Bir Anneler Günü ve Kırık Bir Kalp: Kayınvalidemle Yaşadığım Hayal Kırıklığı
“Zeynep, ben bu akşam Ayten Hanımlar’a gideceğim. Çocuklara bakamam, kusura bakma.”
O an, mutfağın ortasında elimde çay bardağıyla donup kaldım. Kayınvalidem, Hatice Hanım, her zamanki gibi kibar ama mesafeli bir ses tonuyla konuşmuştu. Oysa ben, o gün iş yerinde kriz çıkınca, çocukları bırakacak kimsem olmadığı için son çare ona koşmuştum. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. “Ama Hatice Hanım, toplantım çok önemli. Lütfen, sadece iki saat…” dedim, sesim titreyerek. Yüzüme bile bakmadan, “Zeynep’ciğim, ben de insanım. Hep ben mi bakacağım çocuklara?” dedi ve arkasını dönüp odasına gitti.
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır iyi bir gelin olmak için uğraşmıştım. Eşim Serkan’ın ailesine saygılı, çocuklarına düşkün, evine bağlı bir kadın olmaya çalışmıştım. Ama şimdi, en çok ihtiyacım olduğu anda, Hatice Hanım başka bir planı tercih etmişti. Çocuklarım Ege ve Defne, salonda oyun oynarken bana bakıyorlardı. Onlara nasıl anlatacaktım? “Anneanne gelecek mi?” diye sordular. “Hayır canım, bu akşam gelmeyecek,” dedim, boğazımdaki düğümü yutmaya çalışarak.
Serkan’a mesaj attım: “Annen bakamayacakmış, ne yapacağız?” O ise her zamanki gibi kısa ve umursamaz bir cevap yazdı: “Ben geç çıkacağım, sen hallet.” O an, evin içinde yalnızlığımın ağırlığıyla ezildim. Annem başka şehirdeydi, komşulara güvenemiyordum. Kafamda bin bir düşünceyle çocukları uyutup, toplantı için bilgisayarımı açtım. Ama aklım hep Hatice Hanım’ın sözlerindeydi: “Hep ben mi bakacağım çocuklara?”
O gece, çocuklar uyuduktan sonra salonda oturup ağladım. Kendimi suçladım, belki de fazla yüklenmiştim ona. Ama sonra düşündüm: Benim annem olsa, torunlarını bırakır mıydı? Annem her zaman, “Senin işin varsa, çocuklar bana emanet,” derdi. Ama Hatice Hanım için torunları, kendi sosyal hayatından daha önemli değildi demek ki.
Ertesi gün Serkan eve geldiğinde, ona her şeyi anlattım. “Senin annen bana hiç destek olmuyor,” dedim. Serkan ise omuz silkti: “Annemin de hayatı var Zeynep, sürekli senden hizmet bekleyemezsin.” O an içimdeki öfke patladı: “Ben de insanım Serkan! Benim de hayatım var! Ama hep ben fedakârlık yapıyorum. Senin annen için, senin için, çocuklar için… Peki ya bana kim destek olacak?”
Serkan’ın yüzü asıldı. “Abartıyorsun,” dedi. O an anladım ki, bu evde yalnızdım. Kendi ailemden uzakta, eşimin ailesinin gölgesinde, her zaman ikinci planda kalıyordum. Hatice Hanım ise, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi bana börek getirdi. “Al kızım, çocuklar yesin,” dedi. İçimden “Keşke börek yerine biraz anlayış getirseydin,” diye geçirdim.
Günler geçtikçe, Hatice Hanım’la arama görünmez bir duvar örüldü. O, torunlarını seviyor gibi yapıyor ama asla gerçek anlamda yanımızda olmuyordu. Ege hastalandığında, “Aman bana bulaşmasın,” dedi. Defne’nin doğum gününde ise, “Benim arkadaşımın mevlüdü var, gelemem,” diye bahane buldu. Her seferinde çocuklar üzülüyor, ben ise onların gözlerindeki hayal kırıklığını görmekten kahroluyordum.
Bir gün, Ege bana sarılıp “Anneanne bizi sevmiyor mu?” diye sordu. O an yüreğim parçalandı. “Hayır canım, anneannenin işleri var,” dedim ama gözlerim doldu. Çocuklarımın gözünde aile kavramı, eksik ve yaralıydı artık.
Bir akşam, Serkan’la otururken ona sordum: “Senin annen neden böyle? Neden bize hiç destek olmuyor?” Serkan sessiz kaldı. Sonra, “Annem gençliğinde çok yalnız kalmış. Babam hep işteymiş, o da kendi başının çaresine bakmayı öğrenmiş. Belki de bu yüzden kimseye yük olmak istemiyor,” dedi. O an biraz olsun anlamaya çalıştım Hatice Hanım’ı. Ama yine de, insan en çok ailesinden destek beklerdi, değil mi?
Bir gün cesaretimi topladım ve Hatice Hanım’la yüzleştim. “Hatice Hanım, size kırgınım. Bazen çok yalnız hissediyorum kendimi. Sizin desteğinize ihtiyacım var,” dedim. O ise gözlerini kaçırdı: “Ben de gençken çok yalnızdım Zeynep. Kimse bana yardım etmedi. Şimdi herkes kendi başının çaresine bakmalı diye düşünüyorum.”
O an anladım ki, Hatice Hanım’ın kalbinde eski yaralar vardı. Ama bu, benim ve çocuklarımın da aynı yalnızlığı yaşamasını gerektirmiyordu. O günden sonra, kendi ailemi kurmaya, kendi destek ağımı oluşturmaya karar verdim. Komşum Ayşe Abla’ya açıldım, çocukları bazen ona emanet ettim. Annemle daha sık telefonlaştım. Serkan’la ise uzun uzun konuştuk; evliliğimizdeki yükleri paylaşmaya başladık.
Ama yine de, içimde bir sızı kaldı. Aile dediğin, sadece kan bağı mıydı? Yoksa birbirine gerçekten destek olmak mıydı? Hatice Hanım’ın sevgisiyle büyüyemeyen çocuklarımın gözlerindeki boşluk, bana hep bu soruyu sordurdu.
Şimdi size soruyorum: Sizce aile olmak ne demek? Sadece aynı soyadı taşımak mı, yoksa en zor anında birbirinin yanında olmak mı? Ben hâlâ cevabımı arıyorum…