Bir Anne, Bir Çocuk ve Bir Sessizlik: Evin İçindeki Fırtına
“Yine mi bağırıyor senin kızın?! Bu kaçıncı oldu Elif, komşular ne diyecek?” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi, mutfağın kapısından içeriye bir hançer gibi saplandı. Kucağımda ateşler içinde yanan altı yaşındaki kızım Zeynep’i sallarken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. O an, evdeki sessizliğin yerini Zeynep’in inlemeleri ve Fatma Hanım’ın bitmek bilmeyen şikayetleri aldı.
“Anne, lütfen… Zeynep hasta. Doktora da götürdük, ilaçlarını verdim ama hâlâ ateşi düşmedi,” dedim, sesim titreyerek. Ama Fatma Hanım’ın gözlerinde ne bir anlayış ne de bir şefkat vardı.
“Senin yüzünden böyle oldu! Çocuğa bakmayı bilmiyorsun. Benim oğlumun çocuğu bu; böyle mi büyütülür? Eskiden çocuklar hasta mı olurdu? Senin gibi anneler yüzünden çocuklar zayıf oluyor,” diye bağırdı. O an içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama ellerim titriyordu.
Kocam Murat ise yine işteydi. Her zamanki gibi geç gelecekti. Telefonla aradığımda, “Annemle idare et Elif, ben ne yapabilirim ki? Zaten işim başımdan aşkın,” demişti. Oysa ben sadece bir destek, bir sıcak söz bekliyordum. Ama bu evde yalnızdım; hem anneliğin yüküyle hem de Fatma Hanım’ın bitmeyen eleştirileriyle baş başaydım.
Zeynep’in ateşi bir türlü düşmüyordu. Gece yarısı olmuştu, gözlerim uykusuzluktan yanıyordu. Fatma Hanım ise hâlâ salonda televizyonun sesini açmış, arada bir öksürerek bana laf sokuyordu. “Çocuk hasta olunca annesi başında bekler tabii… Bizim zamanımızda çocuklar kendi kendine iyileşirdi,” dedi alaycı bir sesle.
O an dayanamadım. “Fatma Hanım, ben elimden geleni yapıyorum. Lütfen biraz anlayış gösterin,” dedim. Ama o bana öyle bir baktı ki, sanki evin hizmetçisiymişim gibi hissettim.
Sabah olduğunda Murat eve geldi. Yorgun ve sinirliydi. Zeynep’in hâlâ hasta olduğunu görünce yüzünü buruşturdu. “Elif, sen bu çocuğa bakamıyorsun galiba. Annem de söylüyor zaten… Belki de hastaneye götürmeliyiz,” dedi. O an içimdeki bütün umutlar sönmüş gibiydi.
Zeynep’in gözleri dolu dolu bana bakıyordu. “Anne, ben iyileşecek miyim?” diye fısıldadı. Ona sarıldım, saçlarını okşadım. “Tabii ki iyileşeceksin kızım,” dedim ama sesimdeki güvensizliği kendim bile duydum.
O gün hastaneye gittik. Doktor, viral enfeksiyon dedi; bol sıvı ve dinlenme önerdi. Eve döndüğümüzde Fatma Hanım kapıda bekliyordu.
“Ne dedi doktor? Yine bir şey bulamadı değil mi? Eskiden doktor mu vardı? Biz soğanla sarımsakla iyileşirdik,” diye söylendi.
Artık dayanamıyordum. Evin içinde her gün aynı baskı, aynı suçlamalar… Kendi annem uzakta, babam yıllar önce vefat etmişti. Bu şehirde tek başıma kalmıştım; Murat’ın ailesinin gölgesinde eziliyordum.
Bir gece Zeynep’in ateşi tekrar yükseldiğinde, Fatma Hanım kapımı çaldı. “Senin yüzünden çocuk ölecek! Ben olsam çoktan iyileştirirdim,” dedi. O an gözüm karardı.
“Yeter artık!” diye bağırdım. “Ben de anneyim! Ben de üzülüyorum! Her gün suçlanmaktan bıktım! Siz hiç anlamıyorsunuz!”
Fatma Hanım şaşkınlıkla geri çekildi. O an Murat da odaya girdi.
“Elif ne oluyor burada?”
“Ne mi oluyor? Ben burada tek başıma mücadele ediyorum! Kızımız hasta, ben uykusuzum, yorgunum! Ama siz ikiniz de bana sadece suçlama ve baskı veriyorsunuz!”
Murat bir an sustu, sonra annesine döndü: “Anne, biraz susar mısın? Elif zaten zor durumda.”
Fatma Hanım ilk defa sessiz kaldı ama bakışları hâlâ buz gibiydi.
O gece Zeynep’in başında sabaha kadar oturdum. Kendi annemi düşündüm; bana sarıldığı günleri, bana güç verdiği zamanları… Şimdi ise bu evde yabancı gibi hissediyordum.
Sabah olduğunda Zeynep’in ateşi nihayet düştü. Gözleri parlıyordu; bana gülümsedi. O an içimde bir umut filizlendi.
Ama Fatma Hanım’ın sözleri hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Senin yüzünden…”
Kendime sordum: Bir anne olarak neden hep yalnız bırakılıyorum? Neden kadınlar kadınlara destek olmak yerine birbirini yargılıyor? Bu evde gerçekten kendi hayatımı yaşayabilecek miyim?
Sizce bir anne yalnız bırakılmalı mı? Yoksa ailede herkes birbirine destek olmalı mı?