Üç On Yıl Boyunca Sessizce: Bir Evliliğin Ardındaki Gerçekler
“Bunu bana nasıl yaparsın, Kemal?” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey bir anda döküldü. Kemal’in gözleri yere sabitlenmişti; ne savunacak gücü vardı ne de pişmanlık gösterecek cesareti. Otuz yıl boyunca aynı evde, aynı sofrada, aynı yatakta yaşadık. Ama şimdi, o an, aramızdaki mesafenin ne kadar büyük olduğunu ilk defa bu kadar net hissettim.
Her şey, geçen ay eski bir arkadaşımın düğününde başladı. Yıllardır görüşmediğim Ayşe, bana sarılıp kulağıma fısıldadı: “Kemal’i geçen hafta Nişantaşı’nda genç bir kadınla gördüm. El eleydiler.” O an içimde bir şeyler koptu. Eve döndüğümde Kemal’e hiçbir şey belli etmedim. Ama geceleri uyuyamaz oldum; gözümün önünden o sahne gitmiyordu. Ayşe’nin sözleri beynimde yankılandı: “El eleydiler.”
Bizim evliliğimiz hiç tutkulu olmadı. Annem, “Kızım, Kemal iyi adamdır, sana kötü davranmaz,” demişti. O zamanlar aşkın ne olduğunu bilmiyordum bile. Babamın gölgesinde büyümüş, annemin suskunluğunda olgunlaşmıştım. Kemal’le evlendiğimde 22 yaşındaydım. O ise 28’di. Düğünümüz sade olmuştu; mahallede herkes “Çok yakıştılar,” demişti. Ama ben daha ilk geceden yalnız hissetmiştim kendimi.
Yıllar geçti, iki çocuğumuz oldu: Burcu ve Emre. Onlar için yaşadım hep. Kemal işten eve geç gelir, sofrada sessizce yemeğini yerdi. Ben ise çocukların ödevleriyle ilgilenir, onların dertlerini dinlerdim. Akşamları televizyonun karşısında uyuyakalırdı Kemal. Ben de mutfağı toplar, sonra pencerenin önünde uzun uzun dışarı bakardım. Bazen kendi kendime sorardım: “Bu mudur hayat?”
Hiçbir zaman yakın bir arkadaşım olmadı. Mahallede kadınlar arasında dedikodu çok olurdu; ben de sırlarımı kimseyle paylaşmadım. Annemden öğrendiğim gibi, her şeyi içime attım. Çocuklar büyüdü, evlendi, torunlarım oldu. Herkes bizim mutlu bir aile olduğumuzu sanıyordu. Oysa ben her gün biraz daha yalnızlaşıyordum.
Geçen hafta, Kemal’in telefonuna gelen bir mesajı gördüm: “Canım, yarın buluşuyor muyuz?” Mesajı atan kadının adı Zeynep’ti. Ellerim titredi; kalbim yerinden çıkacak sandım. Kemal banyodaydı; telefonu masanın üstünde unutmuştu. Mesajı okudum, sonra hiçbir şey olmamış gibi telefonu yerine koydum. O gece sabaha kadar ağladım.
Ertesi gün kahvaltıda Kemal’e baktım; yüzünde hiçbir suçluluk belirtisi yoktu. Çocuklar aradı, torunlar telefonda “Babaanne seni çok özledik!” diye bağırdı. İçimdeki fırtınayı kimse bilmiyordu.
O akşam Kemal eve geç geldi. Kapıyı açtığımda yüzünde hafif bir gülümseme vardı ama gözleri yorgundu. Dayanamadım, sordum:
– Kemal, bana doğruyu söyle. Hayatında başka biri mi var?
Bir an durdu, sonra başını eğdi:
– Ne diyorsun Hatice? Saçmalama…
Ama sesindeki titrekliği fark ettim. Gözlerim doldu:
– Yeter artık! Otuz yıl boyunca sustum, her şeye göz yumdum! Ama artık dayanamıyorum! Kim bu Zeynep?
Kemal’in yüzü bembeyaz oldu. Birkaç saniye sessizlikten sonra itiraf etti:
– Evet… Biri var.
O an dünyam başıma yıkıldı. Dizlerimin bağı çözüldü; sandalyeye oturdum. Gözyaşlarımı tutamadım:
– Neden? Neden bana bunu yaptın?
Kemal başını kaldırmadı:
– Bilmiyorum Hatice… Yıllardır aramızda hiçbir şey yoktu… Sadece alışkanlık…
O gece sabaha kadar düşündüm: Otuz yıl boyunca neyi yanlış yapmıştım? Neden hiç kimseye derdimi anlatamamıştım? Sabah olunca çocukları aradım; sesimi normal tutmaya çalıştım. Onlara hiçbir şey belli etmedim.
Sonraki günlerde Kemal’le aynı evde iki yabancı gibi yaşamaya başladık. O bana bakmıyor, ben de onunla konuşmuyordum. Torunlar geldiğinde yine gülümsedim; onlara masallar anlattım. Ama içimdeki yara her geçen gün büyüdü.
Bir gece mutfakta otururken annemin sesi kulağımda yankılandı: “Kadın olmak zordur kızım… Sabretmek gerekir.” Ama ben artık sabretmek istemiyordum.
Bir gün cesaretimi topladım ve Burcu’yu aradım:
– Kızım, seninle konuşmam lazım.
Burcu hemen geldi; gözlerinde endişe vardı:
– Anne ne oldu? İyi misin?
Bir süre sustum; sonra her şeyi anlattım. Burcu’nun gözleri doldu:
– Anne… Bunu bize neden daha önce söylemedin?
– Sizi üzmek istemedim kızım… Hep güçlü görünmek zorundaydım.
Burcu elimi tuttu:
– Anne, senin mutlu olmanı istiyoruz biz… Ne karar verirsen ver, arkandayız.
O an ilk defa hafifledim; yüküm biraz olsun azaldı.
Şimdi her sabah pencerenin önünde oturup düşünüyorum: Hayatımı baştan yaşayabilseydim neyi farklı yapardım? Belki daha cesur olurdum; belki de kendimi bu kadar yalnız bırakmazdım.
Otuz yıl boyunca sustum, alışkanlıklara tutundum ve kendi duygularımı hep erteledim. Şimdi ise ilk defa kendimi anlatıyorum; belki de ilk defa gerçekten yaşıyorum.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Yıllarca süren sessizliğin ardından gerçeği öğrenmek sizi nasıl değiştirirdi? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki de yalnız olmadığımı hissederim.