Bir Rüyanın Gölgesinde: Oğlumu Kaybettiğim Gece
“Anne, gitmek istemiyorum!” diye bağırdı Arda, gözyaşları yanaklarından süzülürken. Kapının önünde, eski eşim Serkan’ın öfkeli bakışları arasında oğlumun minik ellerini bırakmamak için mücadele ediyordum. “Yeter artık, Zeynep! Oğlumun bana da hakkı var!” diye bağırdı Serkan, sesi apartmanın koridorunda yankılandı. Komşuların kapı aralığından bakan gözleri, utancımı ve çaresizliğimi daha da derinleştiriyordu. O an, içimde bir şeyler koptu.
Ama sonra… Gözlerimi açtım. Yatak odamda, ter içinde uyanmıştım. Oğlum Arda yanımda mışıl mışıl uyuyordu. Yüreğim deli gibi çarpıyordu. “Sadece bir rüya,” dedim kendi kendime, ama o rüyanın ağırlığı tüm günümü zehirledi.
Ben Zeynep. Otuz altı yaşında, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşayan bir anneyim. Hayatım boyunca hep güçlü olmam gerektiğini söylediler bana. Annem, “Kadın dediğin dik durur, kimseye muhtaç olmaz,” derdi. Ama bazen insan ne kadar dik durmaya çalışsa da hayatın yükü altında eziliyor.
Serkan’la üniversitede tanıştık. O zamanlar her şey çok güzeldi. Hayallerimiz vardı; ben öğretmen olacaktım, o ise kendi işini kuracaktı. Evlenince her şey değişti. Serkan’ın işleri yolunda gitmedi, borçlar birikti, tartışmalar arttı. Sonra Arda doğdu; hayatımızın anlamı oldu ama aynı zamanda evliliğimizdeki çatlakları daha da belirginleştirdi.
O gece gördüğüm rüya, aslında yıllardır içimde biriken korkuların dışa vurumuydu. Serkan’la son zamanlarda sık sık kavga ediyorduk. Oğlumuzun velayeti için tehditler savuruyordu: “Eğer boşanırsak Arda’yı sana bırakmam!” diyordu. Ben ise her seferinde susup yutkunuyordum. Çünkü biliyordum ki Türkiye’de anneler çoğu zaman çocuklarını kaybetmezdi ama Serkan’ın ailesi zengin ve etkiliydi. Onların avukatları, benim ise sadece korkularım vardı.
O sabah kahvaltı masasında Arda’ya baktım. “Anneciğim, bugün parka gidelim mi?” dedi gözleri parıldayarak. Gülümsedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. “Tabii oğlum,” dedim, sesim titreyerek.
Telefonum çaldı. Ekranda Serkan’ın adı yazıyordu. Açtım, sesim çıkmasın diye boğazımı temizledim.
“Zeynep, bu akşam konuşmamız lazım,” dedi kısa ve sert bir sesle.
“Ne hakkında?”
“Arda hakkında.”
Cevap veremedim. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu.
Akşam olduğunda anneme Arda’yı bırakıp Serkan’la buluşmaya gittim. Kafede otururken ellerim titriyordu.
“Bak Zeynep,” dedi Serkan, “Bu böyle gitmez. Sürekli kavga ediyoruz, Arda da etkileniyor.”
“Biliyorum,” dedim sessizce.
“Boşanalım,” dedi gözlerimin içine bakmadan. “Ama Arda’yı bana bırakmanı istiyorum.”
Bir an nefesim kesildi. “Ne demek istiyorsun? Ben Arda’sız yaşayamam!”
“Ben de yaşayamam! Ama senin yanında huzur bulmuyor,” dedi öfkeyle.
O an kafede herkes bize bakıyordu sanki. Gözlerim doldu, başımı eğdim.
“Serkan… Lütfen… Oğlumuzu benden alma,” dedim yalvararak.
“Düşüneceksin,” dedi kalkarken. “Yarın kararını ver.”
O gece eve dönerken sokak lambalarının altında gölgem uzuyordu. Annem kapıyı açtı; yüzümdeki ifadeden her şeyi anladı.
“Ne oldu kızım?”
“Ana… Serkan Arda’yı istiyor,” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
Annem sarıldı bana. “Kızım, kolay değil biliyorum ama mücadele edeceksin! Kimse evladını senden alamaz!”
Ama içimde bir ses sürekli fısıldıyordu: Ya alırlarsa? Ya Arda’yı kaybedersem?
O gece uyuyamadım. Arda’nın odasına girdim; başucunda oturdum, saçlarını okşadım. “Seni bırakmam oğlum,” diye fısıldadım.
Ertesi gün iş yerinde kimseyle konuşmadım. Müdürüm Ayşe Hanım yanıma geldi: “Zeynep, iyi misin?”
Başımı salladım ama gözlerim doldu yine.
“Bak kızım,” dedi Ayşe Hanım, “Hayatta bazen en sevdiklerimiz için en zor kararları vermek zorunda kalırız. Ama unutma, yalnız değilsin.”
O sözler bana güç verdi biraz. Akşam olunca Serkan’ı aradım.
“Serkan, ben Arda’dan vazgeçmem,” dedim kararlı bir sesle.
“Bunu mahkemede konuşuruz o zaman,” dedi soğukça ve telefonu kapattı.
Aylarca süren dava başladı. Mahkeme salonunda Serkan’ın avukatları bana saldırırken ben sadece oğlumun gözlerini düşünüyordum. Annem her duruşmada yanımdaydı; elimi tutup dua ediyordu.
Bir gün mahkeme çıkışında Serkan’ın annesiyle karşılaştım.
“Zeynep,” dedi soğuk bir sesle, “Sen bizim ailemize yakışmıyorsun zaten! Arda bizim soyadımızı taşıyacak.”
O an içimdeki öfke alevlendi: “Ben oğlumu kimseye bırakmam!” dedim dişlerimi sıkarak.
Geceleri yine aynı rüyayı görüyordum: Serkan kapıda bekliyor, Arda’yı elimden çekip götürüyor… Uyanınca yatağımda hıçkırıklarla ağlıyordum.
Dava günü geldiğinde hâkim bana döndü: “Zeynep Hanım, oğlunuz için en iyisini istediğinize emin misiniz?”
Gözlerimin içine baktı; ben de ona baktım ve titreyen bir sesle cevap verdim: “Oğlum için her şeyi göze alırım.”
Aylar sonra karar açıklandı: Arda’nın velayeti bana verildi ama Serkan da düzenli olarak görebilecekti.
O gün eve dönerken Arda bana sarıldı: “Anneciğim, artık hep beraber miyiz?”
Gözlerim doldu; ona sımsıkı sarıldım: “Evet oğlum, hep beraberiz.”
Şimdi bazen geceleri hâlâ o kabusları görüyorum ama biliyorum ki mücadele etmeseydim oğlumu kaybedecektim.
Hayat bazen insana en büyük korkularını yaşatıyor ama sevgiyle ve cesaretle üstesinden gelmek mümkün mü gerçekten? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız? Yalnızca anneler mi çocukları için savaşmalı?