Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Değişimi ve Görülmeyen Yalnızlık

“Elif, yine mi makyaj yaptın? Sabah sabah nereye hazırlanıyorsun?” Serkan’ın sesi mutfakta yankılandığında, elimdeki kahve fincanı titredi. O an, aynada kendime bakarken hissettiğim o yabancılığı tekrar hissettim. On yıl boyunca, iki çocuk, iş, ev, kayınvalide ziyaretleri arasında kendimi kaybetmişim. Bir sabah, çocukları okula bırakıp eve döndüğümde, pijamalarımın içinde, dağınık saçlarımla aynada gördüğüm kadını tanıyamadım. O kadın ben miydim gerçekten?

O gün karar verdim. Artık sadece anne ya da eş değil, Elif olarak da var olacaktım. İlk işim, yıllardır dokunmadığım makyaj çantamı bulmak oldu. Hafif bir ruj, biraz rimel… Sonra spor salonuna yazıldım. Başta komşular şaşırdı: “Elif Hanım, hayırdır? Kilo mu aldınız?” dediler. Gülümsedim, cevap vermedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Serkan ise değişimimi hiç fark etmedi. Akşamları geç geliyor, yorgun argın televizyonun karşısına geçip sessizce yemek yiyordu. Bir gün ona yeni aldığım elbiseyi gösterdim: “Nasıl olmuş?” dedim. Göz ucuyla bakıp “Güzel” dedi, sonra tekrar ekrana döndü. O an içimde bir şeyler koptu.

Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra cesaretimi topladım: “Serkan, ben değişiyorum. Kendime bakmak istiyorum. Spor yapıyorum, makyaj yapıyorum. Farkında mısın?” dedim. Yüzüme baktı, gözlerinde yorgunluk ve biraz da şaşkınlık vardı: “Ne gerek var Elif? Sen böyle de güzelsin. Hem çocuklar var, ev var… Boş ver bunları.”

Ama ben boş veremiyordum. Çünkü yıllardır kendimi ihmal etmiştim. Annem hep derdi: “Kadın önce kendine bakacak kızım.” Ama bizde kadın önce çocuklarına, sonra eşine, sonra evine bakar; kendine sıra gelmezdi hiç.

Spor salonunda tanıştığım Ayşe ile sohbetlerimiz bana iyi geliyordu. O da benim gibi iki çocuk annesiydi ve benzer şeyler yaşıyordu. Bir gün bana dedi ki: “Elif, biz görünmeziz aslında. Herkes bizim yaptıklarımızı normal sanıyor; ama biz yoruluyoruz.” O an gözlerim doldu.

Bir gün annem aradı: “Kızım, komşular diyor ki Elif çok değişmiş. Ne oluyor?” dedi. İçimden “Keşke herkes önce kendi hayatına baksa” diye geçirdim ama anneme diyemedim tabii.

Değişimim sadece dış görünüşümle sınırlı kalmadı. Daha çok kitap okumaya başladım, online bir kursa yazıldım. Serkan ise bu yeniliklere karşı ilgisizdi. Bir akşam tartıştık:

“Sen değiştin Elif! Eskisi gibi değilsin.”

“Evet Serkan, çünkü eskisi gibi mutsuz olmak istemiyorum.”

“Peki ya çocuklar? Onlar ne olacak?”

“Onlar için de daha iyi bir anne olacağım. Kendini seven bir anne.”

Bir süre aramızda soğuk rüzgarlar esti. Kayınvalidem arayıp “Oğlumun huzuru kaçtı” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Kimse benim huzurumdan bahsetmiyordu.

Bir gün spor salonundan eve dönerken apartmanın girişinde komşum Nermin Hanım’la karşılaştım:

“Elif Hanım, sizi böyle görmek ne güzel! Ama Serkan Bey’in morali bozukmuş diyorlar…”

Gülümsedim ama içim acıdı. Kadının değişimi hâlâ toplumda huzursuzluk sebebi oluyordu.

Çocuklar bile fark etti değişimi: “Anne, sen daha mutlusun sanki!” dedi kızım Zeynep bir akşam yanıma sokulup.

O an anladım ki, ben değiştikçe çevrem de değişiyordu. Ama bu kolay olmadı. Serkan’la aramızda mesafe oluştu; bazen geceleri sessizce ağladım. Kendi mutluluğum için mücadele ederken ailemin huzurunu mu bozuyordum? Yoksa yıllardır bastırdığım Elif’i mi buluyordum?

Bir sabah Serkan’la kahvaltıda göz göze geldik:

“Elif… Sen gerçekten mutlu musun?”

Bir an durdum, gözlerim doldu:

“Bilmiyorum Serkan… Ama en azından deniyorum.”

Şimdi size soruyorum: Bir kadın kendi olmak isterse bencil mi olur? Yoksa yıllarca sustuğu için mi mutsuzlaşır? Siz olsanız ne yapardınız?