Gidenin Ardından: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
Kapı öyle bir kapandı ki, sanki evin duvarları bile titredi. Mehmet’in ayak sesleri merdivenlerden inerken, içimde bir şeyler kırıldı. Otuz yıl… Otuz yıl boyunca aynı sofrada oturduk, aynı yastığa baş koyduk. Şimdi ise salonun ortasında, ellerim yanlarımda boşluğa asılı kalmış gibi duruyorum. Gözlerim kapının ardında, nefesim boğazımda düğümlü.
“Mehmet, lütfen… Bir kez olsun konuşalım,” dedim, ama sesim bile bana yabancı geldi. O ise yine sustu, gözlerini yere indirdi. Her zamanki gibi. Sözleri hep cimriydi; sevgisini, öfkesini, hatta kırgınlığını bile kelimelerle anlatmazdı. Yıllardır bu sessizliğin içinde boğuluyordum. Annem hep derdi: “Erkek susarsa, kadın sabreder kızım.” Ama sabır da bir yere kadar değil mi?
Kızım Elif mutfaktan başını uzattı, gözleri endişeyle bana bakıyordu. “Anne, yine mi kavga ettiniz?” dedi fısıltıyla. O an içimdeki fırtına daha da büyüdü. Elif’in gözlerinde kendi gençliğimi gördüm; umut dolu, ama korkak…
Mehmet’in gidişiyle evde bir sessizlik hâkim oldu. Sanki her şey durmuştu. Televizyonun sesi bile yankı yapıyordu duvarlarda. Elif yanıma geldi, elimi tuttu. “Anne, dayanamayacaksan gidelim buradan,” dedi. Ama nereye gidecektik? Bu evde yıllarım, anılarım vardı. Her köşesinde bir izim…
O gece uyuyamadım. Mehmet’in yastığına başımı koydum; kokusu hâlâ oradaydı. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Neden?” diye sordum kendime defalarca. Nerede hata yapmıştım? Hep iyi bir eş olmaya çalıştım; çocuklarımı büyüttüm, Mehmet’e destek oldum. Ama hiçbir zaman kendimi bulamadım. Hep birilerinin kızı, eşi, annesi oldum; ama hiç Zeynep olamadım.
Sabah olduğunda Elif okula gitmek için hazırlandı. Kapıda durdu, bana döndü: “Anne, babam döner mi sence?” Gözlerimi kaçırdım. “Bilmiyorum kızım,” dedim sessizce. O an Elif’in de ne kadar yalnız olduğunu fark ettim.
Günler geçtikçe Mehmet’ten haber alamadık. Kayınvalidem aradı bir gün; sesi sertti: “Ne yaptın adama Zeynep? Yuvayı kadın yapar, kadın bozar!” İçimdeki öfke kabardı ama sustum. Hep sustum zaten…
Bir akşam Elif eve ağlayarak geldi. Okulda arkadaşları babasının gidişiyle ilgili konuşmuşlar; “Senin annen yüzünden mi gitti baban?” demişler. Elif’in gözyaşları yüreğime aktı o an. Ona sarıldım: “Senin hiçbir suçun yok kızım,” dedim titreyen sesimle.
O gece mutfağa geçtim, eski fotoğraflara baktım. Düğünümüzden kalma bir karede Mehmet bana gülümsüyor; ben ise utangaçça başımı eğmişim. O zamanlar her şey daha kolaydı sanki… Ya da ben öyle sanıyordum.
Bir hafta sonra Mehmet aradı. Sesi yorgundu: “Zeynep, biraz zamana ihtiyacım var,” dedi kısaca. Ne zamana kadar? Ben bu bekleyişte ne kadar daha dayanabilirim? İçimdeki boşluk büyüdükçe büyüyordu.
Komşular fısıldaşmaya başladı: “Mehmet Bey evi terk etmiş… Zeynep ne yaptı acaba?” İnsanların diline düşmek en çok canımı acıtan şeydi belki de. Annem aradı bir gün; “Kızım, sabret… Erkekler böyledir,” dedi yine. Ama ben artık sabretmek istemiyordum.
Bir akşam Elif’le otururken kapı çaldı. Mehmet gelmişti; gözleri kan çanağı gibi olmuştu. Sessizce içeri girdi, salona geçti. Elif hemen odasına kaçtı; ben ise karşısına oturdum.
“Zeynep,” dedi Mehmet, “Ben de bilmiyorum ne yapacağımı… Yıllardır içimde biriktirdiklerim var.”
“Ben de,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Sen sustukça ben yok oldum Mehmet.”
İlk defa gözleri doldu Mehmet’in; başını eğdi.
“Çocuklar için mi devam ediyoruz bu evliliğe? Yoksa alışkanlıktan mı?”
Cevap veremedi.
O gece uzun uzun konuştuk; yılların suskunluğunu döktük ortaya. Ben ona kırgınlıklarımı anlattım; o da kendi çaresizliğini…
Ama ertesi sabah yine gitti Mehmet. Bu sefer arkasından ağlamadım. Aynada kendime baktım; ilk defa gözlerimde bir güç gördüm.
Elif’le birlikte yeni bir hayat kurmaya karar verdik. Korkularımızı, acılarımızı geride bırakıp… Belki de ilk defa kendi hayatımızı yaşayacaktık.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir kadın ne zaman kendi olmayı seçer? Toplumun dayattığı rolleri ne zaman kırar? Sizce de artık susmak yerine konuşmanın zamanı gelmedi mi?