Kendi Evimde Misafir Miyim? Bir Gelinin Sessiz Çığlığı
“Burası artık senin de evin, rahat ol oğlum.” Kayınvalidemin sesi, sabahın sessizliğini böldü. Elindeki eski valizi salonun ortasına bıraktı. Eşim Serkan, gözlerini kaçırdı. Ben ise mutfakta, elimdeki çay bardağını sıkıca tutuyordum. İçimde bir fırtına kopuyordu ama kimse duymuyordu.
Kayınvalidem, en küçük oğlu Emre’yi bizim eve getirmişti. Sözde birkaç hafta kalacaktı, iş bulana kadar. Ama ben biliyordum; bu birkaç hafta, aylarca sürebilirdi. Zaten evimiz küçüktü, iki oda bir salon. Kızımız Elif’in odasını Emre’ye vermek zorunda kalmıştık. Elif, “Anne, odamı neden amcama verdik?” diye sorduğunda gözlerim dolmuştu. “Geçici kızım,” dedim ama kendi içimde bu geçiciliğe hiç inanmadım.
Serkan’la o gece ilk defa ciddi bir tartışma yaşadık. “Senin annen, senin kardeşin! Ben neden sürekli fedakârlık yapmak zorundayım?” dedim. O ise başını öne eğdi, “Ne yapabilirim? Annem rica etti, Emre işsiz kaldı,” dedi. O an anladım ki, bu evde herkesin bir yeri vardı ama benim yerim hep en sondu.
Emre geldiğinden beri evde huzur kalmamıştı. Gece geç saatlere kadar bilgisayarda oyun oynuyor, mutfağı dağıtıyor, banyoyu saatlerce işgal ediyordu. Kayınvalidem her gün arıyor, “Emre’ye iyi bakıyor musun?” diye soruyordu. Sanki ben onun bakıcısıydım. Kendi evimde misafir gibi hissetmeye başlamıştım.
Bir akşam, Elif ödevini mutfak masasında yapmaya çalışırken Emre yüksek sesle telefonda konuşuyordu. Dayanamadım, “Emre, biraz sessiz olur musun? Elif ders çalışıyor,” dedim. Yüzüme öyle bir baktı ki… Sanki ben yabancıydım bu evde. “Abla, iki dakika konuşuyorum ya!” dedi tersleyerek.
O gece Serkan’a bir kez daha açıldım: “Bak Serkan, ben yoruldum. Evimizde huzur kalmadı. Elif’in psikolojisi bozuldu. Lütfen annenle konuş, Emre artık kendi başının çaresine baksın.” Serkan ise yine sessizdi. “Annem çok kırılır,” dedi sadece.
Ertesi gün kayınvalidem aradı. Sesi sertti: “Sen Emre’yi istemiyor musun? O da senin kardeşin sayılır! Biz ailece birbirimize destek olmazsak kim olacak?” O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. “Ben de insanım anne,” dedim titreyen sesimle, “Benim de sınırlarım var.” Ama o duymadı bile.
Geceleri uyuyamaz oldum. Kendi evimde adım atacak yer bulamıyordum. Elif geceleri ağlıyordu; “Anne odamı geri istiyorum.” Ben ise ona sarılıp sessizce ağlıyordum.
Bir gün işten eve döndüğümde Emre’nin arkadaşları salonda oturuyordu. Biri ayakkabılarını çıkarmamıştı bile. Mutfağa girdim; her yer dağınık, bulaşıklar taşmıştı. O an patladım. “Yeter!” diye bağırdım. Herkes sustu.
Serkan koşarak geldi: “Ne yapıyorsun?”
“Bıktım Serkan! Bu ev benim de evim! Kimse bana sormadan karar veremez! Elif’in odası gitti, huzurumuz gitti! Ben artık dayanamıyorum!”
Kayınvalidem hemen ertesi gün geldi. Kapıyı açar açmaz başladı: “Sen nasıl gelinsin? Aile dediğin fedakârlık ister! Biz senin için neler yaptık!”
O an içimdeki tüm korkuları bir kenara bırakıp gözlerinin içine baktım: “Ben de insanım anne. Benim de bir hayatım var, bir ailem var. Kendi evimde huzur istiyorum! Lütfen bunu anlamaya çalışın.”
O an kayınvalidemin gözleri doldu ama yine de yumuşamadı: “Sen bilirsin,” dedi ve kapıyı çarparak çıktı.
O günden sonra evde soğuk bir hava esti. Serkan bana küstü, Emre surat astı. Ama ben ilk defa kendimi savunmuştum. Elif’in odasını geri verdik; Emre ise birkaç hafta sonra başka bir arkadaşının yanına taşındı.
Şimdi bazen geceleri düşünüyorum: Neden kadınlar hep susmak zorunda kalıyor? Kendi evimizde bile neden sınırlarımızı koruyamıyoruz? Bir gün herkesin kendi evinde huzur bulabileceği günler gelir mi dersiniz?