Vasiyetin Gölgesinde: Bir Evlatlık Hakkı Mücadelesi

— Bu nasıl olur? Nasıl olur da kendi oğlunu hiçe sayarsın baba?

Elimdeki vasiyet kâğıdını neredeyse yırtacak kadar sıkı tutuyordum. Noter Hanım, gözlüğünü burnunun ucuna indirip bana soğuk bir bakış attı. Annem ise köşede sessizce ağlıyordu. Ablam Zeynep’in kocası Serkan ise, köşede başını öne eğmiş, sanki olan bitenden habersizmiş gibi davranıyordu. Ama biliyordum, her şeyin arkasında onun ince hesapları vardı.

— Panik yapma oğlum, baban böyle istedi, dedi annem titrek bir sesle.

Ama nasıl istemişti? Babamın ölümünden sonra, yıllardır biriktirdiği her şeyi; Kadıköy’deki evi, Sapanca’daki yazlığı, hatta arabasını bile damadına bırakmıştı. Bana ise sadece birkaç eski kitap ve bir çift kol düğmesi…

İçimdeki öfke, hayal kırıklığına karışıyordu. Babamla aramızda hiçbir zaman büyük bir kavga olmamıştı. Hatta bana hep “Sen benim gururumsun” derdi. Ama şimdi, mezarında rahat uyuyabiliyor muydu acaba?

Noter Hanım usulca konuştu:
— Sayın Mark Bey, lütfen kendinizi tutun. Vasiyetin geçerliliği konusunda şüphe yok. Babanız kendi el yazısıyla yazmış ve iki tanık huzurunda imzalamış.

Serkan başını kaldırdı, göz göze geldik. Gözlerinde bir parıltı vardı; zaferin ve pişkinliğin karışımı bir bakış. Dayanamadım:
— Sen ne yaptın Serkan? Babamı nasıl ikna ettin? Ne söyledin ona?

Serkan omuz silkti:
— Ben hiçbir şey yapmadım Marek. Baban beni severdi, o kadar.

Ablam Zeynep araya girdi:
— Yeter artık! Babamın kararına saygı duyacaksın! Her zaman Serkan’a güvenirdi, çünkü o yanında olurdu. Sen ise yıllardır işinle meşguldün, eve bile uğramazdın!

Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. Gerçekten de son yıllarda işim yüzünden ailemden uzak kalmıştım. Ama bu, babamın beni tamamen yok saymasını haklı çıkarır mıydı?

O an çocukluğuma döndüm. Babamla birlikte Fenerbahçe Parkı’nda yürüyüş yaptığımız günleri hatırladım. Bana bisiklet sürmeyi öğretmişti. “Hayatta bazen düşersin oğlum, ama kalkmasını bilmelisin,” derdi. Şimdi ise en büyük darbeyi ondan yemiştim.

Noter Hanım işlemleri tamamladıktan sonra odadan çıkmamızı istedi. Annem yanıma geldi, elimi tuttu:
— Oğlum, baban son zamanlarda çok yalnızdı. Serkan hep yanında oldu, ona destek oldu… Belki de bu yüzden böyle yaptı.

Gözlerim doldu. Annemin gözlerinde de pişmanlık vardı ama bir yandan da çaresizlik…

Eve döndüğümde duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Her köşede babamın sesi yankılanıyordu sanki. Masanın üzerinde bıraktığı eski kol düğmelerini elime aldım. Bir zamanlar onun için ne kadar değerli olduklarını bilirdim. Ama şimdi bana kalan sadece birkaç metal parçasıydı.

Gece boyunca uyuyamadım. Kafamda binbir soru… Babam gerçekten beni sevmiş miydi? Yoksa ben mi onu hayal kırıklığına uğratmıştım? Serkan’ın ablamla evlenmesinden sonra ailedeki dengeler değişmişti. Babam ona hep bir oğul gibi davranmıştı ama ben yine de kendi kanından olan evladını böyle dışlayacağını düşünmemiştim.

Ertesi gün ablamla buluşmak istedim. Onunla konuşmam gerekiyordu. Kadıköy’deki eski kafede buluştuk.

— Zeynep, bana doğruyu söyle. Babam neden böyle yaptı? Ben neyi yanlış yaptım?

Ablam gözlerini kaçırdı:
— Marek, sen yanlış bir şey yapmadın. Ama babam son yıllarda çok kırılmıştı sana… Özellikle o Amerika’ya gitmek istediğinde… Onun yanında olmanı bekliyordu ama sen hep uzaklaştın.

— Ama ben çalışmak zorundaydım! Ailem için daha iyi bir hayat kurmak istedim.

— Biliyorum… Ama babam duygusaldı. Serkan ise ona hep destek oldu. Hastalandığında hastaneye hep Serkan götürdü, ilaçlarını o aldı… Belki de bu yüzden ona daha çok güvendi.

İçimde bir boşluk hissettim. Belki de gerçekten babama yeterince yakın olamamıştım. Ama yine de bu kadar büyük bir haksızlığı hak ettiğimi düşünmüyordum.

Günler geçtikçe içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. Miras davası açmayı düşündüm ama annem yalvardı:
— Oğlum, ailemizi daha fazla parçalama… Babanın ruhu huzur bulmaz.

Bir akşam Serkan’la karşılaştım apartmanın önünde. Yanında yeni arabası vardı — babamın arabası…

— Marek, bak… Ben istemedim böyle olmasını. Ama sen de biliyorsun ki ben babana hep iyi davrandım.

— İyi davrandın diye her şey senin mi olmalıydı? Ben onun öz oğluyum!

Serkan sustu, başını eğdi.

O an anladım ki mesele sadece mal mülk değildi; mesele sevgi ve aidiyetti. Babamdan bana kalan en büyük miras aslında içimdeki bu yara olmuştu.

Aylar geçti… Sapanca’daki yazlığa bir kez daha gitmek istedim ama artık orası bana ait değildi. Kapının önünde durup içeriye bakarken çocukluğumun sesleri kulağımda yankılandı: Babamın kahkahası, annemin çay demlediği mutfak, ablamla oynadığımız oyunlar… Hepsi geçmişte kalmıştı.

Şimdi düşünüyorum da; insan bazen en çok sevdiklerinden en büyük darbeyi yiyor hayatta. Peki sizce; bir baba evladına böyle bir miras bırakır mı? Yoksa asıl miras sevgi midir? Siz olsaydınız ne yapardınız?