Bir Yabancı Gibi: Evliliğin Sessiz Çığlığı
“Sen yardım etmek zorundasın — sen karısın, yabancı değilsin ki!”
Bu cümle, bir hafta önce, mutfağın ortasında, kahve fincanını tezgâha koyarken eşim Murat’ın ağzından döküldü. Sanki o an, içimde bir şeyler kırıldı. O sabah, Haziran güneşi perdelerden süzülüp mutfağı aydınlatırken, ben kahvemi karıştırıyor, Murat’ın gömleğini ütülüyor, oğlumuz Emir’in okul çantasını hazırlıyordum. Her zamanki gibi… Ama o gün her şey farklıydı. O cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Sen yardım etmek zorundasın — sen karısın, yabancı değilsin ki!”
O an, içimden geçenleri anlatamam. Sanki yıllardır üstüme yüklenen görünmez bir ağırlık, bir anda gözle görülür hale geldi. Murat’ın sesi hâlâ mutfakta yankılanıyordu. “Bak, annemler gelecek hafta gelecekler. Evi toparla, yemekleri hazırla. Senin işin bu zaten.”
“Ben de çalışıyorum Murat,” dedim usulca. “Benim de işim var, sorumluluklarım var.”
Murat gözlerini devirdi. “Ama sen kadınsın. Ev senin sorumluluğun. Ben dışarıda çalışıyorum, eve para getiriyorum. Sen de evde düzeni sağlarsın.”
O an içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. Annem hep derdi: “Yuvayı dişi kuş yapar.” Ama kimse bana bu yuvanın duvarlarının bazen üstüme yıkılabileceğini söylememişti.
O hafta boyunca Murat’ın sözleri beynimde dönüp durdu. Her sabah aynı rutini tekrarladım: Emir’i okula hazırladım, işe gittim, akşam eve döndüm, yemek yaptım, çamaşır yıkadım… Murat ise akşamları televizyonun karşısına geçip haberleri izliyor, bazen de arkadaşlarıyla dışarı çıkıyordu. Ben ise sessizce sofrayı topluyor, Emir’in ödevlerine yardım ediyor, gece yarısı yorgunluktan bitap düşüp uyuyakalıyordum.
Bir akşam, Emir odasında uyurken, Murat’la oturma odasında karşı karşıya geldik. Televizyon açıktı ama ikimizin de dikkati başka yerdeydi.
“Murat,” dedim titreyen bir sesle, “Ben artık kendimi bu evde bir hizmetçi gibi hissediyorum. Sanki sadece iş yapmak için buradayım.”
Murat başını kaldırmadan cevap verdi: “Abartıyorsun Zeynep. Her evde işler böyle yürür.”
“Peki ya benim hislerim? Benim yorgunluğum? Ben de insanım!”
Murat bir an sustu, sonra omuz silkti: “Sen kadınsın Zeynep. Annem de böyleydi. Babam hiç mutfağa girmezdi.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin gençliğini düşündüm; babamın gölgesinde kaybolan bir kadın… Hep susmuştu annem; hep güçlü görünmeye çalışmıştı. Ama ben artık susmak istemiyordum.
Yıldönümümüz yaklaşırken içimdeki burukluk büyüdü. Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, yüzümdeki çizgiler derinleşmişti. “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime.
O gün iş yerinde arkadaşım Elif’le öğle yemeğinde buluştuk. Elif bana dikkatlice baktı:
“Zeynep, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun.”
Başımı eğdim. “Evde işler yolunda değil Elif… Murat bana ‘Sen karısın, yardım etmek zorundasın’ dedi geçen gün. Sanki ben sadece ev işlerinden ibaretim.”
Elif derin bir nefes aldı: “Bunu kabul etme Zeynep. Sen de insansın, senin de hakların var.”
O an gözlerim doldu. Yıllardır içime attığım her şey bir anda dökülmek üzereydi.
Akşam eve döndüğümde Murat yine televizyonun karşısındaydı. Dayanamadım; yanına oturdum.
“Murat,” dedim kararlı bir sesle, “Artık böyle devam edemem. Ben sadece ev işlerinden ibaret değilim. Ben de yoruluyorum, ben de sevilmek istiyorum.”
Murat bana şaşkınlıkla baktı: “Ne demek istiyorsun?”
“Eğer bu evlilikte sadece hizmetçi olarak görülüyorsam, o zaman bu evlilikte olmamın ne anlamı var?”
Bir an sessizlik oldu. Sonra Murat öfkeyle ayağa kalktı: “Yani şimdi boşanmak mı istiyorsun? Birkaç ev işi yüzünden mi?”
Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Mesele ev işi değil Murat! Mesele saygı! Mesele insan yerine konmak!”
O gece Emir’in odasında uyuyakaldım. Sabah olduğunda Murat gitmişti; not bırakmamıştı.
Yıldönümümüzün sabahıydı… Yalnız kahvaltı yaptım; masada iki kişilik tabak vardı ama karşısı boştu. O an anladım ki yıllardır kendi mutluluğumu hep ertelemişim.
Telefonum çaldı; annemdi.
“Zeynep kızım, iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim ama sesim titriyordu.
“Bak kızım,” dedi annem yavaşça, “Ben yıllarca sustum ama sen susma. Kendi değerini bil.”
Gözyaşlarımı tutamadım.
O gün akşam Murat eve geldiğinde ilk defa ona güçlü bir şekilde baktım:
“Murat, ya bu evlilikte bana saygı gösterirsin ya da yollarımızı ayırırız.”
Murat ilk defa sessiz kaldı; belki de ilk defa beni gerçekten gördü.
Şimdi düşünüyorum da… Bir kadının değeri sadece yaptığı işlerle mi ölçülür? Yoksa hak ettiği sevgi ve saygıyla mı? Sizce bir evlilikte en önemli şey nedir? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…