Beş Gün Kaldı: Lila’nın Sessiz Çığlığı

“Yeter artık Lila! Bir kere de dediğimi yap!” diye bağırdı Maksut, mutfak masasının başında yumruğunu masaya indirerek. O an, çocuklarımın gözlerindeki korkuyu gördüm. Elif’in minik elleri titredi, Anıl ise başını önüne eğdi. İçimde bir şeyler kırıldı. Beş gün sonra yılbaşıydı ve ben, evimdeki bu kasvetli havayı dağıtmak için ne yapacağımı bilmiyordum.

O sabah, her zamanki gibi erken kalkıp kahvaltıyı hazırlamıştım. Maksut’un sevdiği peynirden koydum, çocukların en çok istediği pankekleri yaptım. Ama yine de bir eksiklik vardı. Maksut son zamanlarda hep huzursuzdu. İşten yorgun gelirdi, ama sanki yorgunluğu sadece bana ve çocuklara patlatmak için bir bahaneydi. Her lafı azar, her bakışı öfke doluydu.

“Anne, bugün okula sen bırakır mısın?” diye sordu Elif, sesi neredeyse fısıltıydı. Maksut’un yanında konuşmaya çekiniyordu artık. “Tabii kızım,” dedim, ona güven vermeye çalışarak. Ama Maksut hemen araya girdi: “Ben bırakacağım! Senin işin gücün evde oturmak zaten.”

O an içimdeki sabır taşı çatladı. “Maksut, çocuklar senden korkuyor. Böyle devam edemez,” dedim titreyen bir sesle. Gözleriyle beni delip geçti. “Sen bana akıl mı veriyorsun? Senin yüzünden bu hale geldik zaten!”

O an Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Anıl ise sandalyesinden kalkıp odasına kaçtı. Maksut’un öfkesiyle baş edemiyordum artık. Ama çocuklarım için güçlü olmak zorundaydım. Onların yeni yılını mahvetmek istemiyordum.

O gün okuldan dönerken Elif’in elini sımsıkı tuttum. “Anne, babam bizi sevmiyor mu?” diye sordu birden. Kalbim sıkıştı. “Tabii ki seviyor canım,” dedim ama sesim titredi. O an yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk.

Akşam olduğunda, Maksut yine geç geldi. Kapıyı sertçe kapattı, montunu yere fırlattı. “Yemek hazır mı?” diye bağırdı salona girerken. “Hazır,” dedim sessizce. Masaya oturduğunda hiçbir şey demeden önüne baktı, yemeği karıştırdı. Birden tabağı fırlattı: “Bu ne biçim yemek! Hiçbir şeyi beceremiyorsun!”

Elif ve Anıl korkudan donup kaldılar. Ben ise gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. O gece çocuklar uyuduktan sonra banyoya kapanıp sessizce ağladım. Aynada kendime baktım: Gözlerim şişmiş, yüzüm solgundu. “Nereye gidiyorum ben?” diye sordum kendime.

Ertesi gün annemi aradım. “Anne, dayanamıyorum artık,” dedim hıçkırıklar arasında. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, sabretmek zorundasın. Çocukların için… Boşanmak kolay mı sanıyorsun?” dedi. Annemin sesi bile bana yabancı geliyordu artık.

Ama ben sabretmek istemiyordum. Çocuklarımın her gün biraz daha içine kapanmasını izlemek istemiyordum. Yılbaşı yaklaşıyordu ve ben onlara umut vermek istiyordum.

Bir gece, Maksut işten geç geldiğinde sarhoştu. Kapıyı açar açmaz bağırmaya başladı: “Senin yüzünden bu haldeyim! Hayatımı mahvettin!” O an Elif ve Anıl odalarına kaçtılar. Maksut bana doğru yürüdü, kolumu tuttu ve sıktı. “Beni dinleyeceksin!” dedi dişlerinin arasından.

O an içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. “Yeter!” diye bağırdım ilk defa ona karşı. “Çocuklarımı korkutmana izin vermeyeceğim!” Maksut bir an durdu, şaşırdı sanki. Sonra kolumu bıraktı ve yere çöktü, ağlamaya başladı.

O gece çocuklarımla birlikte aynı odada uyudum. Onlara sarıldım, saçlarını okşadım. “Her şey düzelecek,” dedim ama kendime bile inanmıyordum.

Yılbaşı sabahı geldiğinde evde garip bir sessizlik vardı. Maksut erkenden çıkmıştı, nereye gittiğini bilmiyordum. Çocuklarla birlikte kahvaltı hazırladık, küçük bir çam ağacı süsledik. Elif bana sarıldı: “Anne, bu yıl dilek tutabilir miyiz?”

Gözlerim doldu ama gülümsedim: “Tabii ki tutabiliriz.” Hep birlikte ellerimizi tuttuk ve gözlerimizi kapattık.

Ben içimden şöyle diledim: “Allah’ım, bize huzur ver.”

O gün akşamüstü kapı çaldı. Maksut elinde bir buket çiçekle geldi, yüzünde pişman bir ifade vardı. “Lila… Özür dilerim,” dedi kısık sesle.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Çocuklar ona baktı, sonra bana döndüler. İçimde bir fırtına koptu: Affetmeli miydim? Yoksa çocuklarımı alıp gitmeli miydim?

O gece uzun uzun düşündüm. Annemi tekrar aradım: “Anne, ben artık dayanamıyorum,” dedim kararlı bir sesle bu kez.

Annem sustu, sonra ilk defa şunu söyledi: “Kızım, ne yapacaksan arkandayım.”

Ertesi sabah çocuklarımla birlikte evi terk ettim. Yanımıza sadece birkaç kıyafet aldık ve annemin evine gittik.

Şimdi yeni yılın ilk günündeyiz ve ben aynada kendime bakıyorum: Gözlerimde korku yok artık, sadece umut var.

Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa yeni bir başlangıç mı yapardınız?