O Kimin Annesi? Boşanmış Bir Kadının Hayat Mücadelesi
“Senin gibi kadınlardan anne olmaz!” Nevin Hanım’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, ellerimdeki çay tepsisi titredi. Oğlum Emir, salonda çizgi film izlerken hiçbir şeyin farkında değildi. Ama ben, içimdeki fırtınayı bastıramıyordum.
Boşanmanın üzerinden altı ay geçmişti. Ali ile on yıl süren evliliğimiz, bir sabah ansızın bitmişti. O sabah Ali, valizini toplarken bana bakmadan, “Artık olmuyor, Zeynep,” dedi. “Ben başka bir hayat istiyorum.” Sanki onca yıl, birlikte büyüttüğümüz hayaller bir anda yok olmuştu. O günden sonra hayatımda her şey değişti. En çok da anneliğim.
Ali’nin gidişiyle birlikte, Nevin Hanım’ın bana bakışı da değişti. Eskiden bana “kızım” derdi, şimdi ise adımı bile zorla söylüyordu. Her hafta sonu Emir’i görmeye geldiklerinde, evimin her köşesini didik didik incelerdi. Bir gün mutfakta bulaşık birikmişse, “Çocuğun sağlığına dikkat etmiyorsun,” derdi. Emir’in üstü başı biraz kirliyse, “Bak, oğlumun çocuğu perişan olmuş,” diye söylenirdi.
Bir gün yine böyle bir ziyaret sırasında, Nevin Hanım sabrını iyice yitirdi. “Senin gibi kadınlardan anne olmaz!” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. “Nevin Hanım,” dedim titreyen sesimle, “Ben elimden geleni yapıyorum. Emir’i mutlu etmek için çalışıyorum.” Ama o, gözlerini devirdi: “Çalışmakmış! Akşama kadar işte sürünüyorsun, çocuk kreşte büyüyor. Annelik bu mu?”
O an ne cevap vereceğimi bilemedim. Çünkü haklıydı; sabahları Emir’i kreşe bırakıp işe gidiyor, akşamları yorgun argın eve dönüyordum. Ama başka çarem yoktu. Ali nafaka ödememek için türlü bahaneler buluyordu. Ev kirası, faturalar ve Emir’in masraflarıyla baş başaydım.
Bir akşam işten eve döndüğümde Emir ateşler içinde yatıyordu. Hemen hastaneye koştuk. Doktor, “Viral enfeksiyon,” dedi. O gece hastane koltuğunda uyuyakaldım. Sabah olduğunda Nevin Hanım hastaneye geldi. Beni görünce yüzünü buruşturdu: “Senin yüzünden çocuk hasta oldu!” dedi. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü güçlü olmam gerektiğini biliyordum.
Emir iyileştiğinde, mahalledeki komşular da konuşmaya başladı. “Zeynep’in Ali’den ayrılması iyi olmadı,” dediler. “Çocuk yazık oldu.” İş yerinde ise patronum sürekli fazla mesaiye kalmamı istiyordu. Bir gün fazla mesaiye kalamayınca işten çıkarıldım.
İşsiz kaldığım o günlerde, annemle babamın evine döndüm. Babam sessizdi ama annem her fırsatta “Keşke biraz daha sabretseydin,” diyordu. “Boşanmak kolay mı sanıyorsun? Kadının sırtında yükü ağır olur.”
Bir gece Emir uyurken pencereden dışarı baktım. İstanbul’un ışıkları göz kırpıyordu ama ben karanlıkta boğuluyordum sanki. İçimde hep aynı soru: Ben kötü bir anne miyim? Çocuğum için mücadele ederken neden herkes beni suçluyor?
Bir gün Emir’in doğum günüydü. Pastayı kendim yaptım; üstüne küçük bir araba koydum çünkü arabaları çok severdi. Nevin Hanım ve Ali de geldiler. Hediyeler getirdiler ama aramızdaki soğukluk pastanın üzerindeki mumları bile söndürdü sanki.
Ali bana bakmadan Emir’e sarıldı: “Canım oğlum, baban seni çok seviyor.” Sonra bana döndü: “Zeynep, seninle konuşmamız lazım.” Mutfakta karşıma geçti: “Emir’i daha sık görmek istiyorum.”
“Tabii ki görebilirsin Ali,” dedim ama sesim titriyordu.
“Bak Zeynep,” dedi Ali, “Nevin de söylüyor; sen bu çocuğa tek başına yetemiyorsun.”
O an içimdeki öfke patladı: “Yetemiyorsam neden yardım etmiyorsunuz? Neden nafaka ödemiyorsun? Neden sadece eleştiriyorsunuz?”
Ali sustu ama Nevin Hanım hemen lafa girdi: “Biz senin gibi kadınlardan korkarız Zeynep! Hem çalışıp hem çocuk büyütülmez!”
O gece Emir’in yanında ağlamamaya çalıştım ama gözyaşlarımı tutamadım. Sabah olduğunda aynada kendime baktım: Gözlerim şişmişti ama içimde bir karar vardı artık.
İş aramaya başladım; sonunda bir kafede garsonluk buldum. Yorucu ama en azından kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyordum. Emir’le her akşam birlikte yemek yaptık, bazen makarna bazen menemen… Onun gülüşü bana güç verdi.
Bir gün Emir okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamla neden birlikte yaşamadığımızı soruyor.” Dizlerimin üstüne çöktüm ve ona sarıldım: “Bazen anne ve babalar ayrı yaşar ama seni ikimiz de çok seviyoruz.”
Ama içimde hep aynı acı vardı: Toplumun gözünde eksik bir anneydim sanki…
Aylar geçti; Nevin Hanım’ın eleştirileri azalmadı ama ben artık daha güçlüydüm. Bir gün kapımı çaldı; elinde Emir’e oyuncak getirmişti.
“Zeynep,” dedi sessizce, “Belki de sana haksızlık ettim.”
Gözlerim doldu ama bu kez ağlamadım. Çünkü biliyordum ki annelik sadece evde oturmakla ya da başkalarının onayını almakla olmuyordu.
Şimdi size soruyorum: Bir kadının iyi bir anne olup olmadığını kim belirler? Toplum mu, aile mi yoksa sadece çocuğun sevgisi mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?