Kızımın Ziyareti: Hastane Odasında Unutulan Bir Anne

“Anne, neden hâlâ buradasın? Doktorlar taburcu olabileceğini söylemedi mi?”

Kızım Elif’in sesi, hastane odasının soğuk duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Oysa ben, onun gelişini dört gözle beklemiş, saçlarımı taramış, en güzel pijamalarımı giymiştim. Ama Elif’in gözlerinde ne özlem ne de endişe vardı; sadece acele ve sabırsızlık.

Odaya ilk girdiğinde, başını telefondan kaldırmadan “Nasılsın?” diye sordu. Cevap vermemi bile beklemeden cam kenarındaki sandalyeye oturdu. Ben ise yatağımda doğrulmaya çalışırken belimdeki ağrı yeniden zonkladı. “İyiyim kızım,” dedim, “Ama biraz başım dönüyor.”

Elif’in yüzünde küçücük bir mimik bile oynamadı. “Anne, bak iş yerinde çok yoğunum. Buraya gelmek için izin aldım. Hem doktorlar da bir şeyin yok diyorlar. Neden hâlâ buradasın?”

Bir an sustum. Oysa doktorum, birkaç gün daha gözetim altında kalmam gerektiğini söylemişti. Ama Elif’in gözlerinde gördüğüm yorgunluk ve bıkkınlık, kelimelerimi boğazıma tıkadı.

Küçükken Elif’in saçlarını örer, ona masallar anlatırdım. O zamanlar bana sarılır, “Anneciğim hiç gitme,” derdi. Şimdi ise bana bakarken gözlerinde sadece uzaklık vardı.

Odamda yalnız kaldığımda, duvardaki saate baktım. Zaman geçmiyordu. Hemşire Ayşe Hanım içeri girdiğinde gözlerim dolmuştu. “Emine Teyze, iyi misin?” dedi yumuşak bir sesle.

Başımı salladım. “İyiyim kızım,” dedim ama sesim titriyordu.

Ayşe Hanım yatağımın kenarına oturdu. “Elif Hanım biraz aceleciydi galiba?”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Çocuklar büyüyünce insanın yükü oluyor galiba,” dedim sessizce.

Ayşe Hanım elimi tuttu. “Siz onların yükü değilsiniz Emine Teyze. Ama bazen gençler anlamıyor.”

O gece uyuyamadım. Elif’in sözleri kulaklarımda çınladı: “Neden hâlâ buradasın?”

Sabah olduğunda, kahvaltı tepsimi getiren görevliyle iki laf ettim. Sonra odamda yalnız kaldım. Pencereden dışarı bakarken, çocukluğumun geçtiği köyü hatırladım. Annem hastalandığında nasıl başında beklediğimizi düşündüm. Şimdi ise kendi kızım bana yabancıydı.

İkinci gün Elif tekrar geldi. Bu sefer yanında eşi Murat da vardı. Murat kapıdan girerken gülümsedi ama Elif’in yüzü yine asıktı.

“Anne, doktorla konuştuk,” dedi Elif, “Evde de bakabiliriz sana. Hem burada yatmak sana iyi gelmiyor.”

Murat araya girdi: “Tabii Emine Teyze, istersen bizimle kalabilirsin.”

Bir an umutlandım ama Elif’in gözlerinde yine o sabırsızlık vardı. Sanki bana bakmak bir angarya gibiydi.

“Evde işim çok,” dedi Elif, “Bir de çocuklar var… Sen de artık toparlanırsan iyi olur.”

O an içimde bir fırtına koptu. “Kızım,” dedim titrek bir sesle, “Ben size yük olmak istemem ama doktor birkaç gün daha kalmamı söyledi.”

Elif gözlerini devirdi: “Anne, abartıyorsun! Herkesin başında dert var.”

Murat utandı, başını eğdi. O an anladım ki ben artık onların hayatında bir öncelik değildim.

O gece Ayşe Hanım yine yanıma uğradı. “Emine Teyze, ister misin biraz sohbet edelim?” dedi.

Başımı salladım. “Ayşe kızım,” dedim, “İnsan yaşlanınca çocuklarından ilgi bekliyor ama bazen onlar kendi dertlerine dalıyor.”

Ayşe Hanım gözlerimin içine baktı: “Ben de annemi özlüyorum bazen… Keşke yanımda olsa da sarılsam.”

O an düşündüm: Belki de çocuklarımıza sevgimizi verirken kendimizi unuttuk. Onların hayatında hep ikinci planda kalmaya razı olduk.

Üçüncü gün Elif aramadı bile. Sadece Murat mesaj atmış: “Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin Emine Teyze.”

Odamda yalnız başıma otururken, geçmişi düşündüm. Elif’in doğum günlerini, ilk adımlarını… Her anında yanında olmuştum. Şimdi ise bir hastane odasında unutulmuştum.

Dördüncü gün Ayşe Hanım bana bir çay getirdi ve birlikte pencereden dışarı baktık.

“Emine Teyze,” dedi, “Bazen ailemizden çok yabancılar yanımızda oluyor.”

Gözlerim doldu ama gülümsedim: “Doğru diyorsun kızım… İnsan bazen en çok sevdiklerinden uzak kalıyor.”

Taburcu olacağım gün Elif yine gelmedi. Murat geldi ve beni eve götürdü. Arabada sessizlik vardı.

Eve vardığımızda Elif kapıda bekliyordu ama yüzünde yine o soğuk ifade vardı.

“Hoş geldin anne,” dedi kısaca.

Evin içine girdim; her şey yerli yerindeydi ama ben fazlalık gibiydim.

O gece odama çekildim ve pencereden yıldızlara baktım.

Kendi kendime sordum: “Bir anne ne zaman çocuklarının hayatında yük olur? Sevgi neden zamanla azalır? Yoksa biz mi yanlış yaptık?”

Sizce de yaşlılarımızı ihmal mi ediyoruz? Yoksa hayatın telaşı içinde sevgiyi mi unutuyoruz?