Bir Anneye İki Kere “Anne” Demek Zorunda Mıyım?
“Bana neden anne demiyorsun, Zeynep?”
Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim o cümle, boğazıma düğümlendi: “Çünkü benim bir annem var.”
Serkan’la evlendiğimde, herkes bana “Artık iki annen var,” dedi. Komşular, akrabalar, hatta annem bile. Ama ben, annemin ellerinde büyüdüm; onun gözyaşlarıyla, onun kokusuyla. Fatma Hanım ise bana hep mesafeli, hep soğuk geldi. Evliliğimizin ilk haftasında bile bana “Kızım” demedi; “Zeynep” dedi. Ben de ona “Fatma Hanım” dedim. O günden beri aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Bir gün Serkan’la tartışırken, “Annem çok üzülüyor, ona neden anne demiyorsun?” dedi. Gözlerim doldu. “Serkan, ben yalan söyleyemem. Annem bir tane.”
O akşam sofrada herkes sessizdi. Fatma Hanım’ın bakışları üzerimdeydi. Babamdan kalan altın küpelerimi oynarken, içimden geçenleri duysa ne derdi? Annem olsa ne yapardı? Oysa annem bana hep “Kocanın ailesine saygılı ol,” derdi. Ama saygı başka, samimiyet başka değil miydi?
Bir gün Fatma Hanım hastalandı. Serkan işteydi, ben hastaneye koştum. Serum takılırken elini tuttum. Gözleri doldu: “Benim hiç kızım olmadı Zeynep. Sen de bana kızım demezsin.”
O an içimde bir şey kırıldı mı, yoksa daha mı güçlendim bilmiyorum. Sadece sustum. Eve döndüğümüzde Serkan yine aynı konuyu açtı: “Biraz anlayışlı olamaz mısın? Herkes kayınvalidesine anne diyor.”
Ama herkesin hikayesi aynı mıydı? Benim annem, babam öldüğünde beni tek başına büyüttü. Her sabah simit alıp okula götürdü, saçımı ördü, hastalandığımda başucumda sabahladı. Fatma Hanım ise bana hep mesafeli davrandı; ilk geldiğimde çeyizime laf etti, yemeklerimi beğenmedi. Şimdi ise benden bir kelimeyle yılların açığını kapatmamı bekliyordu.
Bir gün annemi ziyarete gittim. Ona her şeyi anlattım. Annem gözlerime baktı: “Kızım, kimseyi kırmak istemezsin ama kendini de ezdirme. Anne kelimesi kolay söylenmez.”
O gece eve döndüğümde Fatma Hanım kapıda bekliyordu. “Zeynep,” dedi, “Sen bana hiç anne demeyecek misin?”
İçimde fırtınalar koptu. “Bilmiyorum,” dedim. “Belki zamanla.”
Günler geçti, evde gerginlik arttı. Serkan’la aramızda soğukluk başladı. Bir akşam tartıştık:
“Senin yüzünden annem üzülüyor!”
“Ben de üzülüyorum Serkan! Kimse benim ne hissettiğimi sormuyor!”
O gece uyuyamadım. Annemin bana öğrettiği sabrı düşündüm ama bir yandan da kendi sınırlarımı korumak istedim.
Bir gün Fatma Hanım’la mutfakta yalnız kaldık. Ocağın başında çay demlerken birden ağlamaya başladı.
“Ben kötü kayınvalide miyim Zeynep? Sen bana neden anne demiyorsun?”
İlk defa onu bu kadar kırılgan gördüm. Yavaşça yanına oturdum.
“Fatma Hanım… Benim için anne kelimesi çok özel. Annemi kaybetsem bile ona ‘anne’ demekten vazgeçmem. Size saygım sonsuz ama bu kelimeyi hemen söyleyemem.”
Gözleri doldu: “Ben de sana kızım diyemedim yıllarca… Belki de korktum.”
O an anladım ki, sadece ben değilmişim duvar ören.
Bir sabah kahvaltıda Serkan annesine dönüp “Anneciğim,” dediğinde Fatma Hanım göz ucuyla bana baktı. Ben de ona gülümsedim: “Çay ister misiniz?”
Belki hiçbir zaman ona ‘anne’ diyemeyeceğim ama ona olan saygımı başka türlü göstereceğim.
Şimdi düşünüyorum da; bir insana iki kere ‘anne’ demek zorunda mıyız? Yoksa herkesin sevgisini kendi dilinde mi göstermesi gerek? Siz olsanız ne yapardınız?