Bir Yüz Kremiyle Başlayan Kabus: Kayınvalidemle Sınavım
“Bu kremi bana niye vermedin, Elif? Yoksa bana iyi gelmeyeceğini mi düşündün?” Kayınvalidem Nermin Hanım’ın sesi, mutfağın ortasında yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye bırakırken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, sıradan bir akşamüstüydü; eşim Emre işten yeni gelmiş, ben de sofrayı hazırlıyordum. Ama Nermin Hanım’ın elinde tuttuğu o küçük krem kutusu, sanki eve bomba gibi düşmüştü.
Kozmetik mağazasında çalışıyorum. Her ay yeni ürünler geliyor, bazılarını denememiz için bize hediye ediyorlar. O gün de eve birkaç krem getirmiştim. Birini anneme, birini kendime ayırdım. Diğerleri dolabın üst rafında duruyordu. Nermin Hanım, bizimle kalmaya başladığından beri evdeki huzur biraz azalmıştı ama yine de ona saygıda kusur etmemeye çalışıyordum. Fakat o gün, krem meselesiyle birlikte işler çığırından çıktı.
“Nermin Hanım, o krem cilt tipinize uygun değil diye düşündüm. Hassas ciltler için biraz ağır gelebilir,” dedim, sesimi olabildiğince yumuşak tutmaya çalışarak. Ama o, gözlerini kısıp bana baktı.
“Sen benim cildimi benden iyi mi bileceksin? Senin annen aldıysa ben niye alamıyorum? Yoksa beni bu evde istemiyor musun?”
Emre araya girmeye çalıştı: “Anne, Elif’in bir kastı yoktur. O sadece—”
“Sen sus Emre! Sen de karının tarafını tutuyorsun zaten!”
O an anladım ki mesele krem değil; mesele, yıllardır birikmiş olan güvensizlikler, kıskançlıklar ve belki de kayınvalidemin kendini bu evde fazlalık hissetmesiydi. Ama bunu anlamakla çözmek arasında dağlar kadar fark vardı.
O gece Nermin Hanım odasına çekildi, kapıyı sertçe kapattı. Emre ise bana dönüp “Keşke biraz daha dikkatli olsaydın,” dedi. İçimde bir öfke kabardı ama sustum. Çünkü bu evde huzurun anahtarı hep benim susmamdan geçiyordu.
Ertesi sabah kahvaltı masasında buz gibi bir hava vardı. Nermin Hanım hiç konuşmadı, tabağındaki zeytinleri tek tek sayar gibi oynadı. Ben ise her lokmamda boğazımda düğümlenen kelimeleri yutmaya çalıştım.
İki gün sonra annem aradı: “Elif’ciğim, geçen gün verdiğin krem çok iyi geldi bana. Teşekkür ederim kızım.”
Nermin Hanım bunu duymuş olacak ki, akşam yemeğinde patladı:
“Bak işte! Annesine veriyor ama bana vermiyor! Ben bu evde yabancıyım zaten!”
Emre yine araya girdi ama bu sefer ben dayanamadım:
“Nermin Hanım, lütfen! Sizi kırmak istemedim. Sadece cildiniz hassas diye düşündüm. Anneminki farklı.”
“Sen bana bakmak zorundasın Elif! Ben oğlumun annesiyim! Senin annenin yeri ayrı benim yerim ayrı!”
O gece Emre’yle ilk defa ciddi bir kavga ettik. “Sen annemi üzüyorsun,” dedi bana. “Bir krem için bu kadar büyütülür mü?”
Ama mesele gerçekten krem miydi? Yoksa yıllardır süren gelin-kayınvalide çekişmesinin yeni bir bahanesi miydi?
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Nermin Hanım her fırsatta beni Emre’ye şikayet ediyor, ben ise kendimi savunmaktan yoruluyordum. Bir akşam işten eve döndüğümde Nermin Hanım’ın odasında ağladığını duydum. Kapının aralığından bakınca kendi annemi düşündüm; acaba o da bir gün benim evimde böyle yalnız hissedecek miydi?
Bir hafta sonra Nermin Hanım evi terk etti. “Benim burada yerim yok,” dedi ve kızının yanına taşındı. Emre günlerce konuşmadı benimle. Suçluluk duygusu içimi kemirirken, bir yandan da haksızlığa uğradığımı biliyordum.
Aylar geçti. Aile toplantılarında Nermin Hanım bana soğuk davranmaya devam etti. Eşimle aramızdaki mesafe giderek açıldı. Bir yüz kremiyle başlayan bu hikaye, ailemizin dengesini altüst etmişti.
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Bir krem gerçekten bu kadar büyük bir fırtına koparabilir mi? Yoksa biz Türk ailelerinde asıl meselelerimizi hep böyle küçük şeylerin arkasına mı saklıyoruz?
Sizce de bazen en küçük şeyler en büyük yaraları açmaz mı?