Ablamın Çöpçatanlık Macerası: İstanbul’da Aşkı Ararken Kendi Yolumu Bulmak
“Yeter artık Elif! Bir gün daha bana bu saçma buluşmalardan ayarlarsan, gerçekten küseceğim sana!” diye bağırdım, gözlerim dolu dolu. Elif ise her zamanki gibi sakinliğini bozmadı, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle bana baktı. “Zeynep, bak, ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Hem babaannem de artık torunlarının mürüvvetini görmek istiyor. Sen de biliyorsun, annemle babamın gözü hep üstümüzde.”
O an, mutfağın köşesinde duran eski çaydanlıktan yükselen buhar gibi içimdeki öfke de yükseliyordu. İstanbul’un karmaşasında, işten eve yorgun argın dönerken bir de Elif’in ayarladığı buluşmalara gitmek, bana hayatı daha da çekilmez kılıyordu. Hele ki her buluşmada karşıma çıkan adamların çoğu ya annesinin sözünden çıkmayan biri ya da daha ilk dakikada evlilikten bahseden biriydi.
Bir akşam, Elif beni Kadıköy’de yeni açılan bir kafeye sürükledi. “Bak bu seferki gerçekten farklı,” dedi. “Mert çok iyi biriymiş, hem avukat hem de ailesiyle yaşıyor. Tam sana göre.” İçimden ‘Yine mi aileyle yaşayan biri?’ diye geçirdim ama Elif’in ısrarına dayanamadım. Kafeye girdiğimizde Mert’i hemen tanıdım; takım elbisesiyle fazla ciddi duruyordu. Sohbet ilerledikçe Mert’in tek derdinin annesinin istediği gibi bir gelin bulmak olduğunu anladım. “Annem evde mantı açabilen birini ister,” dediğinde gözlerimi devirdim. Elif ise bana gizlice göz kırptı, sanki ‘Dayan biraz’ der gibi.
O gece eve dönerken Elif’le aramızda sessiz bir gerilim vardı. “Bak Zeynep,” dedi sonunda, “Babaannem geçen gün yine aradı. ‘Elif, Zeynep’i ne zaman everiyoruz?’ diye sordu. Ben de dayanamadım, ‘Kısmetini arıyoruz babaanne’ dedim.”
Babaannemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Kızım, gençlik geçiyor. Bak komşunun kızı geçen ay nişanlandı. Senin de mürüvvetini göreyim artık.” O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki kendi hayatım bana ait değilmiş gibi hissettim.
Bir hafta sonra Elif yine yeni bir buluşma ayarladı. Bu seferki Üsküdar’da bir çay bahçesindeydi. Karşımda oturan Emre ise ilk dakikadan itibaren işinden, arabasından ve aldığı son model telefondan bahsetmeye başladı. Bir ara dayanamayıp sordum: “Peki ya senin hayallerin ne?” Emre şaşkınlıkla bana baktı, sonra konuyu değiştirdi.
Eve döndüğümde annem mutfakta yemek yapıyordu. “Kızım, Elif yine mi seni dışarı çıkardı?” dedi hafif alaycı bir sesle. “Anne, ben istemiyorum böyle zorla tanıştırılmayı,” dedim. Annem ise klasik cevabını verdi: “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, herkes ailesinin uygun gördüğüyle evlenirdi.”
O gece odama çekildim ve pencereden İstanbul’un ışıklarına baktım. İçimde büyük bir boşluk vardı. Kendime sordum: ‘Gerçekten evlenmek istiyor muyum? Yoksa sadece ailemin istediği için mi bu kadar çabalıyorum?’
Bir sabah babaannem aradı, sesi titrekti: “Zeynep’im, bak yaşlandım artık. Senin gelinliğini görmek istiyorum.” O an gözlerimden yaşlar süzüldü ama ona söyleyemedim: “Babaanne, ben de mutlu olmak istiyorum ama bu kadar kolay değil.”
Elif ise pes etmiyordu. Bir gün iş çıkışı beni aradı: “Bak bu seferki çok farklı biri. Adı Burak, mühendismiş ve çok efendi biriymiş.” Yorgunluğuma rağmen kabul ettim. Buluşmada Burak’ın gözlerinde samimi bir ışık vardı ama sohbet ilerledikçe onun da ailesinin baskısı altında olduğunu fark ettim. “Annem her gün soruyor; ‘Ne zaman evleniyorsun?’ diye,” dedi Burak. O an kendimi ona yakın hissettim; ikimiz de aynı baskıyı yaşıyorduk.
Birkaç hafta boyunca Burak’la görüşmeye devam ettik ama ikimizin de kafası karışıktı. Bir gün ona sordum: “Sence biz gerçekten birbirimizi tanıyor muyuz? Yoksa sadece ailelerimizin baskısından mı buradayız?” Burak uzun süre sustu, sonra başını öne eğdi: “Bilmiyorum Zeynep… Bazen kendi hayatımızı yaşamak yerine başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.”
O akşam eve döndüğümde Elif beni heyecanla karşıladı: “Nasıl geçti? Aşık oldun mu?” Gözlerimi kaçırdım: “Elif, ben kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum. Sanki herkes benim için bir yol çizmiş ve ben o yolda yürümek zorundaymışım gibi…”
Ertesi gün babaannem yine aradı; bu sefer sesi daha da yorgundu: “Zeynep’im, bak kızım… Hayat kısa. Mutluluğu bulmak için çok bekleme.” O an ona kızamadım ama içimdeki isyan büyüdü.
Bir gece Elif’le uzun uzun konuştuk. “Bak Zeynep,” dedi, “Ben seni mutlu etmek isterken seni daha da yoruyorum galiba.” Gözyaşlarımı tutamadım: “Elif, ben sadece kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum. Evlilik güzel bir şey olabilir ama aceleye gelmemeli.”
O günden sonra Elif bana daha fazla baskı yapmamaya söz verdi. Babaanneme ise nazikçe ama kararlı bir şekilde kendi yolumu bulmak istediğimi anlattım.
Şimdi İstanbul’un kalabalığında yürürken içimde daha huzurluyum. Belki aşkı hemen bulamayacağım ama en azından kendi seçimlerimi yapacağım.
Bazen düşünüyorum; acaba siz de benim gibi aile baskısı yüzünden kendi isteklerinizi ertelediniz mi? Hayat gerçekten başkalarının istediği gibi mi yaşanmalı, yoksa kendi yolumuzu çizmek mi en doğrusu?