Komşum Yurtdışına Taşındığında: Emeklilikte Hayatımın Anlamı Değişti
“Sen de mi gidiyorsun Ayşe?” dedim, gözlerim dolu dolu. O an, apartman kapısında valizleriyle duran komşumun yüzünde hem umut hem de suçluluk vardı. “Anneye göz kulak olur musun, Nevin abla? Birkaç ayda bir dönerim, ama işte… İngiltere’de iş buldum. Mecburum.”
O an içimde bir boşluk hissettim. Kendi çocuklarım da yıllar önce İstanbul’a taşınmıştı. Eşim Halil’i kaybedeli beş yıl olmuştu; evim sessiz, günlerim birbirinin aynısıydı. Ayşe’nin yaşlı annesi Müzeyyen Hanım ise apartmanın en üst katında, yalnız başına kalıyordu artık.
İlk günler sadece market alışverişi ve ilaçlarını almak için uğradım. Müzeyyen Hanım, “Kızım gittiğinden beri evde saatler geçmiyor,” dedi bir gün, çay içerken. Gözleri uzaklara dalmıştı. “Bazen kapı çalacak sanıyorum, ama gelen yok.”
Bir sabah, apartmanda bağırışlar duydum. Koşarak yukarı çıktım; Müzeyyen Hanım banyoda düşmüş, kalkamıyordu. O an panikle 112’yi aradım, ambulans gelene kadar elini tuttum. “Korkma, buradayım,” dedim. O günden sonra sorumluluğum arttı; artık her sabah ona uğruyor, kahvaltısını hazırlıyor, ilaçlarını veriyor, akşamları da birlikte televizyon izliyorduk.
Ama bu yeni düzen ailemde huzursuzluk yarattı. Oğlum Serkan bir akşam aradı: “Anne, kendini çok yoruyorsun. Senin de sağlığın önemli. Neden başkalarına bu kadar yükleniyorsun?”
İçimde bir öfke kabardı: “Serkan, ben de yalnızım. Müzeyyen Hanım da yalnız. Birbirimize destek olmak suç mu?”
Günler geçtikçe Müzeyyen Hanım’la aramızda tuhaf bir dostluk oluştu. Bana gençliğinden, eski İstanbul’dan, savaş yıllarından bahsederdi. Bir gün eski fotoğraflarını gösterdi; siyah beyaz karelerde gülümseyen genç bir kadın… “Hayat ne garip,” dedi hüzünle, “Bir bakmışsın herkes gitmiş.”
Bir akşam elektrikler kesildi. Karanlıkta mum ışığında otururken Müzeyyen Hanım birden ağlamaya başladı. “Ayşe bana kızgın mı? Beni burada bırakıp gitti…”
Elini tuttum: “O seni çok seviyor. Sadece hayat şartları zorladı.”
O gece eve dönerken kendi annemi düşündüm; ben de zamanında onu yalnız bırakmıştım iş güç derken… Vicdan azabı içimi kemirdi.
Bir gün apartmanda dedikodu çıktı: “Nevin Hanım’ın işi gücü yok mu? Yaşlı kadının malına mı göz dikti acaba?” diyenler oldu. Kulak ardı etmeye çalıştım ama içim burkuldu. İnsanlar neden iyiliğe bile şüpheyle bakar olmuştu?
Bir sabah Müzeyyen Hanım’ın kapısını çaldığımda açan olmadı. Kalbim küt küt atıyordu. Yedek anahtarla içeri girdim; salonda koltukta baygın yatıyordu. Hemen ambulansı aradım, hastaneye kaldırdık. Doktorlar “Şeker koması” dedi.
O gece hastane koridorunda sabaha kadar bekledim. Ayşe’ye haber verdim; telefonda ağladı: “Nevin abla, iyi ki varsın… Ben ne yapardım sensiz?”
Müzeyyen Hanım birkaç gün sonra kendine geldi. Elimi tuttu: “Sen bana evlat oldun Nevin.”
O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Kendi annemden duymadığım bir sıcaklık hissettim.
Ayşe birkaç ay sonra kısa süreliğine geldiğinde annesini dimdik buldu; evi tertemiz, morali yerindeydi. Bana sarıldı: “Sen olmasaydın annemi kaybederdim.”
Ama bu süreçte kendi ailemle aram açıldı. Serkan ve gelinim bana küstü; torunlarımı daha az görmeye başladım. Bir gün Serkan kapımı çaldı: “Anne, senin de bize ihtiyacın var. Neden hep başkalarını düşünüyorsun?”
Uzun uzun düşündüm o gece… Kendi yalnızlığımı başkalarına yardım ederek mi örtüyordum? Yoksa gerçekten insanlara dokunmak mı istiyordum?
Bir gün apartmanda yeni taşınan genç bir çift bana selam verdi: “Nevin Teyze, sizi herkes konuşuyor; çok iyi kalplisiniz.”
Gülümsedim ama içimde bir burukluk vardı. İyilik yapmak bazen insanı yalnızlaştırıyor muydu? Yoksa gerçek ailemiz kan bağı değil de, birlikte acı ve sevinç paylaştıklarımız mıydı?
Şimdi her sabah Müzeyyen Hanım’la kahvaltı ederken pencereden sokağı izliyorum. Hayatın anlamı belki de tam burada saklı: Birlikte yaşlanmak, birbirimize tutunmak…
Sizce de bazen en büyük iyilikler en çok yanlış anlaşılanlar olmuyor mu? Yalnızlıkla mücadele ederken doğru olanı yapmak için siz nelerden vazgeçerdiniz?