Babam Benim Düğünümde Olacak, İster Kabul Et İster Etme: Bir Kızın Haykırışı

“Hayır, Elif! O adam bu eve adımını atamaz, hele ki senin düğününde!” Annemin sesi mutfakta yankılandı, ellerim titredi. Çay bardağını masaya bırakırken içimdeki fırtınayı bastırmaya çalıştım. O adam dediği, benim babam. Benim ilk kahramanım. Annemle babamın evliliği, ben doğduktan kısa süre sonra paramparça olmuştu. O günden beri annemle yaşadıklarımız, her bayramda, her doğum gününde, her önemli anda bir gölge gibi üzerimizdeydi.

Babamı son gördüğümde on iki yaşındaydım. Annemle tartışmalarının ardından evi terk etmişti. O günden sonra annem bana hep aynı şeyi söyledi: “Baban seni sevseydi, bizi bırakmazdı.” Ama ben her gece yastığa başımı koyduğumda, babamın bana anlattığı masalları, saçımı okşayışını hatırladım. Annemin gözyaşlarıyla büyüdüm ama içimde hep bir eksiklik vardı.

Şimdi, yirmi altı yaşındayım ve hayatımın en mutlu günü yaklaşıyor: Düğünüm. Nişanlım Serkan’la birlikte yeni bir hayata adım atmaya hazırlanırken, geçmişin gölgeleri yine peşimi bırakmıyor. Annem, babamı düğünüme çağırmamı kesinlikle istemiyor. “O adam seni yıllarca aramadı, şimdi ne yüzle gelsin?” diyor. Ama ben biliyorum ki, babam beni hiç unutmadı. Her yıl doğum günümde gizlice gönderdiği kartpostallar, annemin bulup yırttığı mektuplar… Hepsi bana onun sevgisini fısıldadı.

Bir akşam Serkan’la otururken içimdeki fırtına patladı. “Serkan, ben babamı düğünüme çağırmak istiyorum,” dedim. O an gözlerinde bir şaşkınlık gördüm. “Elif, annen çok kırılır. Emin misin?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Biliyorum ama… Babamı affetmek istiyorum. Onu görmek istiyorum.”

Ertesi gün anneme konuyu açtığımda mutfakta kıyamet koptu. “Beni hiç düşünmüyor musun? O adam seni terk etti! Ben tek başıma büyüttüm seni!” diye bağırdı. Gözyaşları içinde yere çöktü. Yanına oturup elini tuttum. “Anne, seni çok seviyorum ama babamı da özlüyorum. Onu affetmek istiyorum.” Annem elimi itti, gözleriyle beni delip geçti: “Beni seç ya da onu!”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin acısı içimi parçaladı ama kalbimdeki boşluk daha da büyüdü. Sabah olduğunda kararımı verdim. Babamı bulacaktım.

Babamın eski arkadaşlarından biriyle iletişime geçtim. Birkaç gün sonra, Kadıköy’de küçük bir çay bahçesinde buluştuk. Babam yaşlanmıştı ama gözleri hâlâ aynıydı; sıcak ve mahzun. Beni görünce ayağa kalktı, gözleri doldu: “Elif… Kızım…”

O an içimde yıllardır biriken özlem patladı. Sarıldık, ikimiz de ağladık. Babam titreyen sesiyle konuştu: “Seni çok özledim kızım… Annen izin vermez diye yaklaşamadım.”

“Baba,” dedim, “Ben büyüdüm artık. Kendi kararlarımı verebilirim.”

Babam cebinden eski bir fotoğraf çıkardı; ben bebekken kucağında tuttuğu bir kare. “Her gece buna bakıp dua ettim,” dedi.

Düğün günü yaklaştıkça annemle aramızdaki mesafe büyüdü. Evde sessizlik hâkimdi; annem bana küsmüştü. Bir akşam sofrada sessizce otururken annem aniden konuştu: “Gerçekten mi çağıracaksın onu?” Başımı salladım: “Evet anne… Sen de gel lütfen… Birlikte olalım.” Annem gözlerini kaçırdı: “Ben o adamla aynı masada oturamam.”

Düğün günü geldiğinde içimde hem sevinç hem de korku vardı. Annem salona girdiğinde babamı uzaktan gördü; yüzü bembeyaz oldu. Ben ise ikisinin de elini tutmak istedim ama annem geri çekildi.

Düğün boyunca herkes mutluydu ama annemin bakışları üzerimdeydi; kırgın ve yalnızdı. Babam ise köşede sessizce oturuyordu; gözleriyle beni izliyordu.

Gece sonunda annemin yanına gittim. “Anne… Beni affet,” dedim. Gözleri doldu: “Seni kaybetmekten korktum Elif… Baban seni benden alacak sandım.” Sarıldık, ağladık.

Babam yanıma geldiğinde annemle göz göze geldiler; yılların öfkesi ve acısı arasında kısa bir sessizlik oldu. Sonra annem başını eğdi: “Kızımız mutlu olsun yeter.”

O an anladım ki, affetmek bazen en büyük cesaretmiş. Aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş; kalpteki yaraları birlikte sarmakmış.

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Geçmişin acılarını affedebilir miydiniz? Yoksa annemin yerinde olsanız asla affetmez miydiniz?