Kırık Camların Ardında: Bir Otobüs Yolculuğunda Hayatımın Hesabını Verdirdiler
“Senin ne işin var burada, Elif?” diye fısıldadı annem, sesi titrek ve öfkeli. Otobüsün arka koltuğunda, camdan dışarı bakarken yakaladı beni. Gözleriyle beni delip geçiyordu. Yanımızdaki yolcuların duymaması için çabalıyordu ama kelimelerinin ağırlığı, otobüsün motor sesini bile bastırıyordu.
Kafamı çevirdim, göz göze geldik. “Anne, başka çarem yoktu. İstanbul’a dönmem lazım,” dedim. Dudaklarım titredi, ellerim avuçlarımda terledi. Annem, başörtüsünü düzeltti, gözlerini kaçırdı. “Baban duymasın sakın. O adamla bir daha görüşmeyeceksin demedim mi sana?”
O adam… Yani Cemil. Ailem için bir utanç kaynağı, benim için ise hayatımın en büyük aşkıydı. Annemle babam, Cemil’in ailesinin köydeki dedikodulara karıştığını duyunca bana yasak koymuşlardı. Ama ben dinlememiştim. Her buluşmamızda biraz daha büyüdüm, biraz daha kendimi buldum. Fakat şimdi, annemin yanında, otobüsün dar koltuğunda sıkışmışken, kendimi küçücük hissediyordum.
Otobüs, Bursa’dan İstanbul’a doğru ilerlerken, camdan dışarıya bakıp geçmişi düşündüm. Babamın öfkeli bakışlarını, annemin sessiz gözyaşlarını… “Elif,” dedi annem tekrar, sesi bu kez yumuşaktı, “Senin iyiliğin için söylüyorum. O çocuk sana göre değil.”
“Anne,” dedim, sesim çatladı, “Ben de insanım. Benim de hayallerim var. Sadece sizin istediğiniz gibi yaşayamam.”
Annem başını salladı. “Biz senin kötülüğünü ister miyiz? Bak, ablan da evlendi, mutlu. Sen neden hep başına iş açıyorsun?”
İçimde bir öfke kabardı. “Ablam mutlu mu gerçekten? Her gün ağladığını bilmiyor musun? Sırf mahalle ne der diye sustunuz!”
O an otobüste bir sessizlik oldu. Yan koltukta oturan yaşlı adam bile başını çevirdi. Annem gözlerini yere indirdi. “Bize laf getirme Elif,” dedi kısık sesle.
Birden telefonum titredi. Cemil’den mesaj gelmişti: “İstanbul’da seni bekliyorum.” Kalbim hızla atmaya başladı. Annem mesajı fark etti, gözleriyle telefonu işaret etti.
“Kimden o mesaj?”
“Bir arkadaş,” dedim yalan söyleyerek.
Annemin gözleri doldu. “Bize yalan söyleme Elif. Sen de biliyorsun ki bu yolun sonu yok.”
Otobüs bir mola yerine girdiğinde annem inip abdest almaya gitti. Ben de cam kenarında yalnız kaldım. Dışarıda yağmur başlamıştı; damlalar camdan aşağı süzülüyordu. Kafamı cama yasladım ve içimdeki fırtınayı bastırmaya çalıştım.
Birden yan koltuktaki yaşlı adam bana döndü: “Evlat,” dedi, “Aileni üzme ama kendi hayatını da harcama.”
Şaşkınlıkla ona baktım. Nereden anlamıştı? Belki de herkesin hikayesi birbirine benziyordu bu ülkede.
Annem döndüğünde gözleri şişmişti. Otobüse binerken bana bakmadı bile. Yol boyunca konuşmadık. Sadece motorun uğultusu ve yağmurun sesi vardı.
İstanbul’a vardığımızda annem beni kolumdan tuttu: “Baban seni bekliyor. Sakın ona bir şey söyleme.”
Eve girdiğimizde babam salonda oturuyordu. Gözleriyle beni süzdü. “Nerede kaldınız?” dedi sertçe.
Annem hemen araya girdi: “Trafik vardı.”
Babam bana döndü: “Elif, seninle konuşmamız lazım.”
O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Annem bana bakıp gözleriyle susmamı söyledi.
Babam odasına geçti, ben de peşinden gittim. Kapıyı kapattıktan sonra bana döndü: “Kızım, duyduklarım doğru mu? Cemil’le hala görüşüyor musun?”
Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Evet baba,” dedim cesaretimi toplayarak, “Onu seviyorum.”
Babam bir an sustu, sonra yumruğunu masaya vurdu: “Biz sana ne dedik? O aileyle işimiz olmaz! Bizi rezil mi edeceksin?”
“Baba, ben sizin kızınızım ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum!”
Babam öfkeyle odadan çıktı. Annem kapının önünde bekliyordu; bana sarıldı ama bu sarılışta sevgi değil korku vardı.
O gece odama çekildim ve Cemil’e mesaj attım: “Beni al buradan.”
Sabaha karşı pencereden baktığımda Cemil’in arabasını gördüm. Çantamı hazırladım ve sessizce evden çıktım. Annem uyanmıştı; koridorda beni yakaladı.
“Gitme Elif,” dedi ağlayarak, “Bizi bırakma.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü ama kararımı vermiştim: “Anne, ben de mutlu olmak istiyorum.”
Cemil’in yanına koştum; arabaya bindim ve arkamda bıraktığım eve son kez baktım.
Yolda Cemil elimi tuttu: “Korkma Elif, birlikte her şeye göğüs gereceğiz.”
Ama içimde bir boşluk vardı; ailemi bırakmanın acısı…
Şimdi İstanbul’da yeni bir hayata başlıyorum ama her gece annemin gözyaşları aklımdan çıkmıyor.
Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizin istediği gibi mi yaşardınız yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?