Annemle Barışmak: İnancın ve Duaların Gücüyle Kırık Kalpleri Onarmak
“Yeter artık anne! Beni hiç anlamıyorsun!” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, mutfak masasının başında ellerini sımsıkı kenetlemiş, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. O an, aramızdaki bütün sevgi köprülerinin yıkıldığını hissettim. Babam işteydi, kardeşim odasında kulaklıkla müzik dinliyordu; evdeki sessizlik, annemle aramdaki fırtınayı daha da belirginleştiriyordu.
O sabah, üniversite tercihlerim yüzünden tartışmıştık. Ben psikoloji okumak istiyordum, annem ise “Bir kız çocuğu için en iyisi öğretmenliktir,” diyordu. “Bak Zeynep’in kızı Elif, Boğaziçi’ni kazandı. Sen neden daha fazlasını istemiyorsun?” diye sorduğunda içimdeki öfke patladı. Kıyaslanmak, anlaşılmamak, kendi yolumu seçememek… Hepsi birikti ve sonunda gözyaşlarıma karıştı.
O günün akşamı odamda dua ettim. Ellerimi açıp Allah’a içimi döktüm: “Allah’ım, annemi anlamama yardım et. Onu affedebilmem için bana güç ver.” O an içimde bir huzur hissettim ama ertesi sabah annemle göz göze gelmeye bile cesaret edemedim. Kahvaltı masasında sessizce oturduk; çaydanlığın fokurtusu dışında hiçbir ses yoktu.
Günlerce konuşmadık. Evde bir yabancılık havası vardı. Annem bana yemek hazırlıyor ama gözlerimin içine bakmıyordu. Ben de ona teşekkür bile edemiyordum. Her gece dua etmeye devam ettim. Bir yandan da kendime soruyordum: “Acaba annem de benim kadar üzülüyor mu?”
Bir akşam, babam işten geç geldi. Salonda otururken annem ona fısıldayarak bir şeyler anlattı. Babam bana döndü: “Kızım, annen senin iyiliğini istiyor. Onun da hayalleri vardı ama zamanında yapamadı. Biraz anlayışlı olsan?” dedi. O an annemin gözlerinde biriken yaşları gördüm. İçim acıdı.
Ertesi gün okuldan dönerken camide namaz kılan kadınları izledim. Hepsi kendi derdiyle baş başaydı ama aynı anda Allah’a sığınıyorlardı. O an annemin de bir zamanlar genç olduğunu, hayalleri olduğunu düşündüm. Belki de hayatın yükü onu bu kadar sert yapmıştı.
O gece cesaretimi topladım ve annemin yanına gittim. Odanın kapısını tıklattım:
– Anne, konuşabilir miyiz?
Başını kaldırdı, gözleri şaşkınlıkla açıldı.
– Tabii kızım, gel otur.
Yatağın ucuna oturdum, ellerim titriyordu.
– Anne… Ben seni kırmak istemedim. Sadece… Kendi yolumu çizmek istiyorum. Ama seni de anlamaya çalışıyorum. Senin de hayallerin var mıydı?
Annem derin bir nefes aldı. Gözleri doldu.
– Vardı kızım… Hem de çok vardı. Ben de öğretmen olmak isterdim ama dedem izin vermedi. Sonra evlendim, çocuklarım oldu… Hayat böyle geçti işte.
O an annemin içindeki kırgınlığı hissettim. Ellerini tuttum.
– Anne, ben de senin gibi güçlü olmak istiyorum ama kendi yolumda… Bana güvenir misin?
Annem başını salladı, gözlerinden yaşlar süzüldü.
– Elbette güvenirim kızım… Sadece korkuyorum, hayat sana da haksızlık yapar diye…
O gece uzun uzun konuştuk. Annem bana gençliğini, hayallerini, korkularını anlattı. Ben de ona psikoloji okumak istediğimi, insanlara yardım etmek istediğimi söyledim. İlk kez birbirimizi gerçekten dinledik.
Ertesi sabah kahvaltıda annem bana gülümsedi:
– Bugün üniversite tercihlerini birlikte yapalım mı?
O an içimde tarifsiz bir huzur hissettim. Dualarım kabul olmuştu sanki… Annemle aramızdaki buzlar erimişti.
Aylar geçti, üniversiteyi kazandım. Annem her zaman yanımda oldu; sınav stresimde bana çay demledi, başarısız olduğumda sarıldı. Arada hâlâ tartışıyoruz ama artık birbirimizi dinlemeyi öğrendik.
Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Acaba hepimiz ailemizle konuşmayı, anlamayı ve affetmeyi başarabilsek hayat daha kolay olmaz mıydı? Siz hiç annenizle böyle bir kırgınlık yaşadınız mı? Affetmek mi zor, yoksa anlaşılmak mı?