Her Sabah Kaçtığım Hayat: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Nereye gidiyorsun yine bu saatte, Zeynep?”

Kocam Murat’ın sesi, sabahın sessizliğini bıçak gibi kesiyor. Elimde çantam, ayakkabılarımı giyerken bir an duraksıyorum. Göz göze gelmekten kaçınıyorum. “Toplantım var, erken çıkmam lazım,” diyorum. Yalan söylüyorum. Aslında toplantı falan yok. Sadece evden, ondan, bu boğucu duvarlardan kaçmak istiyorum.

Murat’ın gözleri şüpheyle daralıyor. “Her gün toplantı mı olurmuş? Evde de işin var senin. Çocukların kahvaltısını kim hazırlayacak?”

İçimden bir fırtına kopuyor ama dışarıya sadece usulca, “Hazırladım zaten, masada,” diyebiliyorum. O an, çocukların odasından gelen hafif bir gülüş sesiyle yüreğim biraz olsun yumuşuyor. Onlar için güçlü olmak zorundayım. Ama ne kadar daha?

Apartmandan çıkarken komşu Ayşe Hanım’la karşılaşıyorum. Yüzümde otomatikleşmiş bir gülümseme beliriyor. “Kolay gelsin Zeynep Hanım, yine erkencisiniz,” diyor. “İş çok, ne yapalım,” diye cevaplıyorum. Oysa bilse, bu sabahın erken saatlerinde evden kaçmanın benim için ne anlama geldiğini…

Otobüse bindiğimde derin bir nefes alıyorum. Sanki ciğerlerim ilk defa hava görüyor. Camdan dışarı bakarken içimdeki sıkışmışlık biraz olsun azalıyor. İş yerinde beni anlayan, değer veren insanlar var. Orada kendimi bir birey gibi hissediyorum; burada ise sadece Murat’ın karısı, çocukların annesiyim.

Ofise vardığımda Elif bana gülümsüyor. “Yine mi erken geldin? Sen olmasan bu ofis dağılır vallahi!” diyor şakayla karışık. İçimden geçenleri bilse…

Kahvemi alıp masama oturuyorum. Bilgisayarımı açarken içimdeki ağırlık biraz daha hafifliyor. İşte burada, kimse bana bağırmıyor, kimse yaptıklarımı küçümsemiyor. Yaptığım her işin bir karşılığı var; takdir ediliyorum.

Ama akşam yaklaşınca içimdeki huzur yerini endişeye bırakıyor. Eve dönüş saatini düşündükçe mideme kramplar giriyor. Akşam yemeği hazır mı olacak? Murat yine surat mı asacak? Çocuklar ödevlerini yapmış mı? Her gün aynı döngü…

Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra Murat’la mutfakta karşı karşıya oturuyoruz. Sessizlik ağırlaşıyor.

“Zeynep,” diyor Murat, “Seninle konuşmamız lazım.”

“Dinliyorum,” diyorum ama sesim titriyor.

“Böyle gitmez. Sen hep yorgunsun, hep dalgınsın. Evde yüzün gülmüyor.”

İçimde biriken her şey o an patlamak üzereymiş gibi hissediyorum ama yine susuyorum. Çünkü biliyorum; konuşsam da anlamayacak.

“İş yerinde çok yoruluyorum,” diyorum sadece.

Murat başını sallar, “İstersen işi bırak. Evde çocuklarla ilgilenirsin.”

O an gözlerim doluyor ama ağlamamaya çalışıyorum. İşimi bırakmak… Hayır, bu benim nefes aldığım tek yer! Ama bunu ona anlatamam.

Gece yatağa uzandığımda tavanı izliyorum. İçimdeki yalnızlık büyüyor. Yanımda yatan adam bana yabancı gibi geliyor artık. Evliliğimizin ilk yıllarındaki o heyecan, o sevgi çoktan kayboldu. Yerine alışkanlıklar ve zorunluluklar geçti.

Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken kızım Derya yanıma geliyor.

“Anne, neden hep üzgünsün?”

O küçücük gözlerde kendimi görüyorum bir anlığına. Güçlü olmam gerektiğini hatırlıyorum ama artık maskemi taşımakta zorlanıyorum.

“Üzgün değilim canım, sadece biraz yorgunum,” diyorum ve onu öpüyorum.

Ama biliyorum; çocuklar her şeyi hissediyor.

Bir gün iş çıkışı Elif’le kafede otururken dayanamayıp anlatıyorum:

“Elif, ben evde çok mutsuzum. Murat beni anlamıyor, sürekli eleştiriyor, küçümsüyor… Sanki ben yokum.”

Elif elimi tutuyor: “Zeynep, yalnız değilsin. İstersen bir psikologla konuşabilirsin ya da ailenle dertleşebilirsin.”

Ailem… Onlara açılmak hiç kolay değil. Annem yıllar önce bana hep şöyle derdi: ‘Kocanla aran bozulursa sabret kızım, yuvanı bozma.’ Ama ben artık sabrın sonuna geldim.

O gece annemi arıyorum.

“Anne… Ben çok yoruldum.”

Annemin sesi titriyor: “Kızım, çocukların için güçlü olmalısın.”

“Ama anne… Ben de insanım! Ben de mutlu olmak istiyorum.”

Telefonu kapattıktan sonra ağlıyorum. O an anlıyorum ki kimse benim yerime karar veremez; hayatımı değiştirmek istiyorsam adımı kendim atmalıyım.

Bir sabah Murat’a dönüp cesaretimi topluyorum:

“Murat, ben böyle devam edemem. Yardım almamız lazım ya da… Ya da ayrı yaşamayı düşünmeliyiz.”

Murat şaşkınlıkla bana bakıyor. İlk defa böyle net konuşuyorum çünkü yıllardır içime attıklarım artık taşamıyor.

O an içimde bir hafiflik hissediyorum; sanki ilk defa gerçekten nefes alıyorum.

Belki kolay olmayacak, belki herkes konuşacak… Ama ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum.

Peki sizce bir kadın ne zaman kendi mutluluğu için cesaretini toplamalı? Çocuklar için susmak mı doğru yoksa kendi hayatımızı mı seçmeliyiz?