Kayınvalidemi Sınırlarımı Aşmaktan Nasıl Vazgeçirdim: Beklenmedik Bir Ders
“Yine mi geldin Gülseren Hanım?” diye içimden geçirdim, kapı zili üçüncü kez çaldığında. Eşim Serkan henüz işten dönmemişti, evde yalnızdım. Elimdeki bulaşık süngerini bırakıp kapıya yöneldim. Kapının deliğinden baktığımda, kayınvalidemin tanıdık siluetiyle göz göze geldim. Yüzünde o bildik, sorgulayan bakış: “Ne yapıyorsun, neden açmıyorsun?”
Kapıyı açar açmaz, “Kızım, neden bu kadar beklettin? Yoksa içeride biri mi var?” dedi, sesi hem şaka hem de ima doluydu. İçimde bir şeyler kırıldı yine. “Yok anne, sadece mutfaktaydım,” dedim, gülümsemeye çalışarak. Ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Yine habersiz gelmişti, yine bana özel alan bırakmamıştı.
Evliliğimizin başında Serkan’la hayalini kurduğumuz o sıcak yuva, kayınvalidemin sürekli ve zamansız ziyaretleriyle bir türlü gerçek olamıyordu. Gülseren Hanım, sanki kendi evindeymiş gibi davranıyor, dolapları açıyor, çamaşır makinesini kontrol ediyor, bazen de Serkan’ın çocukluk fotoğraflarını çıkarıp bana uzun uzun anlatıyordu. “Bak kızım, Serkan küçükken de böyle dağınıktı,” derken gözleri parlıyordu ama ben her seferinde biraz daha küçülüyordum.
Bir gün, Serkan’la bu konuyu konuşmaya karar verdim. Akşam yemeğinde, “Serkan, annenin bu kadar sık ve habersiz gelmesi beni rahatsız ediyor,” dedim. O ise biraz mahcup, biraz da savunmacı bir sesle, “Ama annem işte, yalnız hissediyor kendini. Hem sana da alışmaya çalışıyor,” dedi. O an anladım ki bu mücadelede yalnızdım.
Günler geçtikçe Gülseren Hanım’ın ziyaretleri daha da sıklaştı. Bazen sabah kahvaltısına, bazen akşam yemeğine… Bir keresinde pazar sabahı pijamalarımla salonda otururken kapı çaldı ve yine oydu. “Kızım, bak sana börek getirdim!” dedi. O an gözlerim doldu ama belli etmedim.
Bir gün annemle telefonda konuşurken sesim titredi: “Anne, ben burada kendimi misafir gibi hissediyorum.” Annem ise her zamanki gibi güçlüydü: “Kızım, kendi evin orası. Sınırlarını sen koymazsan kimse senin yerine koymaz.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Gülseren Hanım’a nasıl sınır koyabilirdim? Ona kırıcı olmadan, ama kendimi de ezdirmeden…
Bir plan yaptım. Ertesi hafta Serkan’ın iş seyahatine gideceği günü bekledim. O gün geldiğinde, sabah erkenden evin anahtarını değiştirdim. Eski anahtarı Gülseren Hanım’a vermiştik çünkü “Bir şey olursa” diye… Ama artık bu iyi niyetli hareket bana huzur vermiyordu.
O gün öğleden sonra kapı yine çaldı. Kapının deliğinden baktım; Gülseren Hanım elinde poşetlerle kapıda bekliyordu. Kapıyı açtığımda anahtarıyla uğraştığını fark ettim ama kapı açılmamıştı.
“Ne oldu anne?” dedim şaşkın bir ifadeyle.
“Kapı açılmadı kızım! Anahtar bozuldu galiba,” dedi hafif panikle.
“Ben anahtarı değiştirdim anne,” dedim kararlı bir sesle. Gözleri büyüdü.
“Neden? Bana söylemediniz mi?”
Derin bir nefes aldım: “Anneciğim, artık önceden haber vermeni istiyorum. Bazen yalnız kalmak istiyorum ya da misafirimiz oluyor. Lütfen bundan sonra gelmeden önce arar mısın?”
Bir an sessizlik oldu. Gözlerinde şaşkınlık ve biraz da kırgınlık vardı. “Ben size yük mü oluyorum?” dedi hafif titreyen bir sesle.
“Hayır anneciğim, asla öyle düşünme. Ama burası bizim evimiz ve bazen özel alanımıza ihtiyacımız var,” dedim.
O gün Gülseren Hanım sessizce eve girdi, getirdiği poşetleri mutfağa bıraktı ve fazla konuşmadan gitti. O gece uyuyamadım; içimde hem bir rahatlama hem de suçluluk vardı.
Ertesi gün Serkan döndüğünde olanları anlattım. Önce şaşırdı ama sonra beni anladığını söyledi: “Belki de annem gerçekten alışmalı,” dedi.
Günler geçti. Gülseren Hanım’ın ziyaretleri azaldı ama her seferinde önceden aramaya başladı. İlk başlarda aramızda bir soğukluk oldu ama zamanla ilişkimiz daha sağlıklı bir hale geldi. Artık geldiğinde birlikte kahve içiyor, sohbet ediyoruz; ben de kendimi evimde hissediyorum.
Bir akşam otururken Gülseren Hanım bana döndü: “Biliyor musun kızım, başta çok kırıldım ama şimdi seni daha iyi anlıyorum. Ben de gençken kayınvalidemden çok çekmiştim.”
O an gözlerim doldu; demek ki bazen en zor sınırlar bile sevgiyle ve kararlılıkla aşılabiliyormuş.
Şimdi düşünüyorum da; acaba siz olsaydınız ne yapardınız? Sınırlarınızı korumak için neleri göze alırdınız?