Kimseye Söylemedim: Bir Anne ve Kızının Sessiz Çığlığı

— Ayşe Hanım, nasıl izin verdin buna? Nasıl göz yumdun? Sen annesin! — diye bağırıyordu komşumuz Fatma Teyze, apartmanın daracık koridorunda ellerini havaya kaldırarak. Annem ise gözleriyle bana bakıyor, dudaklarını sımsıkı kapatıyordu. O an, tüm apartmanın nefesini tuttuğunu hissettim. Sanki herkes kapı aralığından bizi izliyordu.

O sabah, annemle aramızdaki sır artık sır olmaktan çıkmıştı. Fatma Teyze’nin sesiyle uyanan mahalle, artık bizim hikâyemizi konuşacaktı. Annem, “Sus!” diye fısıldadı öfkeyle. “Bütün apartmanı ayağa kaldıracaksın!”

Ama Fatma Teyze’nin umurunda değildi. “Ben susmam! Senin kızın geceleri eve geç geliyor, gözleri şiş, üstü başı dağınık! Herkes konuşuyor Ayşe Hanım! Sen nasıl annesin?”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemin gözlerinde korku ve utanç vardı. Ben ise sadece yere bakıyordum. Oysa kimse bilmiyordu; geceleri eve geç gelmemin sebebi neydi, gözlerimin şişliği nedeniydi. Kimseye söyleyememiştim. Anneme bile.

Babam üç yıl önce bizi terk ettiğinde, annemle baş başa kalmıştık. O günden beri annem iki işte çalışıyor, ben de okuldan sonra markette kasiyerlik yapıyordum. Ama son zamanlarda işler daha da zorlaşmıştı. Okulda arkadaşlarım arasında dışlanıyor, öğretmenlerimden destek göremiyordum. Bir gün okul çıkışı eve dönerken mahalledeki birkaç çocuk bana laf attı. Korkudan başka bir sokaktan dolaştım, eve geç kaldım. Annem sormadı bile; yorgunluktan bitap düşmüştü.

Bir gece marketten çıkınca peşimde birinin olduğunu hissettim. Kalbim deli gibi atıyordu. Hızlandım, ama ayak sesleri de hızlandı. Sonra bir el kolumdan tuttu. “Korkma kızım,” dedi yaşlı bir adamın sesi. “Cüzdanını düşürdün.” O an rahatladım ama eve geldiğimde ellerim hâlâ titriyordu.

O günden sonra her gece korkuyla yürüdüm eve. Gözlerim uykusuzluktan şişti, içimdeki korku büyüdü. Anneme anlatmak istedim ama onun da yükü ağırdı. “Anne,” dedim bir akşam, “Benimle konuşur musun?” Yorgun gözlerle bana baktı: “Kızım, şimdi değil. Çok yorgunum.”

İşte o gece anladım; yalnızdım. Kimseye söyleyemedim yaşadıklarımı. Mahallede herkes birbirinin hayatına burnunu sokarken, kimse kimsenin acısını duymuyordu.

Fatma Teyze’nin bağırışlarıyla başlayan o sabah, mahallede dedikodular aldı başını gitti. “Ayşe’nin kızı yoldan çıkmış,” diyenler oldu. Kimse bana ne olduğunu sormadı; herkes kendi hikâyesini yazdı hakkımda.

Bir gün okuldan dönerken kapıda annemi ağlarken buldum. Yanına oturdum, sessizce elini tuttum.

— Anne, ben kötü bir şey yapmadım, dedim titrek bir sesle.
— Biliyorum kızım, dedi ama gözleri hâlâ yaşlıydı.

O an annemin de yalnız olduğunu fark ettim. Babam gittikten sonra mahalle ona da sırtını dönmüştü. İşyerinde hor görülüyor, evde ise dedikoduların hedefi oluyordu.

Bir akşam annemle sofrada otururken kapı çaldı. Fatma Teyze elinde bir tabak börekle geldi.
— Ayşe Hanım, dedi yumuşak bir sesle, kusura bakma sabahki için… Ben de çok yalnızım bazen…

Annem gözlerini kaçırdı ama Fatma Teyze devam etti:
— Kızın iyi bir kız. Benim oğlan da işsiz kaldı, o da geceleri eve geç geliyor… Bazen insan anlamadan kırıyor karşısındakini.

O gece ilk defa annemle uzun uzun konuştuk. Ben yaşadıklarımı anlattım; korkularımı, yalnızlığımı… Annem ağladı, ben de ağladım.

Ertesi gün mahalledeki kadınlar toplandı; herkes kendi derdini anlattı. Meğer herkesin içinde bir yara varmış da kimse kimseye söyleyemiyormuş.

Ama yine de kolay olmadı. Okulda dedikodular devam etti; “Ayşe’nin kızı gece geziyor,” diye fısıldayanlar oldu. Bir gün sınıfta öğretmenim bana “Seninle özel konuşmak istiyorum,” dediğinde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.

— Elif, dedi öğretmenim, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?

İlk defa biri gerçekten sormuştu bana ne olduğunu. Gözlerim doldu:
— Herkes konuşuyor hocam… Ama kimse bana sormuyor neden böyle olduğumu…

Öğretmenim başını salladı:
— İnsanlar bazen anlamadan yargılar Elif… Ama unutma; senin hikâyeni en iyi sen bilirsin.

O günden sonra kendimi biraz daha güçlü hissettim. Annemle aramızdaki duvarlar yıkıldı; birlikte ağladık, birlikte güldük. Mahalledeki kadınlarla daha çok konuşmaya başladık; dertlerimizi paylaştıkça hafifledik.

Ama yine de içimde bir yara kaldı: Kimseye söyleyemediklerim…

Şimdi size soruyorum: Siz hiç içinizde büyüyen bir sırrı kimseye anlatamadınız mı? Ya da başkalarının dedikodularına maruz kaldığınızda ne hissettiniz? Belki de en büyük cesaret, suskunluğumuzu paylaşmakta saklıdır…