Bir Ültimatomun Ardından: Kızının Ani Taşınmasıyla Sarsılan Hayatım
“Senin kızınla aynı çatı altında yaşayamam, Murat! Ya ben ya Elif!” diye bağırdığımda, sesim yankılandı yazlık evimizin taş duvarlarında. O an, gözlerimdeki yaşları saklayamadım. Murat’ın yüzü bembeyaz kesildi, dudakları titredi. O anı asla unutamayacağım; çünkü o cümleyle sadece ona değil, kendime de meydan okudum.
Beş yıl önce Murat’la evlendiğimde, onun ilk evliliğinden bir kızı olduğunu biliyordum. Elif o zamanlar üniversiteye yeni başlamıştı, annesiyle Ankara’da yaşıyordu. Biz ise İstanbul’un karmaşasından kaçıp yazlık evimize taşınmaya karar vermiştik. Hayatımızı sadeleştirmek, biraz huzur bulmak istiyorduk. Yazlıkta yapılacak tadilatlar, yeni bir başlangıç gibi gelmişti bana. Ama hiçbir şey planladığım gibi gitmedi.
Bir sabah, kapı çaldı. Elif valizleriyle kapıda duruyordu. Gözleri şişmiş, yüzü solgundu. “Baba, annemle artık yaşayamam. Burada kalabilir miyim?” dedi titrek bir sesle. Murat hemen sarıldı ona, “Tabii ki kalabilirsin kızım,” dedi. Ben ise donup kaldım. İçimde bir yerler buz kesti.
Elif’in gelişiyle evdeki dengeler değişti. Sabahları mutfakta onun çay demleyişini izlerken kendimi yabancı gibi hissediyordum. Akşam yemeklerinde masada üç kişiydik ama sanki ben fazlaydım. Elif babasına sarılıp “Canım babam” dediğinde, içimde kıskançlıkla karışık bir acı yükseliyordu. Onunla aramda hiçbir zaman gerçek bir bağ kuramamıştık. Ne zaman yaklaşmaya çalışsam, aramızda görünmez bir duvar örülüyordu.
Bir akşam Murat’la mutfakta bulaşık yıkarken patladım: “Beni hiç düşündün mü? Bu evde artık bana yer yokmuş gibi hissediyorum.” Murat şaşkınlıkla baktı bana: “Ne diyorsun Asuman? Elif benim kızım, başı dertte. Ona sırtımı dönemem.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce dönüp durdu: Ben kötü bir insan mıyım? Neden Elif’i kabullenemiyorum? Kendi çocuğum olmadığı için mi ona bu kadar mesafeliyim? Sabah olduğunda gözlerim şişmişti ama kararlıydım.
Elif’le konuşmaya karar verdim. Onu bahçede tek başına otururken buldum. Yanına oturdum, derin bir nefes aldım: “Elif, burada kalmana karşı değilim ama bazı şeyleri konuşmamız lazım.” Bana bakmadan cevap verdi: “Biliyorum Asuman Abla, senin için zor. Ama annemle yaşayamıyorum artık. Sürekli kavga ediyoruz, nefes alamıyorum.”
İçimde bir yerler yumuşadı. Onun da acı çektiğini gördüm ama yine de kendi sınırlarımı korumak istedim: “Bak Elif, bu evde herkesin huzura ihtiyacı var. Seninle baban arasında olmak istemiyorum ama ben de varım bu evde.”
O an göz göze geldik. Gözlerinde hem öfke hem de çaresizlik vardı: “Sen benim annem değilsin, olamazsın da! Ama babamı üzmek istemiyorum.”
Bu sözler içimi dağladı. O an anladım ki ne kadar uğraşırsam uğraşayım, Elif’in gözünde hep yabancı kalacaktım.
Günler geçtikçe evdeki gerginlik arttı. Murat iki arada bir derede kalmıştı. Bir akşam yemek masasında Elif’in annesini suçlayan bir laf ettim: “Belki de annenle biraz daha konuşmayı denemelisin.” Elif kaşığını masaya bıraktı: “Sen benim ailem hakkında konuşamazsın!” diye bağırdı ve odasına kapandı.
Murat bana öfkeyle döndü: “Asuman, yeter! Kızımı rahat bırak!”
O gece bavulumu toplamayı düşündüm. Ama sonra kendi evimden neden gitmek zorunda olduğumu sorguladım. Sabah Murat’la yüzleşmeye karar verdim.
“Bak Murat,” dedim gözlerinin içine bakarak, “Ben bu şekilde yaşayamam. Ya Elif kendi hayatına döner ya da ben giderim.”
Murat’ın gözleri doldu: “Beni böyle bir seçim yapmak zorunda bırakma Asuman.”
Ama başka çarem yoktu. Kendi mutluluğum için sınırlarımı çizmek zorundaydım.
O gün akşamüstü Elif valizini topladı ve kapının önünde durdu. Bana bakmadan, babasına sarıldı: “Baba, ben gidiyorum. Kimseyi mutsuz etmek istemiyorum.”
Murat ağladı, ben ağladım. O an içimde hem bir rahatlama hem de büyük bir suçluluk hissettim.
Elif gittikten sonra ev sessizliğe büründü. Murat günlerce konuşmadı benimle. Ben ise her gece kendime aynı soruyu sordum: Doğru olanı mı yaptım? Kendi mutluluğum için bir çocuğun hayatından vazgeçmek bencillik mi?
Şimdi burada, yazlık evimizin verandasında otururken hâlâ cevabını bulamadığım sorular var içimde:
“Bir aileyi ayakta tutan fedakârlık mı, yoksa kendi sınırlarımızı korumak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?”