Bir Kaçışın Eşiğinde: Bir Kadının Kırsaldan Kurtuluş Mücadelesi

“Zeynep, kalk kızım! Sabah ezanı okundu, daha süt sağılacak!”

Gözlerimi açmadan, annemin sesi gibi kulağımda yankılanan kayınvalidemin bağırışıyla irkiliyorum. Oysa annem hiç böyle bağırmazdı bana. Ama şimdi, bu köyde, bu evde, her sabah aynı kabusla uyanıyorum. Yatağın ucunda, üç yaşındaki kızım Elif’in minik elleriyle saçımı okşadığını hissediyorum. O an, içimde bir yerler acıyor. Elif’in bu hayata alışmasını istemiyorum. Onun da benim gibi, başkalarının isteklerine göre yaşamasını istemiyorum.

Dün gece yine tartıştık. Kocam Mehmet, “Sen de biraz elini taşın altına koyacaksın Zeynep! Herkes çalışıyor, sen neden sürekli şikayet ediyorsun?” dedi. Oysa ben şikayet etmiyorum; sadece nefes almak istiyorum. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Üniversiteyi bitirdim, öğretmen olacaktım. Ama Mehmet’le evlenince, onun ailesinin yanında kalmamız gerekti. “Birkaç yıl idare edelim, sonra şehre taşınırız” dedi. Dört yıl geçti, hâlâ aynı yerdeyiz.

Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi tekrar yükseliyor: “Zeynep! Süt kovasını unutma! Dün keçiler az süt verdi, senin yüzünden!”

İçimden bir ses bağırıyor: “Benim yüzümden değil! Benim suçum değil!” Ama sesim boğazımda düğümleniyor. Elif’in gözleri bana bakıyor; korkmasın diye gülümsüyorum. “Hadi anneciğim, kalkalım.”

Mutfağa indiğimde kayınpederim Hüseyin Bey gazeteyi okuyor. Beni görmezden geliyor. Sanki evin hizmetçisiymişim gibi davranıyorlar. Kahvaltı hazırlarken ellerim titriyor. İçimde bir fırtına kopuyor: Kaçmalıyım! Elif’i de alıp gitmeliyim buradan.

Dün gece, herkes uyuduktan sonra sessizce oturup düşündüm. Ne kadar param var? Kimden yardım isteyebilirim? Annemler başka şehirde; onlara ulaşmak zor. Ama başka çarem yok. Çantamı kafamda çoktan hazırladım: Elif’in en sevdiği oyuncağı, birkaç kıyafet, biraz para…

Mehmet gece geç geldi yine. Arkadaşlarıyla kahvede oturmuş, eve gelince bana bağırdı: “Senin yüzünden annem babam huzursuz! Biraz uyum sağlasan ne olur?”

Ona anlatmaya çalıştım: “Mehmet, ben burada mutlu değilim. Şehirde yaşamak istiyorum. Elif’in iyi bir okula gitmesini istiyorum.”

Ama o sadece omuz silkti: “Burası da okul, burada da hayat var.”

Hayır, burası hayat değil! Burası benim için bir hapishane.

O sabah kahvaltıdan sonra Elif’i giydirirken içimdeki kararlılık büyüyor. Kayınvalidem bahçede domatesleri toplarken bana sesleniyor: “Zeynep, bak şu fideleri de sulamayı unutma!”

Elif’e sarılıp fısıldıyorum: “Bir gün gideceğiz buradan kızım. Söz veriyorum.”

O gün akşam yemeğinde yine tartışma çıkıyor. Kayınpederim sofrada yüksek sesle konuşuyor: “Bizim zamanımızda kadınlar böyle değildi! Herkes işini bilir, laf etmezdi.”

Mehmet de ona katılıyor: “Zeynep’in gözü hep dışarıda baba. Şehirde ne varmış anlamıyorum.”

Dayanamıyorum artık: “Ben insan gibi yaşamak istiyorum! Sadece çalışmak değil, kendime ait bir hayatım olsun istiyorum!”

Fatma Hanım kaşlarını çatıyor: “Senin yerinde olmak isteyen çok kadın var! Biz sana ekmek veriyoruz, başımızın üstünde yerin var.”

Ama ben onların ekmeğini değil, kendi emeğimin karşılığını istiyorum.

O gece Elif’i yatırdıktan sonra pencereden dışarı bakıyorum. Köyün sessizliği içimi ürpertiyor. Yıldızlar bile bana uzak geliyor. Annemi aramak için telefonumu elime alıyorum ama korkuyorum; Mehmet duyar diye vazgeçiyorum.

Sabaha karşı kararımı veriyorum: Gideceğim! Elif’i de alıp gideceğim! Sabah erkenden kalkıp çantamı hazırlıyorum. Elif’in en sevdiği ayıcığı da koyuyorum içine.

Tam kapıdan çıkacakken Mehmet uyanıyor:

“Nereye gidiyorsun Zeynep?”

Sesi öyle sert ki elim ayağım titriyor ama gözlerinin içine bakıyorum:

“Gidiyorum Mehmet. Artık burada kalamam.”

O an evde bir sessizlik oluyor. Kayınvalidem kapının arkasında ağlamaya başlıyor:

“Ne olur gitme kızım! Elif’i de götürme!”

Ama artık geri dönüş yok. Elif’in elini tutuyorum ve kapıdan çıkarken Mehmet arkamdan bağırıyor:

“Eğer gidersen bir daha geri dönemezsin!”

Dönüp ona bakıyorum:

“Zaten dönmek istemiyorum.”

Otobüs durağına kadar yürürken Elif’in minik adımlarını hissediyorum yanımda. İçimde hem korku hem umut var. Annemi arıyorum; ağlayarak anlatıyorum her şeyi.

“Gel kızım,” diyor annem telefonda, “Biz sana sahip çıkarız.”

Otobüse binerken köyün toprak yollarına son kez bakıyorum. İçimde bir burukluk var ama biliyorum ki doğru olanı yapıyorum.

Şimdi yeni bir hayata başlamak için yoldayım. Kendi ayaklarım üzerinde durmak zorundayım; Elif için, kendim için…

Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kadın olarak kendi hayatınızı seçmek için neleri göze alabilirdiniz? Yorumlarınızı bekliyorum.