Eski Bir Dostun Gözleri: Bir Otobüs Yolculuğunda Hayatın Hesabı
— Zeynep?…
Otobüsün ani freninde neredeyse yere kapaklanıyordum. Eski, solmuş mavi paltomun cebine sıkıca tutunmuşken, önümde oturan kadının gözlerine bakınca zaman bir anlığına durdu. O gözler… Yıllar önceki yaz akşamlarında, mahallemizin arka sokağında birlikte hayaller kurduğum Zeynep’in gözleriydi.
Beni tanıyacak mıydı? Yoksa yılların ve yaşadıklarımızın ardından ben de onun için bir yabancı mıydım artık? İçimde bir yerlerde, çocukluğumuzun o saf günlerinden kalma bir umut kıpırdadı. Ama Zeynep’in bakışları donuktu, dudakları titredi. Sanki bir şey söylemek istiyor ama kelimeler boğazında düğümleniyordu.
— Meral… dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. Sonra gözlerini kaçırdı, camdan dışarıya baktı. Otobüsün içindeki uğultu, kalbimin atışını bastıramıyordu.
Bir an, yıllar önceki o geceyi hatırladım. Babamın işten kovulduğu, annemin ağladığı, bizim evdeki huzursuzluğun mahalleye yayıldığı geceyi… O gece Zeynep’in annesiyle kavga eden annemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. “Senin kızın yüzünden benim kızım okuldan atıldı!” diye bağırmıştı annem. Oysa gerçek bambaşkaydı. Benim kopya çektiğimi gören öğretmen, Zeynep’in de işin içinde olduğunu sanmıştı. O günden sonra aramıza görünmez bir duvar örülmüştü.
Otobüs ilerlerken, içimdeki pişmanlık ve utanç büyüdü. Zeynep’in yanında oturmak istedim ama cesaret edemedim. Sadece sessizce yanına yaklaştım.
— Konuşabilir miyiz? dedim titrek bir sesle.
Zeynep başını çevirdi, gözlerinde biriken yaşları saklamaya çalıştı. — Şimdi mi? Onca yıl sonra?
— Biliyorum… Çok zaman geçti. Ama ben… Ben özür dilemek istiyorum.
Otobüs bir sonraki durakta durdu. Zeynep hızla ayağa kalktı, inmek üzereydi. Elini koluma koydu, hafifçe sıktı.
— Meral, bazı şeyler özürle geçmiyor. Ama… belki konuşmamız gerekir.
İkimiz de otobüsten indik. Soğuk sabah havası yüzümüze çarptı. Mahallemizin eski bakkalının önünde durduk. Her şey değişmişti; bakkal kapanmış, yerine bir telefoncu açılmıştı. Ama içimdeki suçluluk hiç değişmemişti.
— Zeynep… O gün olanlar için çok üzgünüm. Benim yüzümden hayatın altüst oldu biliyorum. Annem hâlâ o geceyi anlatır durur ama ben hiç konuşamadım seninle. Cesaret edemedim.
Zeynep derin bir nefes aldı. — Meral, ben de çok zor zamanlar geçirdim. Annem babamı terk etti, ben okulu bırakmak zorunda kaldım. Herkes bana sırtını döndü. Seninle konuşmak istedim ama mahallede herkes bana suçluymuşum gibi davrandı.
Gözlerim doldu. — Keşke zamanı geri alabilsem…
— Alamazsın, dedi Zeynep sertçe. Ama belki bundan sonrası için bir şeyler yapabilirsin.
O an fark ettim ki, sadece Zeynep’in değil, kendi hayatımın da yükünü taşıyordum yıllardır. Babam işsiz kaldıktan sonra evde hep huzursuzluk olmuştu. Annem bana sürekli “Sen de herkes gibi olsaydın, başımıza bunlar gelmezdi” derdi. Ben de kendimi hep eksik hissettim; ne okulda ne evde huzur bulabildim.
Zeynep’le birlikte eski parkımıza yürüdük. Bankta oturduk; çocukken salıncakta sallanırken kurduğumuz hayalleri hatırladıkça ikimizin de gözleri doldu.
— Şimdi ne yapıyorsun? diye sordum.
— Temizlik işine gidiyorum sabahları. Akşamları da anneme bakıyorum; hastalandı son yıllarda. Hayat kolay değil Meral… Ama alıştım artık.
Ben de anlatmaya başladım: Üniversiteye gitmek istemiştim ama ailemin maddi durumu izin vermemişti. Bir tekstil atölyesinde çalışıyordum; patronumun tacizine uğradığım günleri kimseye anlatamamıştım. Hayatımızın ne kadar benzer acılarla dolu olduğunu fark ettikçe aramızdaki duvarlar yavaşça yıkılmaya başladı.
Birden Zeynep sordu: — Hiç düşündün mü Meral? Biz neden hep susmak zorunda kaldık? Neden kimse bizi dinlemedi?
Cevap veremedim. Sadece başımı eğdim.
O sırada parkta oynayan küçük kızların kahkahaları yankılandı. Bir an için çocukluğumuza döndük sanki; o masum günlere…
— Belki de en büyük suçumuz susmak oldu, dedim sessizce.
Zeynep başını salladı. — Evet… Ama artık susmayalım Meral. Hayatımızı başkalarının hatalarıyla harcamayalım.
Gözlerimiz buluştu; yılların ardından ilk defa birbirimize gerçekten baktık. İçimde bir umut filizlendi: Belki de affetmek ve yeniden başlamak mümkündü.
O gün parkta saatlerce konuştuk; geçmişi, ailelerimizi, hayallerimizi ve kaybettiklerimizi… Sonunda vedalaşırken Zeynep’in elini tuttum:
— Birlikte yeniden başlayabilir miyiz?
Zeynep gülümsedi; gözlerinde eski dostluğumuzun sıcaklığı vardı artık.
Şimdi düşünüyorum da… Siz olsaydınız ne yapardınız? Yıllar sonra karşınıza çıkan eski bir dostu affedebilir miydiniz? Yoksa geçmişin yüküyle yaşamaya devam mı ederdiniz?