Zehra Teyze’nin Gölgesinde: Bir Apartman Hikayesi
“Elif, çabuk ol kızım, bavulun düşecek!” diye seslendim, elimdeki ağır çantayı yere bırakıp nefes nefese apartmanın önünde durdum. Taksi çoktan uzaklaşmıştı. Elif’in minik elleri ellerimde titriyordu. Gözlerim, apartmanın girişindeki eski tahta bankta oturan annem Zehra Teyze’yi buldu. Yanında her zamanki gibi komşuları Meryem Abla ve Fatma Hanım vardı. Annemin bakışları, yıllardır görmediğim o soğuklukla üzerime saplandı.
“Hoş geldiniz,” dedi Meryem Abla, zoraki bir gülümsemeyle. Annem ise dudaklarını büzüp başını çevirdi. Elif’e eğildim, “Hadi bakalım, büyükannenle selamlaş,” dedim. Elif utangaçça annemin yanına yaklaştı. Annem, torununa bile başını sallamakla yetindi. İçimde bir sızı hissettim; yıllar önce bu evden ayrılırken de böyle bakmıştı bana.
Eşimden ayrıldıktan sonra İstanbul’da tutunamamıştım. İş bulmak zordu, kiralar ateş pahasıydı. Sonunda annemi arayıp “Anne, başka çarem yok, eve dönmem lazım,” dediğimde telefonda uzun bir sessizlik olmuştu. Şimdi ise o sessizliğin yankısı apartmanın girişinde yankılanıyordu.
Apartmanın içi hâlâ aynıydı: rutubet kokusu, duvarlarda eski yağlı boya izleri, merdivenlerde çocukların ayak izleri… Elif’in elini bırakmadan üçüncü kata çıktık. Annem anahtarı cebinden çıkardı, kapıyı açtı ve hiçbir şey demeden içeri girdi. Eşyalarımızı kapının yanına bıraktık. “Elif, odana bak istersen,” dedim ama o da annemin soğukluğundan ürkmüştü.
Akşam yemeğinde sofrada üç kişiydik ama konuşan yoktu. Annem kaşığını tabağa vurdu. “Buralarda boşanmış kadın olmak kolay değil,” dedi aniden. “Komşular soracak, ne diyeceğim?”
“Anne, ben de kolay bir şey yaşamadım,” dedim titrek bir sesle. “Elif’in babası sorumsuzdu, dayanamıyordum artık.”
Annem gözlerini devirdi. “Bizim zamanımızda kadınlar sabrederdi. Şimdi herkes kolayca bırakıp gidiyor.”
Elif’in gözleri doldu. “Anneanne, ben burada kalmak istemiyorum,” dedi fısıltıyla.
O gece Elif’i yatırdıktan sonra pencereden dışarı baktım. Mahallenin ışıkları bir bir sönüyordu. Kendi kendime sordum: Burada yeniden başlayabilecek miyim? Annemin gölgesinde ezilmeden ayakta durabilecek miyim?
Ertesi sabah apartmanın önünde kadınlar toplanmıştı. Fatma Hanım beni görünce fısıldaştı: “Bak bak, döndü yine.” Meryem Abla ise yanıma yaklaşıp “Geçmiş olsun kızım,” dedi ama gözlerinde merak vardı.
İş aramaya başladım; mahalledeki tekstil atölyesine başvurdum ama yaşımı bahane ettiler. Annem her akşam sofrada laf sokuyordu: “Bir iş bulamadın mı hâlâ? Elin kızı neler yapıyor, sen hâlâ evde oturuyorsun.”
Bir gün Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarım bana ‘baban nerede’ diye soruyorlar,” dedi. İçim parçalandı. Ona sarıldım: “Biz birbirimize yeteriz kızım,” dedim ama gözyaşlarımı tutamadım.
Bir akşam annemle tartışmamız büyüdü. “Senin yüzünden komşuların diline düştüm!” diye bağırdı annem. “Ben mi istedim böyle olmasını?” dedim çaresizce.
O gece Elif’in başında beklerken kendi çocukluğumu düşündüm. Babam erken ölmüştü; annem hep güçlüydü ama sevgisini hiç göstermezdi. Şimdi ben de aynı soğukluğu Elif’e mi yaşatıyordum?
Bir gün apartmanda yangın çıktı; alt kattaki dairede prizden çıkan kıvılcım tüm binayı duman altında bıraktı. Herkes panik içinde dışarı koştu. Elif’i kucağıma aldım, annemi kolundan çekerek dışarı çıkardım. O an annemin gözlerinde ilk kez korku gördüm.
Yangından sonra mahallede herkes birbirine daha yakın oldu; komşular yardım etti, yemek getirdi. Annem bile yumuşamış gibiydi; Elif’e masal anlatmaya başladı.
Bir akşam sofrada annem bana baktı: “Belki de ben de hata yaptım,” dedi sessizce. “Sana destek olmalıydım.” O an yılların buzları eridi sanki.
Şimdi yeni bir iş buldum; mahalledeki kadınlarla birlikte evde mantı yapıp satıyoruz. Elif okuluna alıştı; annem torununa sarılıyor artık.
Ama bazen geceleri pencereden dışarı bakarken hâlâ soruyorum kendime: Bir kadının kendi ayakları üzerinde durması neden bu kadar zor? Toplumun baskısı mı, yoksa annemin gölgesi mi daha ağır? Sizce hangisi?