Bir Anne, Bir Gelin, Bir Sınav: Temizlikten Daha Fazlası
— Yine mi dağınık burası, Elif?
Habibe Hanım’ın sesi, evin koridorunda yankılandı. Kucağımda ağlayan kızım Duru’yla kapıyı açmamla başladı her şey. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüş, saçlarım darmadağın, üzerimde sabahın altısından beri değiştiremediğim pijamalarım vardı. Habibe Hanım ise her zamanki gibi dimdik, başı örtülü, elinde poşetlerle karşımda duruyordu.
— Anneciğim, Duru sabaha kadar uyumadı, ben de…
Sözümü bitiremeden içeri girdi. Gözleriyle salonu taradı; sehpanın üzerindeki biberon, kanepedeki battaniye, yerdeki oyuncaklar… Dudaklarını büzdü.
— Bir evin kadını olmak kolay değil, Elif. Ben üç çocuk büyüttüm, hem de köyde. Hiçbir zaman böyle dağınıklık görmedim evimde.
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sanki anneliğim, kadınlığım sorgulanıyordu. Oysa ben sadece biraz anlayış istiyordum. Duru hâlâ ağlıyordu; kucağımda sağa sola sallarken gözlerim doldu.
— Anneciğim, ne olur biraz yardım et. Çok yorgunum…
Habibe Hanım bir an sustu, sonra mutfağa yöneldi. Arkasından bakarken içimdeki öfkeyle karışık çaresizliği bastıramadım. Eşim Serkan işteydi; ona şikayet etsem “Annem iyi niyetli” der geçerdi. Annem ise başka şehirdeydi; telefonda ağlasam bile sarılıp teselli edemezdi.
Habibe Hanım mutfaktan seslendi:
— Şu bulaşıkları yıkamadan duramazsın Elif. Bebek de olsa evin düzeni bozulmamalı.
Duru’nun ağlaması birden şiddetlendi. Göğsümdeki süt bir anda geldi; telaşla odaya geçtim. Emzirirken gözyaşlarım yanaklarıma süzüldü. Kendi kendime mırıldandım:
— Ben kötü bir anne miyim? Yetersiz miyim?
Duru emip uykuya daldıktan sonra salona döndüm. Habibe Hanım sehpayı toplamış, halıyı silkeliyordu. Beni görünce başını kaldırdı:
— Bak kızım, annelik fedakarlık ister. Senin yaşında ben tarlada çalışıp eve gelirdim, çocukları yıkardım, yemek yapardım. Şimdi gençler çok nazlı.
Sustum. İçimdeki isyanı bastırmaya çalıştım ama olmadı.
— Anneciğim, siz de yorulmuşsunuz zamanında ama şimdi her şey değişti. Ben de çalışıyordum doğuma kadar. Şimdi tek başıma bebekle uğraşıyorum, kimsem yok yanımda…
Bir an sessizlik oldu. Habibe Hanım’ın gözlerinde bir yumuşama hissettim ama hemen kayboldu.
— Herkesin derdi var Elif. Güçlü olacaksın. Hem Serkan da çalışıyor, ona da yazık.
Serkan… O akşam eve geldiğinde Duru yine ağlıyordu. Habibe Hanım sofrayı hazırlamıştı; bana ise sadece “Çay koy” demek düşmüştü. Serkan annesine sarıldı:
— Ellerine sağlık anneciğim! Elif de çok yoruluyor ama senin gibi düzenli olamıyor henüz.
Habibe Hanım bana bakmadan:
— Zamanla öğrenir oğlum.
O gece Serkan’a içimi dökmek istedim:
— Serkan, annen bana çok baskı yapıyor. Her şeyin mükemmel olmasını bekliyor ama ben yetişemiyorum…
Serkan başını okşadı:
— Annem öyle işte Elif, takılma. Sen de biraz daha toparlanırsın zamanla.
O an anladım ki yalnızdım bu evde. Sabahları Duru’nun ağlamasıyla uyanıyor, gün boyu onunla ilgileniyor, akşamları ise Habibe Hanım’ın eleştirileriyle baş etmeye çalışıyordum. Bir gün dayanamadım; Duru’yu beşiğine yatırıp banyoya kapandım ve sessizce ağladım.
Bir hafta sonra annem aradı:
— Kızım nasılsın? Sesin kötü geliyor.
Dayanamadım:
— Anne ben çok yoruldum… Kayınvalidem sürekli eleştiriyor, Serkan anlamıyor… Kendimi çok yalnız hissediyorum.
Annem sustu bir süre:
— Kızım, herkesin anneliği kendine özgüdür. Sen elinden geleni yapıyorsun. Kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin.
O sözler bana güç verdi ama ertesi gün Habibe Hanım yine kapıdaydı.
— Elif, bugün pazara gideceğim. Sen de gel, biraz hava alırsın.
İstemeye istemeye kabul ettim. Pazarda yürürken Habibe Hanım komşularına beni gösterdi:
— Gelinim Elif, yeni anne oldu ama biraz tembelliğe alıştı galiba.
Yüzüm kızardı; insanlar bana acıyarak baktı sanki. Eve dönerken içimdeki öfke büyüdü.
O akşam Duru yine ağladı; ben ise ilk kez sesimi yükselttim:
— Anneciğim! Lütfen artık bana karışmayın! Ben elimden geleni yapıyorum! Yeter!
Habibe Hanım şaşkınlıkla bana baktı; ilk kez ona karşı çıkmıştım.
— Elif… Ben sadece yardım etmek istiyorum…
Gözlerim doldu:
— Yardım etmek mi? Sürekli eleştiriyorsunuz! Bir kere olsun “Aferin Elif” demediniz! Ben de insanım!
O an Habibe Hanım’ın gözleri doldu; ilk kez onu bu kadar kırılmış gördüm.
— Ben… Ben annemden hiç takdir görmedim ki kızım… Belki de bilmiyorum nasıl destek olunur…
İkimiz de sustuk; göz göze geldik. O an aramızdaki duvarların biraz çatladığını hissettim.
Ertesi sabah Habibe Hanım erken geldi; elinde poğaçalar vardı.
— Dün gece düşündüm Elif… Haklısın. Sana yardımcı olacağım ama eleştirmeden… Belki birlikte öğreniriz anneliği ve kadınlığı…
İlk kez içimde umut yeşerdi. Belki de aile olmak böyle bir şeydi: Birbirimizin yaralarını görmek ve birlikte iyileştirmek…
Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba biz kadınlar neden hep birbirimizi yargılıyoruz? Neden destek olmak yerine yarışıyoruz? Sizce de artık birbirimize daha çok sarılmamız gerekmiyor mu?