Bir Sekreterin Sessiz Çığlığı: Gözyaşlarıyla Yazılan Bir Hayat

— Nerede benim kahvem, Zeynep? — diye bağırdı patronum Cemil Bey, kapının önünde öfkeyle dikilerek. Ellerim titredi, ajandamı masama bırakırken, sesimi çıkarmadan cevapladım:
— Her zamanki yerde, üst rafta Cemil Bey.

O an ofisteki herkesin gözleri bana çevrildi. Cemil Bey’in küçümseyici bakışları altında ezildim. Yine de gülümsedim, çünkü başka çarem yoktu. Her gün aynı döngü: sabahın köründe kalk, annemin “Kızım, işinde dikkatli ol, patronuna laf getirme” nasihatleriyle evden çık, metrobüsün kalabalığında ezil, sonra bu soğuk ofiste, Cemil Bey’in bitmek bilmeyen taleplerine yetişmeye çalış.

Ben Zeynep Yıldız. 29 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, annemle babamla yaşıyorum. Babam emekli işçi, annem ev hanımı. Evde tek çalışan benim. Ailem için çalışmak zorundayım; onların gözünde “kız başıma” iş bulmuşum ya, şükretmem gerek. Ama kimse bana sormuyor: Mutlu musun Zeynep? Hayallerin var mı?

O gün de her zamanki gibi geçti. Cemil Bey’in asık suratı, asistanı Sibel’in sinsice fısıldaşmaları, ofisteki erkeklerin arada sırada attığı laubali bakışlar… Öğle arasında tuvalete kaçıp sessizce ağladım. Aynada kendime baktım: Gözlerim şişmiş, yüzüm solgun. “Dayan Zeynep,” dedim kendi kendime, “Bir gün her şey değişecek.”

Akşam eve döndüğümde annem sofrayı hazırlamıştı. Babam televizyonun karşısında, haberleri izliyor. Annem hemen sordu:
— Bugün nasıldı kızım?

Ne diyebilirdim ki? “Patronum yine bağırdı, kendimi değersiz hissettim” mi demeliydim? Yutkundum.
— İyiydi anneciğim.

Babam araya girdi:
— Kızım bak, işini kaybetme sakın. Bu devirde iş bulmak kolay mı sanıyorsun? Patronun ne derse yapacaksın.

İçimde bir şeyler koptu o an. Neden hep susmak zorundaydım? Neden kimse benim ne hissettiğimi önemsemiyordu?

O gece yatağımda dönüp durdum. Uyumak ne mümkün… İçimde bir öfke, bir hüzün… Hayatım boyunca başkalarının isteklerine göre yaşadım. Lisede resim yapmak isterdim ama babam “Kız kısmı ressam mı olur?” dedi diye vazgeçtim. Üniversitede edebiyat okumak istedim, “O bölümde iş mi var?” dediler, sekreterlik okudum. Şimdi de işteyim; ama ne ben varım ne hayallerim.

Bir sabah işe giderken metrobüste yanımda oturan genç bir kadın telefonda yüksek sesle konuşuyordu:
— Ben istifa ettim anne! Kendi işimi kuracağım!

Kadının gözlerinde bir ışık vardı. O an içimde bir kıvılcım yandı. Ben neden yapamayayım? Neden hep korkuyorum?

O gün ofiste işler daha da kötüydü. Cemil Bey sinirliydi; müşteriyle tartışmıştı. Sinirini benden çıkardı:
— Zeynep Hanım! Şu dosyaları hâlâ hazırlamadınız mı? Ne işe yararsınız siz?

Sibel kıkırdadı. Ofiste herkes sustu. Gözlerim doldu ama ağlamadım. İlk defa başımı kaldırıp Cemil Bey’in gözlerinin içine baktım:
— Elimden geleni yapıyorum Cemil Bey.

O an Sibel’in yüzündeki alaycı ifade kayboldu. Cemil Bey şaşırdı ama toparlandı:
— Biraz hızlı olsanız iyi olur!

O gün eve dönerken kararımı verdim: Artık susmayacaktım.

Bir hafta boyunca iş ilanlarına baktım, eski defterlerimi karıştırdım. Üniversiteden hocam Ayşe Hanım’ı aradım; bana cesaret verdi:
— Zeynep, sen çok yeteneklisin. Yazılarını hatırlıyorum; neden denemiyorsun?

O gece ilk defa yıllar sonra bir hikaye yazdım. Gözyaşlarım satırlara karıştı; içimdeki acıyı kelimelere döktüm.

Ertesi gün ofiste yine aynı sahne: Cemil Bey bağırıyor, Sibel alay ediyor… Ama ben artık başka bir Zeynep’tim. Öğle arasında bilgisayar başında gizlice yazılarımı dergilere gönderdim.

Bir ay sonra ilk yazım yayımlandı! İsimsiz bir dergide küçük bir köşe… Ama benim için bir devrimdi bu! O akşam eve koşarak gittim:
— Anne! Bak, yazımı yayımlamışlar!

Annem şaşkınlıkla baktı:
— Aferin kızım… Ama işini ihmal etme sakın.

Babam ise umursamazca başını salladı:
— Boş işler bunlar…

Ama ben ilk defa kendimle gurur duydum.

Günler geçtikçe yazılarım çoğaldı. İçimdeki korku azaldı; özgüvenim arttı. Bir gün cesaretimi topladım ve Cemil Bey’in karşısına geçtim:
— Cemil Bey, ben istifa etmek istiyorum.

Şaşkınlıkla bana baktı:
— Ne diyorsun sen Zeynep? Bu zamanda iş mi bulunur?

Gülümsedim:
— Ben artık kendi yolumu çizmek istiyorum.

Ofisten çıktığımda içimde tarifsiz bir hafiflik vardı. Eve gittiğimde annem ağladı:
— Kızım ne yapacaksın şimdi?

Babam öfkeyle bağırdı:
— Biz sana güvenmiştik! Nasıl bırakırsın işi?

Ama ben ilk defa onların beklentilerinden bağımsız bir karar vermiştim.

Aylar geçti… Kolay olmadı; maddi sıkıntılar yaşadık, ailemle tartışmalar bitmedi… Ama yazılarım yayımlandıkça okurlar bana ulaşmaya başladı; hikayelerimi okuyan kadınlar bana umut dolu mesajlar yolladı.

Bir gün eski ofisimden Sibel aradı:
— Zeynep, senin cesaretine hayran kaldık… Ben de başka bir iş arıyorum artık.

Hayat bazen beklenmedik şekilde değişiyor. Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum; hâlâ korkularım var ama artık biliyorum ki susmak çözüm değil.

Bazen geceleri pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşünüyorum: Acaba başka kaç kadın benim gibi sessizce ağlıyor? Kaçımız kendi hayatımızı yaşamak yerine başkalarının isteklerine boyun eğiyoruz?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi yolunuzu çizmek için her şeyi göze alabilir miydiniz?