Beklenmedik Kaynana Ziyareti: Bir Akşamda Dağılan Hayallerim

“Zeynep, aç kapıyı! Biliyorum evdesin!”

Kapının tokmağı öyle bir şiddetle çalındı ki, elimdeki çay bardağı titredi. O an içimdeki huzur, yerini tarifsiz bir endişeye bıraktı. Saat sabahın on biri, eşim Emre’yi işe uğurlayalı henüz bir saat olmuştu. Evimiz, Üsküdar’da, boğaza bakan eski bir apartmanın üçüncü katında. Henüz tam yerleşememiştik; kolilerden kitaplar, duvarlarda boş çerçeveler… Ama yine de burası bizim yuvamızdı. Ta ki o güne kadar.

Kapıyı açtığımda kaynanam, Nermin Hanım, karşımda dimdik duruyordu. Yüzünde alışık olduğum o soğuk ifade, gözlerinde ise sorgulayan bir bakış vardı. “Ne o, daha pijamalarını çıkarmamışsın. Emre işe gitti mi?” dedi, içeriye adımını atarken.

“Gitti anne,” dedim, sesim titrek. “Çay koyayım mı?”

“Elbette koy kızım. Bakalım bu sefer çayı demleyebilecek misin?”

Her zamanki gibi laf sokmadan edememişti. Mutfakta çay demlerken ellerim titriyordu. Annemden uzakta, İstanbul’da yeni bir hayata başlamıştım ama Nermin Hanım’ın gölgesi hep üzerimdeydi. Evliliğimizin başından beri bana mesafeli davranmıştı; oğlunu kimseyle paylaşmak istemeyen annelerden…

Çayı tepsiye koyup salona geçtiğimde, Nermin Hanım çoktan koltukta oturmuş, evi süzüyordu. “Burası hâlâ tam yerleşmemiş. Emre’nin gömlekleri ütülendi mi? Akşam yemeğine ne yapacaksın?”

İçimden derin bir nefes aldım. “Bugün karnıyarık yapacağım. Gömlekleri de ütüledim.”

“İyi… Bak kızım, Emre hassastır. Onun düzeni bozulursa huzursuz olur. Sen de çalışmıyorsun zaten; evin işiyle ilgilenmek zor olmamalı.”

O an gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım. Üniversite mezunuydum, hayallerim vardı ama iş bulamamıştım. Evlendikten sonra Emre’nin ailesi çalışmamı istememişti; “Evine bak, oğluma bak” demişlerdi. İçimde ukde kalan mesleğim ve özgürlüğüm, her gün biraz daha uzaklaşıyordu benden.

Nermin Hanım çayından bir yudum aldıktan sonra aniden konuyu değiştirdi: “Bak Zeynep, bugün buraya boşuna gelmedim. Dün akşam Emre’yle konuştum. Sizin aranızda bir soğukluk varmış gibi hissettim.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Hayır anne, öyle bir şey yok.”

“Bana yalan söyleme! Emre dün gece geç saate kadar balkonda oturmuş, dalgın dalgın sigara içmiş. Oğlumu üzüyorsan bunu bilmek isterim.”

İçimdeki öfke kabardı ama yine de sakin kalmaya çalıştım. “Emre işte çok yoruluyor anne, bazen konuşmak istemiyor.”

Nermin Hanım başını salladı, yüzünde şüpheli bir ifade vardı. “Bak kızım, ben bu evliliğin yürümesini istiyorum ama senin de üstüne düşeni yapman lazım. Oğlumun huzuru her şeyden önemli.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır sustuğum, içime attığım her şey dilimin ucuna geldi ama söyleyemedim. Annemin sesi kulağımda çınladı: “Kızım sabret, evlilik böyle şeylerdir.” Ama ben artık sabredemiyordum.

Birden Nermin Hanım ayağa kalktı ve mutfağa yöneldi. Dolapları açıp kapatmaya başladı. “Burası dağınık! Şu tencereleri düzgün yerleştir! Allah aşkına Zeynep, sen bu evi nasıl idare ediyorsun?”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Anne yeter! Lütfen… Ben elimden geleni yapıyorum.”

O an Nermin Hanım durdu ve bana döndü. Gözlerinde ilk defa bir yumuşama gördüm ama sesi yine sertti: “Zeynep, ben de kolay büyütmedim Emre’yi. Senin annen de anlamaz bizim gibi şehirde gelin olmanın ne demek olduğunu.”

Bir an sustuk. Sonra odaya derin bir sessizlik çöktü.

Tam o sırada kapı çaldı. Emre işten erken dönmüştü; yüzünde şaşkınlık ve endişe vardı.

“Anne? Sen burada ne yapıyorsun?”

Nermin Hanım hemen söze girdi: “Oğlum, ben de geldim bakayım eviniz nasıl gidiyor diye… Zeynep biraz yorgun galiba.”

Emre bana baktı; gözlerinde endişe ve suçluluk vardı.

“Anne, lütfen… Zeynep zaten çok yoruluyor. Biraz rahat bırak onu.”

Nermin Hanım’ın yüzü asıldı; ilk defa Emre ona karşı çıkıyordu.

“Ben sadece iyiliğiniz için buradayım!” dedi Nermin Hanım ve hızla çantasını alıp kapıya yöneldi.

Ardından kapı sertçe kapandı.

Emre yanıma geldi; gözlerimden yaşları sildi.

“Zeynep… Özür dilerim. Annem bazen haddini aşıyor biliyorum ama seni sevdiğini de biliyorum.”

O an içimdeki tüm kırgınlıklar döküldü; Emre’ye sarıldım ama içimde hâlâ bir boşluk vardı.

O gece yatağa uzandığımda tavanı izledim uzun uzun. Kendi kendime sordum: Bir kadının kendi hayatı ne zaman kendisine ait olur? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşarız? Yoksa kendi sesimizi bulmak için daha ne kadar susmamız gerekir?

Sizce ben ne yapmalıyım? Kendi hayatımı mı seçmeliyim yoksa ailemin huzuru için susmaya devam mı etmeliyim?