Son Umut: Annemle Savaşım ve Kaçış Arzusu
“Yeter artık anne! Bir gün olsun sus, bir gün olsun bana karışma!” diye bağırdığımda, mutfakta çaydanlığın fokurtusu bile bir anlığına sustu. Annemin gözleri, yıllardır alıştığım o soğuk bakışlarla üzerime dikildi. “Ben senin iyiliğin için konuşuyorum, Zeynep!” dedi, sesi titriyordu ama inadı asla kırılmazdı. O an içimde bir şeyler koptu. Kaç yaşında olursam olayım, annemin gözünde hep o küçük, beceriksiz kızdım.
Çocukluğumda her şey farklıydı. Babam hayattayken, yazları Sapanca’ya giderdik; annem gülerdi, babam bana bisiklet sürmeyi öğretirdi. O zamanlar annemle aramızda görünmez bir bağ vardı; bana sarılır, saçımı okşardı. Ama babamı kaybettikten sonra annem değişti. Sanki içindeki tüm neşe ve sevgi onunla birlikte mezara girmişti. O günden sonra evimizde neşe yerini sessizliğe, sevgi yerini ise suçlamalara bıraktı.
Liseye başladığımda annemle aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Her sabah kahvaltıda “Derslerin nasıl? Neden daha çok çalışmıyorsun? Komşunun kızı Ayşe tıp kazandı, sen neden kazanamıyorsun?” gibi sorularla uyanıyordum. Oysa ben resim yapmak istiyordum, hayalim Güzel Sanatlar’a gitmekti. Annem ise “Sanat karın doyurmaz!” diyerek hayallerimi küçümsüyordu. Bir gün defterimi yırtıp çöpe attığında içimdeki umutların da yırtıldığını hissettim.
Üniversite sınavını kazanamayınca annem bana günlerce konuşmadı. Evdeki sessizlik, duvarların arasına sıkışmış bir çığlık gibiydi. Sonunda bir muhasebe ofisinde işe başladım. Her sabah aynı otobüse binip, aynı masada oturup, aynı rakamlarla boğuşuyordum. Akşam eve döndüğümde annem yine kapıda beklerdi: “Bugün ne yaptın? Müdürün sana iyi davrandı mı? Üstüne düzgün bir şeyler giyseydin keşke.”
Bir gün işten eve dönerken yağmur yağıyordu. Otobüste camdan dışarı bakarken kendi yansımamı gördüm; gözlerim yorgun, omuzlarım düşük… Yanımda oturan yaşlı bir kadın bana dönüp “Kızım iyi misin?” diye sordu. O an gözlerim doldu, kendimi tutamadım: “İyi değilim teyze… Hiç iyi değilim.”
O gece annemle yine kavga ettik. “Senin yüzünden hiçbir şey başaramadım!” diye bağırdım. Annem ise “Ben mi suçluyum? Her şeyi senin için yaptım!” dedi. O an fark ettim ki, annem de mutsuzdu. Babamın yokluğunu hiç kabullenememişti; beni kontrol ederek kendi acısını bastırmaya çalışıyordu.
Bir süre sonra işyerinde biriyle tanıştım: Murat. Sessiz, anlayışlı biriydi. Onun yanında kendimi ilk kez özgür hissettim. Murat’la evlenmek istediğimi söylediğimde annem çıldırdı: “O çocuk sana göre değil! Daha iyi birini bulabilirsin!” dedi. Oysa Murat’ın bana sunduğu tek şey huzurdu. Annem ise kendi korkularını bana dayatıyordu.
Murat’la gizlice buluşmaya başladım. Bir gün annem bunu öğrendiğinde evi birbirine kattı: “Beni rezil mi edeceksin? Komşular ne der?” diye bağırdı. O gece valizimi topladım ama kapıdan çıkmaya cesaret edemedim. Annemin ağlayan yüzü gözümün önünden gitmedi.
Aylar geçti, Murat’la görüşmeye devam ettim ama içimde hep bir suçluluk duygusu vardı. Annemi yalnız bırakmak istemiyordum ama kendi hayatımı da yaşamak istiyordum. Bir gece Murat bana “Zeynep, birlikte yeni bir hayat kurabiliriz. Ama önce sen kendin için bir şey yapmalısın,” dedi.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasının kapısında durup onu izledim; uykusunda bile kaşları çatılıydı. İçimde ona karşı hem öfke hem de acıma vardı. Sabah olduğunda ona “Anne, ben gidiyorum,” dedim. Gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi.
Valizimi alıp kapıdan çıktığımda içimde hem hafiflik hem de korku vardı. Murat beni otobüs durağında bekliyordu. Elimi tuttuğunda ilk defa gerçekten yaşadığımı hissettim.
Aylar geçti, yeni bir şehirde yeni bir hayat kurduk Murat’la. Ama annemin sesi hâlâ kulağımda: “Beni bırakıp gidersen mutlu olamazsın!” Bazen geceleri uyanıp ağlıyorum; annemi özlüyorum ama geri dönmek istemiyorum.
Bir gün posta kutusunda annemden bir mektup buldum: “Zeynep’im, sensiz ev çok sessiz oldu. Belki de seni çok sıktım, affet beni. Ama bil ki seni hep sevdim.” O mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım.
Şimdi düşünüyorum da… Acaba annemi affedebilecek miyim? Kendi hayatımı yaşarken onun acısını da taşımak zorunda mıyım? Siz olsanız ne yapardınız?