Annemle Aynı Evde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yeter artık anne! Lütfen, bu akşam sadece ben ve Emre konuşalım, olur mu?” diye bağırdığımda, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, üçümüzün de gözlerinde aynı şaşkınlık vardı. Annem, elindeki çay bardağını masaya bırakırken titredi; Emre ise bana bakmamayı tercih etti. Oysa bundan üç yıl önce, annemin bizimle yaşaması bana bir lütuf gibi gelmişti. Şimdi ise her sabah gözümü açtığımda, içimde tarifsiz bir sıkışma hissediyorum.
Her şey oğlumuz Kerem doğduktan sonra başladı. Annem, “Senin işin zor kızım, ben de geleyim, yardım edeyim,” dediğinde, içimden bir taş kalkmıştı. Emre de başta ses çıkarmadı. Ama zamanla annemin her şeye karışması, evdeki düzeni kendi bildiği gibi kurması, Emre’yle aramızda görünmez bir duvar ördü. Akşam yemeklerinde annem sofraya ne koyarsa onu yiyoruz; Emre’nin sevmediği yemekler bile masadan eksik olmuyor. Bir keresinde Emre sessizce tabağını itince annem, “Ne var bunda? Biz yıllarca böyle yedik,” deyip suratını astı. O an Emre’nin gözlerinde kırgınlığı gördüm ama hiçbir şey diyemedim.
Bir gece, Kerem’in ateşi çıktı. Annem hemen eski usul yöntemlerle müdahale etmeye başladı: “Soğan koy başına, nane limon kaynat!” Ben ise doktora danışmak istedim. Annem bana kızdı: “Siz de her şeyi doktora soruyorsunuz! Biz büyüttük sizi, bir şey mi oldu?” Emre ise bana destek çıkmadı; odasına çekildi. O gece oğlumun başında beklerken, annemin gölgesi üzerimdeydi. Kendi anneme karşı çıkamamanın suçluluğu ile eşime destek olamamanın ezikliği arasında ezildim.
Bir sabah Emre işe gitmek üzere hazırlanırken, sessizce yanıma geldi: “Zeynep, böyle devam edemeyiz. Annene bir şey söylemen lazım.” Gözlerim doldu. “Ne diyeyim Emre? Kadıncağız bize yardım ediyor.” Emre başını salladı: “Yardım ediyor ama evliliğimizi de zorluyor.”
O gün annem mutfakta börek açarken yanına gittim. “Anne, bazen… bazen çok karışıyorsun gibi geliyor bana,” dedim utana sıkıla. Annem ellerini unlu önlüğüne sildi: “Ben mi karışıyorum? Kızım, ben olmasam bu ev nasıl dönecek? Sen işteyken Kerem’e kim bakacak?” Sustum. Haklıydı belki de. Ama içimde bir yerlerde annemin gölgesinde kaybolduğumu hissediyordum.
Bir akşam Emre eve geç geldi. Annem hemen söylenmeye başladı: “Bu saatte gelinir mi? Adamın işi mi var yoksa başka bir derdi mi?” Emre hiçbir şey demeden banyoya gitti. Ben ise anneme dönüp “Anne, lütfen!” diyebildim sadece. O gece Emre’yle ilk defa kavga ettik. “Senin annen yüzünden evde nefes alamıyorum,” dedi bana. “Benimle konuşmuyorsun bile! Her şey annenin dediği gibi oluyor.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemi çok seviyordum ama Emre’yi de seviyordum. İkisinin arasında kalmak beni parçalara ayırıyordu. Gece boyunca düşündüm: Ya annemi kıracaktım ya da evliliğimi riske atacaktım.
Bir sabah Kerem’in anaokulunda veli toplantısı vardı. Annem gitmek istedi: “Ben de göreyim torunumu okulda.” Emre ise bana fısıldadı: “Lütfen bu sefer sadece biz gidelim.” Anneme yalan söylemek zorunda kaldım: “Anne, sadece anne-babalar çağrılmış.” Annem kırıldı; gözleri doldu: “Ben fazlalık oldum artık, öyle mi?”
O gün okuldan dönerken Emre’yle arabada sessizce oturduk. Sonunda ben dayanamayıp ağlamaya başladım: “Ne yapacağımı bilmiyorum Emre! Annemi göndermek istemiyorum ama böyle de olmuyor.” Emre elimi tuttu: “Zeynep, ben seni anlıyorum ama bizim de bir aile olmamız lazım.”
O akşam annemle oturup konuştum. Gözlerimden yaşlar süzülürken ona sarıldım: “Anne, seni çok seviyorum ama biraz kendi ailemle baş başa kalmaya ihtiyacımız var.” Annem önce kızdı: “Ben size yük mü oldum?” Sonra sustu; gözleri uzaklara daldı: “Ben de gençken annemle aynı evde yaşadım. Zor olduğunu bilirim.”
Bir hafta sonra annem kendi evine döndü. Evde bir sessizlik oldu önce; Kerem sürekli babaannesini sordu. Ben ise hem hafiflemiş hem de suçlu hissediyordum. Emre’yle aramızda eski sıcaklık yavaş yavaş geri geldi ama annemin yokluğunda içimde bir boşluk oluştu.
Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir kadın hem iyi bir eş hem iyi bir evlat hem de iyi bir anne olabilir mi? Yoksa mutlaka birinden vazgeçmek mi gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?