Kızımın Hayatında Suçlu Kim? Bir Annenin Vicdan Muhasebesi

“Yine mi ben suçluyum anne? Hep ben mi hatalıyım?” Elif’in sesi, mutfakta yankılanırken elimdeki çay bardağı titredi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korkuların, kaygıların ve pişmanlıkların hepsi bir anda üzerime çöktü. Kızımın gözlerindeki öfke ve kırgınlık, bana bıçak gibi saplandı. Oysa ben sadece ona doğruyu göstermeye çalışıyordum. Ama her seferinde duvar gibi karşıma dikiliyordu.

Elif, ilkokuldan beri hep böyleydi. Okulda bir sorun çıktığında, “Öğretmen bana taktı,” derdi. Arkadaşlarıyla tartıştığında, “Onlar beni kıskanıyor,” diye yakınırdı. Hatta geçen yıl üniversite sınavında istediği bölümü kazanamayınca bile, “Sistem adil değil, sorular çok saçmaydı,” diyerek bütün suçu dışarıda aradı. Ben ise her defasında ona destek olmaya çalıştım. “Belki biraz daha çalışsan daha iyi olurdu,” dediğimde ise gözleriyle beni delip geçti.

Bir gün, akşam yemeğinde babasıyla tartışmaya başladılar. Babası, “Elif, biraz da kendine bak. Herkes sana karşı olamaz ya!” dediğinde Elif’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Siz de anlamıyorsunuz! Hep ben suçluyum, hep ben eksik!” diye bağırarak odasına kapandı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Acaba biz mi yanlış yaptık? Onu fazla mı koruduk? Yoksa yeterince yanında olmadık mı?

Elif’in çocukluğu da kolay geçmemişti aslında. Babası işten geç gelirdi, ben ise hem ev hem iş arasında koştururdum. Onunla yeterince vakit geçiremedim belki de. Her istediğini almaya çalıştım; oyuncaklar, kurslar, özel dersler… Belki de ona hayır demeyi öğretemedim. Bir gün annem bana, “Çocuğu pamuklara sararsan, hayatın gerçeklerini öğrenemez,” demişti. O zamanlar annemi anlamamıştım. Şimdi ise her gece onun sözleri kulaklarımda çınlıyor.

Geçen ay Elif’in iş görüşmesi vardı. Heyecanla hazırlanmıştı ama sonuç olumsuz geldi. Eve geldiğinde gözleri doluydu. “Beni beğenmediler anne! Torpili olanı aldılar kesin!” dedi. Sarılmak istedim ama omzunu silkti. “Belki biraz daha hazırlansaydın?” dedim usulca. Yüzüme öyle bir baktı ki… Sanki onu hiç anlamamışım gibi.

Bir akşam Elif’in odasında eski fotoğraflara bakarken yanıma geldi. “Anne, neden hep ben yanlış yapıyorum gibi hissediyorum?” dedi sessizce. O an içim parçalandı. Ona sarıldım, “Kimse mükemmel değil kızım,” dedim. Ama biliyorum ki bu sözler yetmiyor artık.

Ailemiz de bu durumdan etkileniyor. Babası bazen sessizce çekip gidiyor sofradan. Kardeşi Zeynep ise ablasının öfke patlamalarından korkuyor. Evde sürekli bir gerginlik var. Komşular bile bazen bana imalı imalı bakıyor; “Gençler çok hassas artık,” diyorlar ama kimse ne yaşadığımızı bilmiyor.

Bir gün Elif’in en yakın arkadaşı Derya aradı beni. “Teyze, Elif çok içine kapanıyor son zamanlarda,” dedi kaygılı bir sesle. O an anladım ki kızım sadece bize değil, herkese karşı bir duvar örmüş. Onunla konuşmaya çalıştığımda ise ya susuyor ya da öfkeleniyor.

Geçen hafta psikoloğa gitmeyi teklif ettim. Önce çok kızdı, “Ben deli miyim?” dedi. Sonra bir akşam kapımı çalıp ağlayarak yanıma geldi: “Anne, ben neden mutlu olamıyorum?” O an gözyaşlarımı tutamadım. Ona sarıldım ve birlikte yardım almaya karar verdik.

Psikolog hanım ilk görüşmede bana döndü ve “Elif’in sorumluluk duygusunu geliştirmesi için önce sizin ona alan açmanız gerek,” dediğinde utandım. Belki de onu fazla koruyarak hata yaptım. Her düştüğünde kaldırdım, her ağladığında susturdum… Şimdi ise kendi ayakları üzerinde durmakta zorlanıyor.

Elif’le birlikte değişmeye çalışıyoruz artık. Ona küçük sorumluluklar veriyorum; market alışverişini o yapıyor, faturaları yatırıyor, hatta geçen gün kardeşiyle sinemaya gittiğinde biletleri kendi aldı. Küçük adımlar ama onun için büyük bir başlangıç.

Bazen hâlâ eski alışkanlıklarına dönüyor; bir şey ters gidince hemen başkasını suçluyor. Ama artık konuşabiliyoruz. Geçen gün bana dönüp, “Anne, belki de biraz acele ettim o gün,” dediğinde gözlerim doldu.

Hayat kolay değil; hele ki gençler için bu çağda… Sosyal medya baskısı, işsizlik korkusu, aile beklentileri… Ama en çok da kendimizle yüzleşmek zor geliyor insana.

Şimdi düşünüyorum da; acaba başka anneler de benim gibi mi hissediyor? Kızına ya da oğluna fazla mı kol kanat gerdi? Yoksa onları hayatın zorluklarına hazırlayamadık mı? Belki de en büyük dersimiz; çocuklarımızı sevmek kadar onlara hata yapma hakkı tanımak…

Sizce bir anne nerede durmalı? Sevgiyle korumak mı yoksa bazen geri çekilip onların düşmesine izin vermek mi doğru olan?