Utanç Duvarı: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
“Yeter artık Elif! Yine mi böyle giyindin? İnsan içine çıkmaya utanmıyor musun?” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Gözlerim doldu ama ağlamamaya yeminliydim. Yirmi dokuz yaşındaydım ve hâlâ annemin gözünde bir utanç kaynağıydım.
Oysa ben sadece kendi hayatımı kurmak istiyordum. Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da kalmaya karar verdim. Ailem Eskişehir’deydi; babam emekli öğretmen, annem ise ev hanımıydı. Onların gözünde iyi bir kız, evlenip çocuk sahibi olmalıydı. Ama ben, kendi ayaklarım üzerinde durmak istedim. Bir reklam ajansında işe girdim. Sabahları Beşiktaş’ın dar sokaklarında yürürken, özgürlüğün tadını alıyordum. Fakat her hafta sonu eve gittiğimde, annemin bakışları ve sözleriyle karşılaşıyordum: “Senin yüzünden komşular ne diyecek? Kız kısmı bu yaşa kadar evde kalır mı?”
Bir gün işten eve dönerken, telefonum çaldı. Annemdi. “Elif, bu hafta sonu geliyorsun değil mi? Misafirlerimiz var, seni de görecekler.” Sesindeki gerginliği hissettim. “Anne, çok işim var, belki gelemem,” dedim. “Yine mi iş? Senin yüzünden başımızı kaldıramıyoruz!” dedi ve telefonu kapattı.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken, çocukluğumdan beri üzerime yüklenen beklentileri düşündüm. Lisede dereceye girdiğimde bile, annem “Kızım, aferin ama bak Zeynep’in nişanı olmuş” demişti. Hep bir eksiklik, hep bir kıyaslama…
Bir sabah ofiste toplantıdayken, patronum Gökhan Bey bana yeni bir proje verdi. “Elif Hanım, bu kampanya sizin için büyük bir fırsat,” dedi. İçimde bir umut filizlendi. Belki de ailemin gurur duyacağı bir başarıya imza atabilirdim. Akşam eve döndüğümde heyecanla annemi aradım: “Anne, büyük bir projeye liderlik edeceğim!”
Cevabı kısa ve acımasızdı: “Kızım, iş güç tamam da… Evlenmeye niyetin yok mu senin?”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Başarılarımın hiçbir önemi yoktu; önemli olan toplumun gözünde ‘tam’ bir kadın olmamdı. O gece ağladım. Sabah gözlerim şişti ama işe gitmek zorundaydım.
Projeye dört elle sarıldım. Geceleri ofiste sabahladığım oldu. Takım arkadaşlarım bana hayranlıkla bakıyordu. Ama annemden hâlâ onay alamıyordum. Bir gün babam aradı: “Annen çok üzgün Elif. Komşular sorup duruyor, ‘Elif ne zaman evlenecek?’ diye.”
İçimde öfke kabardı: “Baba, ben mutlu değil miyim? Neden kimse bunu sormuyor?”
Babam sustu. Sessizlik telefonda asılı kaldı.
Bir akşam iş çıkışı Nişantaşı’nda yürürken eski arkadaşım Derya’yla karşılaştım. Derya evlenmiş, bir çocuk sahibi olmuştu. Sohbet ederken gözleri doldu: “Keşke senin gibi cesur olabilseydim Elif. Ben ailemin istediği hayatı yaşıyorum ama bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum.”
O an anladım ki yalnız değildim. Birçok kadın, ailesinin ve toplumun beklentileriyle kendi hayallerinin arasında sıkışıp kalıyordu.
Projeyi başarıyla tamamladım. Ajansın en genç proje müdürü oldum. Patronum beni tebrik ettiğinde gözlerim doldu: “Bu başarıyı ailemle paylaşmak istiyorum,” dedim.
Hafta sonu Eskişehir’e gittim. Annem sofrada oturuyordu. Yanına oturdum: “Anne, terfi aldım.”
Başını kaldırmadan sordu: “Peki ya evlilik?”
İçimdeki fırtına dışarı taştı: “Anne! Benim mutluluğum neden sana yetmiyor? Neden hep başkalarının ne dediğini önemsiyorsun?”
Annem sustu. Gözleri doldu ama bana bakmadı.
O gece odama çekildim. Eski defterlerimi karıştırırken çocukluğumda yazdığım bir şiiri buldum:
‘Bir gün uçacağım,
Kendi kanatlarımla,
Kimseye hesap vermeden,
Kendim olacağım.’
Gözyaşlarımı tutamadım.
Ertesi sabah kahvaltıda annem sessizdi. Babam bana göz kırptı; o da biliyordu ki artık eski Elif yoktu.
İstanbul’a döndüğümde içimde bir hafiflik vardı ama aynı zamanda derin bir hüzün… Ailemle aramdaki mesafe büyüyordu. Bir akşam annem aradı: “Elif… Seninle gurur duyuyorum ama seni anlamakta zorlanıyorum.”
O an anladım ki bazen en sevdiklerimiz bile bizi anlamayabilir; yine de kendi yolumuzu seçmek zorundayız.
Şimdi pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçmesi neden bu kadar zor? Toplumun beklentileriyle kendi hayallerimiz arasında sıkışıp kalmaya mecbur muyuz?
Siz hiç ailenizin onayını almadan kendi yolunuzu seçmek zorunda kaldınız mı? Ya da hiç sevdiklerinizin gözünde bir utanç kaynağı olduğunuzu hissettiniz mi?