi geldiğini biliyordu.

Pars iyileştiğinde mahallede küçük bir kutlama yaptık. O gün ilk defa sesim çıktı: “Teşekkür ederim,” dedim fısıltıyla. Herkes sustu; babam gözyaşlarını tutamadı.

O günden sonra yavaş yavaş konuşmaya başladım. Okulda öğretmenim yanıma geldi: “Elif, seni tekrar duymak ne güzel!” dedi.

Ama hayat kolay değildi; babam hâlâ iki işte çalışıyor, babaannem hastaydı. Bazen evde yemek olmazdı ama Pars hep yanımdaydı. Onunla birlikte acılarımızı paylaşıyorduk.

Bir gün okulda annemle ilgili bir anma töreni düzenlendi. Sahneye çıktım ve ilk kez kalabalığın önünde konuştum: “Annem cesurdu… Ben de onun gibi olmaya çalışıyorum.” Herkes alkışladı; babam bana sarıldı.

Şimdi düşünüyorum da… Acılarımızı paylaşınca hafifliyor mu gerçekten? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Sizce insan kaybını gerçekten atlatabilir mi?