Annem Aradığında Sessiz Kalabilirdim, Ama Bu Kez Farklı Davrandım: Köyde Büyüyen Bir Kızın İtirafı

“Zeynep, bu hafta sonu köye geliyorsun, değil mi? Baban da seni çok özledi.” Annemin sesi telefonda her zamanki gibi yumuşak ama bir o kadar da buyurgandı. O an, mutfakta ellerim bulaşık deterjanıyla kaplı, gözüm pencereden dışarıdaki gri İstanbul akşamına dalmışken, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır bu soruya hep aynı cevabı verirdim: “Tabii anneciğim, gelirim.” Ama bu kez boğazımda bir düğüm oluştu.

“Anne… Ben… Aslında…” dedim, kelimeler ağzımdan dökülmek istemedi. Annem hemen atıldı: “Yine iş mi var kızım? Hep iş, hep iş! Biraz da aileni düşün.”

İşte o an, içimde yıllardır biriktirdiğim o sessiz çığlık patladı. “Anne, ben köye gelmek istemiyorum!” dedim. Bir anlık sessizlik oldu. Sanki zaman durdu. Annemin nefes alışını duydum telefonda. “Ne demek istemiyorsun Zeynep? Sen orada şehirde ne buluyorsun ki? Temiz hava, huzur burada. Hepimiz buradayız.”

Gözlerim doldu. O an çocukluğumun geçtiği o taş ev, sabahın köründe horoz sesleriyle uyanmalarım, annemin elleriyle yoğurduğu hamurun kokusu gözümde canlandı. Ama aynı zamanda, bitmek bilmeyen işler, kadınların gün boyu tarlada çalışıp akşam da sofrayı kurduğu o yorgunluk… Ve ben, her defasında İstanbul’a dönerken içimde hissettiğim o hafiflik…

“Anne, ben köyde mutlu olamıyorum. Orada kendimi sıkışmış hissediyorum. Sürekli çalışmak, sürekli birilerine yetişmek zorundaymışım gibi…” dedim titrek bir sesle.

Annemin sesi sertleşti: “Biz de yıllardır böyle yaşıyoruz Zeynep! Sen de bizim gibi alışacaksın. Şehirde ne var? Gürültü, pislik… Orada yalnızsın. Burada ailensin.”

İçimde bir öfke kabardı. “Anne, ben yalnız değilim! Arkadaşlarım var, işim var. Kendi hayatımı kurdum. Herkesin yolu farklı olabilir. Sizin gibi yaşamak zorunda değilim!”

Telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oldu. Annem belli ki ağlıyordu. “Sen bizi beğenmiyorsun artık… Şehir seni değiştirdi,” dedi kısık bir sesle.

O an içimde hem suçluluk hem de özgürlük duygusu birbirine karıştı. Yıllardır ailemin beklentileriyle kendi isteklerim arasında ezilip duruyordum. Her bayramda, her yaz tatilinde köye gitmek zorundaymışım gibi hissediyordum. Orada kadınların kaderi belliydi: Sabah erkenden kalkılır, hayvanlara bakılır, tarlaya gidilir, akşam yemek yapılır… Sonra da herkesin önünde sessizce oturulurdu. Ben ise üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimde ilk kez nefes aldığımı hissetmiştim.

Ama annem ve babam için bu bir kaçıştı; onlar için şehirde yaşamak yalnızlık ve köksüzlük demekti. Onlar için aile her şeydi; herkes birbirine destek olurdu. Ama ben kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum.

O gece uyuyamadım. Annemin sözleri kulaklarımda yankılandı: “Sen bizi beğenmiyorsun artık…” Gerçekten öyle miydi? Yoksa sadece kendi yolumu mu seçiyordum?

Ertesi gün ablam Ayşe aradı. “Zeynep, annem çok üzülmüş. Ne oldu yine?” dedi sitemle.

“Ben sadece… Kendi hayatımı yaşamak istiyorum Ayşe. Herkesin yolu farklı olabilir,” dedim.

Ayşe iç çekti: “Biliyorum ama annemler anlamaz bunu. Onlar için aile her şeydir. Sen de onların gözünde hala küçük kızsın.”

Bir hafta boyunca annemden haber alamadım. Her gün telefona bakıp durdum; arasa ne diyeceğim bilmiyordum. Sonunda ben aradım.

“Anne…”

“Efendim kızım?” dedi soğuk bir sesle.

“Ben seni kırmak istemedim. Sadece… Köyde kendimi ait hissetmiyorum artık.”

Annem uzun süre sustu. Sonra yavaşça konuştu: “Biz senin iyiliğini istiyoruz Zeynep. Şehirde yalnız kalırsın diye korkuyoruz.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Biliyorum anne… Ama ben burada mutluyum.”

O an annemin de ağladığını hissettim. “Sen mutluysan… Biz de mutlu oluruz,” dedi ama sesi titriyordu.

O günden sonra ailemle ilişkimiz değişti. Artık her hafta sonu köye gitmiyorum; bazen telefonla konuşuyoruz, bazen görüntülü arıyoruz. Annem hâlâ bana sitem ediyor bazen: “Köy havası gibisi yok kızım…” Ama artık kendimi suçlu hissetmiyorum.

Bazen düşünüyorum: Köklerimizden kopmadan kendi yolumuzu bulmak mümkün mü? Ailemizi üzmeden kendi hayatımızı seçebilir miyiz? Sizce gerçekten mümkün mü?