Kızımız Kayboldu, Yıllar Sonra Kapımıza Torunumuzu Bıraktı: Nerede Hata Yaptık?
“Anne, ben gidiyorum!” Zeynep’in kapıyı çarpışı hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. O sabah, mutfakta çayımı karıştırırken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Eşim Mehmet, gazeteye gömülmüş, hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranıyordu. Oysa ben, kızımızın gözlerindeki o yabancı bakışı çoktan fark etmiştim.
Zeynep, bizim gururumuzdu. Okulda dereceye girer, öğretmenleri onu yere göğe sığdıramazdı. Komşular, “Ne güzel yetiştirmişsiniz,” derdi. Biz de Mehmet’le gurur duyardık. Ama lise ikinci sınıfta her şey değişti. Zeynep’in odasından yüksek sesli müzikler gelmeye başladı, ders notları düşmeye başladı. Bir gün okuldan aradılar: “Zeynep son zamanlarda çok içine kapanık, arkadaşlarından uzaklaşıyor.”
Mehmet sinirlenirdi: “Bu kız iyice başımıza iş açacak!” Ben ise anlamaya çalıştım. Akşam yemeklerinde konuşmaya çalıştım ama Zeynep ya odasına kapanıyor ya da kısa cevaplarla geçiştiriyordu. Bir gece, kapı aralığından ağladığını duydum. Yanına gittim, saçlarını okşadım. “Kızım, neyin var?” dedim. Sadece başını salladı: “Hiçbir şey anne.”
Bir sabah okula gitmek için çıktı ve bir daha dönmedi. Polisler geldi, afişler bastırdık, televizyonlara çıktık. Herkes yardım etmeye çalıştı ama Zeynep’ten hiçbir iz yoktu. Geceleri Mehmet’le birbirimize sarılıp ağladık. Ben kendimi suçladım: “Acaba çok mu baskı yaptık? Onu anlamaya çalışmadık mı?” Mehmet ise öfkesini benden çıkardı: “Senin yüzünden bu hale geldi! Çok yüz verdin!”
Yıllar geçti. Evimizde Zeynep’in odası olduğu gibi kaldı. Her sabah kapıya bakıp bir mucize bekledim. Komşuların bakışları değişti; kimisi acıdı, kimisi suçladı. “Kızını nasıl kaybettin?” diye fısıldaştılar arkamdan.
Bir sabah kapımız çalındı. Kapıyı açtığımda, yerde bir bebek sepeti vardı. İçinde minik bir kız bebek ve bir not: “Adı Elif. Onu koruyun.” Notun altındaki el yazısını hemen tanıdım: Zeynep’in el yazısıydı.
Mehmet şok oldu. “Bu ne demek? Zeynep nerede?” diye bağırdı. Ben ise bebeği kucağıma aldım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Elif’in gözleri tıpkı Zeynep’inkiler gibiydi.
O günden sonra hayatımız tamamen değişti. Elif’i büyütmeye başladık ama her gece Zeynep’in nerede olduğunu düşündüm. Polis tekrar araştırmaya başladı ama yine bir iz bulamadılar. Elif büyüdükçe sorular sormaya başladı: “Annem nerede? Neden benim annem yok?”
Bir gün Elif’e cevap veremedim, sadece sarıldım. Mehmet ise içine kapandı, daha da sessizleşti. Akşamları televizyonun karşısında dalıp gidiyordu. Bir gece dayanamadım: “Mehmet, biz nerede hata yaptık? Neden kızımız bize güvenmedi?”
Mehmet ilk kez gözyaşı döktü: “Belki de onu dinlemedik. Hep kendi doğrularımızı dayattık.”
Elif ilkokula başladığında okulda anneler günü etkinliği oldu. Elif eve geldiğinde gözleri doluydu: “Anneannem, neden benim annem yok?” O an içimde bir şeyler koptu. Zeynep’in yokluğunu her gün hissettim ama Elif’in acısı bambaşkaydı.
Bir gün posta kutusunda bir mektup buldum. Zeynep’ten geliyordu:
“Anneciğim,
Beni affedin. Size yük olmak istemedim. Elif’i size emanet ettim çünkü ona ancak siz iyi bakarsınız. Benim yolum başka yerlere düştü ama sizi hep sevdim.”
Mehmet mektubu okurken elleri titredi: “Neden dönmüyor? Neden bizimle konuşmuyor?”
Geceleri Elif’in başında beklerken kendi anneliğimi sorguladım. Biz mi çok baskıcıydık? Yoksa Zeynep kendi yolunu mu çizmek istedi? Türkiye’de bir kız çocuğu olmak kolay mıydı? Komşuların dedikoduları, akrabaların beklentileri… Belki de Zeynep bu yükten kaçmak istemişti.
Bir gün Elif bana sarıldı: “Anneanne, annem beni bırakıp gitti mi?”
Gözyaşlarımı tutamadım: “Hayır yavrum, annen seni çok seviyor ama şu an yanında olamıyor.”
Mehmet artık daha az konuşuyor, ben ise her sabah kapıya bakmaya devam ediyorum. Belki bir gün Zeynep geri döner diye umut ediyorum.
Şimdi size soruyorum: Bir anne-baba olarak nerede hata yaptık? Çocuklarımızı anlamak için daha ne yapmalıydık? Siz olsaydınız ne yapardınız?