Bir Hayatın Başlangıcı, Bir Hayatın Sonu: Elif’in Kızına Kavuştuğu ve Eşine Veda Ettiği O Gece

“Anne, Emre abi iyi mi? Hastaneden aradılar mı?” Annemin sesi titriyordu, gözlerinde korku ve umut birbirine karışmıştı. O an, karnımda sancıların başladığını hissettim. Saat gece yarısını geçmişti, İstanbul’un soğuk bir kış gecesiydi. Hastane odasında, doğum sancısıyla kıvranırken, aklım Emre’deydi. Doktorlar, kızımız Defne’nin her an dünyaya gelebileceğini söylüyordu ama ben başka bir odada, başka bir acının büyüdüğünü biliyordum.

Emre altı aydır kanserle savaşıyordu. Başlarda umutluyduk; “Daha çok gençsin, atlatırsın,” diyordu herkes. Ama hastalık hızlı ilerledi. Son haftalarda gözlerinin feri sönmüştü. Yine de bana hep gülümsedi, “Defne’yi kucağıma almadan gitmem,” dedi. O gece, sancılarım sıklaşırken annem telefona sarıldı. “Elif, kızım, Emre’nin durumu ağırlaşmış. Yoğun bakıma aldılar.”

Bir yandan doğum sancısı, bir yandan ölüm korkusu… İçimde iki zıt duygu birbirine çarpıyordu. Hem yeni bir hayat başlıyordu hem de en sevdiğim adamı kaybetmek üzereydim. Annem başucumda dua ediyordu. “Allah’ım, ne olur hem torunumu hem damadımı bana bağışla.”

Doğumhaneye alındığımda gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Hem acıdan hem korkudan… Doktor “Hazır mısın Elif?” dediğinde, “Eşim… Emre… Yanımda olmalıydı,” diyebildim sadece. O an hemşirelerden biri elimi tuttu, “Sen güçlü bir kadınsın. Kızın için ayakta kalmalısın.”

Defne dünyaya geldiğinde saat sabah 04:12’ydi. O an her şey durdu sanki. Küçücük elleriyle parmağımı tuttuğunda içimde tarifsiz bir sevinç hissettim. Ama hemen ardından annem kapıda göründü; gözleri kıpkırmızıydı. “Elif… Emre…” dedi ve sustu. O an anladım. Kızımı kucağıma aldığım anda, hayatımın aşkını kaybetmiştim.

Ağlamaya başladım; hem Defne için hem Emre için… Annem yanıma oturdu, “Kızım, Allah sabır versin. Defne’ye iyi bakacaksın, Emre’nin emaneti o.” O an içimde bir boşluk oluştu; tarifsiz bir acı ve sorumluluk…

Cenaze günü hastaneden çıkamadım. Defne’yi bırakıp gidemiyordum; sütüm yeni gelmişti, doktorlar izin vermedi. Babam telefonda ağlıyordu: “Kızım, Emre’yi toprağa veriyoruz. Sen de dua et.” O an Defne’ye baktım; gözleri babasına benziyordu. “Baban seni çok sevdi kızım,” dedim usulca.

Emre’nin ailesiyle aramızda soğuk rüzgarlar esiyordu. Kayınvalidem bana suçlayıcı gözlerle bakıyordu: “Sen hamile olmasaydın, Emre bu kadar üzülmezdi belki,” dedi bir gün. İçimde öfke kabardı ama sustum; çünkü biliyordum ki herkes acısını başka türlü yaşıyor.

Geceleri Defne ağladığında bazen Emre’nin sesini duyar gibi oluyordum. “Elif, korkma, ben buradayım,” derdi hep bana. Şimdi o ses yoktu ama Defne’nin nefesiyle hayata tutunmaya çalışıyordum.

Bir gün Defne’yi doktora götürdüğümde eski komşumuz Ayşe Hanım karşıma çıktı. “Kızım, Allah sabır versin. Ama unutma, hayat devam ediyor,” dedi. O an içimde bir isyan yükseldi: Hayat nasıl devam eder? Sevdiğin adamı toprağa verip yeni doğmuş bebeğine sarılmak nasıl bir şey bilir misiniz? Herkesin dilinde aynı cümleler: “Zamanla geçer.” Ama geçmiyor… Sadece alışıyorsun.

Emre’nin yokluğunda ailem bana destek olmaya çalıştı ama her akşam eve döndüğümde o boş koltuk gözümün önüne geliyordu. Defne büyüdükçe babasının yokluğunu daha çok hissettim. İlk adımlarını attığında Emre’nin alkışlarını duymak istedim; ilk kelimesini söylediğinde onun gözlerindeki gururu görmek…

Bir gün Defne bana sordu: “Anne, babam nerede?” O an boğazım düğümlendi. Ne diyeceğimi bilemedim; sadece sarıldım ona sıkıca. “Baban seni çok sevdi kızım,” dedim yine.

Hayat bazen insana aynı anda hem en büyük mutluluğu hem de en büyük acıyı yaşatıyor. Ben o gece hem anne oldum hem de dul kaldım. Şimdi Defne için ayakta durmaya çalışıyorum ama bazen geceleri kendi kendime soruyorum: Acaba Emre yaşasaydı her şey farklı olur muydu? Ya da ben daha güçlü olabilir miydim?

Siz hiç aynı anda hem doğum hem ölüm yaşadınız mı? Bir hayat başlarken diğerinin bitişine şahit olmak nasıl bir duygu sizce? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…