Bir Film Gibi Değil, Ama Yine de Yakın: Zeynep’in Hikayesi
“Zeynep, yine mi ağlıyorsun? Yeter artık, kendine gel!” Annemin sesi, mutfağın kapısından içeriye bir bıçak gibi saplandı. Gözyaşlarımı silmeden başımı kaldırdım. O an, hayatımın bir film olmadığını, asla da olmayacağını bir kez daha anladım. Oysa çocukken, Karadeniz’in o küçük köyünde, eski televizyonumuzda izlediğim melodramlarda her şey ne kadar kolaydı. Herkes sonunda mutluluğu bulurdu. Ben de öyle sanmıştım.
Ama gerçekler… Gerçekler çok daha acıydı.
Küçükken, köyümüzün tek bakkalının önünde arkadaşlarımla oynarken, annem hep “Kızım, hayal kurma. Hayat film değil,” derdi. Ben ise inatla hayal kurardım. İstanbul’da okumak, büyük şehirde yaşamak, kendi ayaklarım üzerinde durmak… Ve tabii ki büyük bir aşk yaşamak. Ama babam hastalanınca, lise son sınıfta okulu bırakıp eve döndüm. Hayallerim, annemin çamaşır leğeninde boğuldu sanki.
Sonra Yusuf çıktı karşıma. Herkes ona köyün delikanlısı derdi. Gözleri deniz gibi mavi, gülüşüyle insanı kandıranlardan… Bir gün çayırda otururken yanıma geldi.
“Zeynep, seninle konuşmak istiyorum,” dedi utangaçça.
O an kalbim deli gibi atmaya başladı. Belki de filmlerdeki gibi bir şeyler yaşayacaktım. Yusuf’la gizli gizli buluşmalarımız başladı. Ama annem duyunca kıyamet koptu.
“Yusuf mu? O çocuk sorumluluk bilmez! Babası gibi olur o da!”
Ama ben dinlemedim. Yusuf’un bana verdiği umutlara tutundum. Bir yıl sonra evlendik. Düğünümüz köyde günlerce konuşuldu. Herkes “Zeynep şanslı kız,” dedi. Oysa ben sadece kaçıyordum; evden, annemden, hayal kırıklıklarından…
Evliliğimizin ilk aylarında Yusuf iş buldu şehirde. Ben de umutlandım; belki yeni bir hayat kurarız diye düşündüm. Ama Yusuf’un şehirdeki hayatı başka oldu. Eve geç gelmeye başladı, bazen hiç gelmediği geceler oldu.
Bir gece saat üçte kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Yusuf sarhoştu.
“Zeynep, bana karışma! Benim de hayatım var!” diye bağırdı.
O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin haklı olduğunu anlamıştım ama artık çok geçti.
Aylar geçti, ben hamile kaldım. Belki çocuk olursa her şey düzelir sandım. Ama Yusuf daha da uzaklaştı. Bebeğimiz doğduğunda bile yanımda değildi; annemle hastanede yalnızdım.
Kucağımda kızımı tutarken gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Annem başucumda oturuyordu.
“Bak kızım,” dedi yumuşak bir sesle, “Hayat bazen bizim istediğimiz gibi gitmez. Ama sen güçlüsün.”
O gün annemi ilk defa gerçekten dinledim.
Yusuf eve uğramaz oldu. Borçlar birikti, komşular dedikodu yapmaya başladı. “Zeynep’in kocası yine yokmuş,” diyorlardı arkamdan. Utancımdan pazara bile çıkamaz oldum.
Bir gece Yusuf eve geldiğinde kavga ettik.
“Yusuf, bu böyle gitmez! Kızımız var artık!”
Yusuf gözlerini kaçırdı.
“Ben yapamıyorum Zeynep… Sıkıldım bu hayattan.”
O an anladım; ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bazı şeyler değişmiyordu.
Bir sabah Yusuf eşyalarını topladı ve gitti. Arkasından bakarken içimde hem bir boşluk hem de hafiflik hissettim. Kızımla baş başa kaldık.
Köyde tek başına kadın olmak kolay değildi. Herkesin gözü üzerimdeydi. Annem yine destek oldu ama babam bu duruma çok içerledi.
“Bizim ailede boşanmış kadın olmaz!” diye bağırdı bir akşam sofrada.
Başımı eğdim, sustum. Ama içimde bir isyan büyüyordu.
Geceleri kızımı uyuttuktan sonra pencereden yıldızlara bakıp kendi kendime konuşuyordum:
“Neden ben? Neden herkes mutlu olurken ben hep mücadele etmek zorundayım?”
Bir gün köydeki kadınlar arasında dedikodu yayıldı: “Zeynep dul kaldı, şimdi ne yapacak bakalım?”
İlk başta utandım ama sonra düşündüm: Ben ne suç işledim ki? Sadece mutlu olmak istedim.
Köydeki ilkokulda temizlik işi buldum. Sabahları kızımı anneme bırakıp okula gidiyordum. Çocukların gülüşleri bana umut oldu. Bir gün okulun müdürü Ayşe Hanım yanıma geldi:
“Zeynep, sen çok çalışkansın. İstersen akşamları okuma yazma kursuna katılabilirsin.”
İçimde bir ışık yandı o an. Yıllar önce yarım bıraktığım hayallerim aklıma geldi.
Kursa başladım; her harfi yeniden öğrenirken kendimi yeniden buldum sanki. Kızım büyüdükçe ona daha iyi bir hayat sunmak için çabaladım.
Ama köydeki dedikodular bitmedi. Bir gün pazarda eski kaynanam önüme çıktı:
“Sen Yusuf’u tutamadın Zeynep! Kadın dediğin kocasını elinde tutar!”
O an gözlerim doldu ama cevap vermedim. Eve döndüğümde annem beni sarıldı:
“Kızım, kimseye kulak asma! Sen elinden geleni yaptın.”
Yıllar geçti… Kızım Elif büyüdü, okula başladı. Onun gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm; umut dolu ama korkak… Ona hep şunu söyledim:
“Elif’im, kimseye boyun eğme! Hayallerinin peşinden git.”
Şimdi bazen pencereden dışarı bakıp geçmişi düşünüyorum: Eğer başka seçimler yapsaydım hayatım farklı olur muydu? Belki de olurdu… Ama en azından artık kendim için yaşıyorum.
Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız? Hayallerinizden vazgeçer miydiniz yoksa her şeye rağmen savaşır mıydınız?